Pazar, Ekim 25

alışveriş..

hayat bir alışverişmiş meğer.. en basitinden nefes alıp vermekle başlıyoruz yaşamaya.. öyle de devam ediyor.. ilgi alıp veriyoruz.. çocukken bize gösterilen ilgiyi yaşlandıklarında ebeveynlerimize geri veriyoruz.. geleceğimizi alabilmek için bugünümüzü vermemiz gerektiğini de onlardan öğreniyoruz.. bitmiyor.. karşılık alamadığımız bir aşkı sonsuza dek sürdüremiyoruz.. açtığımız kredi bitince hop vazgeçiyoruz aşkımızdan.. ya da tersi olsun.. başlangıçta hiç bi şey hissetmesek bile bizi seven birini sevmeye başlıyoruz.. aldığımız sevgiyi geri veriyoruz.. ayın karanlık yüzüne geçelim.. yapılan bi kötülüğü cezalandırmak için sabırsızlanıyoruz.. bu kez alışverişin adı intikam oluyor.. göze göz.. dişe diş.. kibarcası adalet.. özü yine alışveriş..

aldım verdim.. ben seni yendim.. zamanla ustalaşıyoruz alışverişte.. çok alıp az vermeye çabalamak işimize geliyor.. beş alıp üç verdik mi karda oluyoruz mikro ekonominizce.. hak etmeyene verebileceğimiz bir artık değer birikiyor çıkınımızda.. ver kurtul politikası yetişiyor imdadımıza.. yüklerimizden kurtarıyor.. artık değerimizi alıp yerine karşılıksız umut çekleri veriyor.. baktıkça beni hatırla kabilinden..

al ver.. ver al.. dostlar alış verişte görüyor görmesine de.. nihayetinde el boş.. avuç tam yalanmaklık.. yediğimiz kadarı çıkmış işte bağırsaklarımızdan.. arada bi kaç parazit nasiplenmişse ne ala.. ötesi tortu.. yani ben.. elde var bir.. o da komşunun hakkı.. ya da külün karşılığı.. ne sandın.. karşılıksız mı olacaktı bi avuç kül.. bir nefes duman bile değilken hem de.. biraz kül.. biraz duman.. o benim işte..

sona gelince.. hani gitme vakti.. mutlu ettiklerimizi üzerek ve üzdüklerimizi sevindirerek ayrılıyoruz.. topraktan aldığımızı toprağa.. atmosferden aldığımızı atmosfere.. insandan olanı insana.. aldığımız kadarını veriyoruz.. ne bir eksik ne bir fazla.. boşlukta kapladığımız hacmi sonradan yok olmak üzre bırakıp borçsuz alacaksız ayrılıyoruz.. sonsuz dinginlikte minicik bi çırpınışmış hayat.. suya yazılan destan.. al ve ver arasında sıkışıp kalan bir eşittir işareti.. ilk nefeste ciğerlerimize dolan hava son nefesimizle çıktığında anlıyoruz ki hayat bir alışverişmiş meğer.. aldığımız kadarını vermek şartıyla yaşamışız.. emaneten..

bir istisna var.. giderken açık bıraktığımız bir hesap.. evlat.. aslında çocuk sahibi olmak öyle çok üzerinde kafa yorup yaptığımız bi şey değil.. programlandığımız üzre tahrik oluyoruz sevişiyoruz ve oluyor.. ama bu diğer zamanlarda bu konuda düşünmeyeceğimiz anlamına gelmemeli.. misal şimdi..

çocuk sahibi olmanın çok bencilce bir seçim olduğunu düşündüğüm zamanlar oluyor.. baş roldeki insan yavrusunun dünyaya gelmek ya da gelmemek seçiminde hiç bi söz hakkı yok.. doğacağı yeri ya da ana babasını seçmek de yok.. bir oldu bittiyle doğuyor hayata.. ne olup bittiğini kavramaya başladığında çoktan yaşını almış hayata ve ailesine bağlanmış oluyor.. nadiren düşündüğünde ebeveyninin değişiklik arayışının veya birbirlerine bağlanma gereksiniminin ya da gelecek kaygısının hatta giderken dünyada iz bırakma arzusunun bir mahsulü olduğunu fark etse de onları affetmekte zorlanmıyor.. affetmekle kalmıyor model alıyor.. ve insan nesli devam ediyor.. emanet alınan hayat bir sonraki nesle veriliyor.. alışveriş devam ediyor..

geride bir iz bırakmak için tek şansımız bir insan üretmek.. varis sahibi olmak yani.. genlerimizi birikimimizi dünya görüşümüzü dilimizi hayallerimizi öfkelerimizi nefretlerimizi mücadelemizi bize dair ne varsa hepsini yaşatacak bir insana muhtacız.. çünkü her ne kadar itiraf etmekte zorlansa da bu deli divane gönül sonsuzluğa müştak.. komik oldu bak şimdi bu.. yokluktan bilinmezlikten kaçtıkça yine aynı çukurda buluyoruz kendimizi.. saçma bi bayrak yarışı.. kendimizi içinde bulduğumuz bu bayrak yarışında koşmuyorum ulan demek gerek belki.. hayırsız evlat olmak gerek.. bana verdiğiniz emaneti vermek için çocuk yapmıyorum diyebilmek.. alışverişi tümden bozmanın başka yolu var mı..

7 yorum:

Ebru dedi ki...

alışverişi bozamazsın. yok olmak istesen olamazsın, çünkü yokluk da bir varlık. yokluk bir varlıksa nasık yok olabilirsin ki?
bir de nazan bekiroğlu'nun dediği gibi;

gidenlerin yokluklarında bıraktıkları boşluk, varlıklarıyla doldurdukları yerden daha geniş..

http://www.nazanbekiroglu.org/kitaplarindan-secme-metinler/mor-murekkep-kitabindan-secme-metinler/siyah-kelebekler.html

fevkalade olağan dedi ki...

şimdi bi daha okudum da.. olmamış.. derdimi anlatamamışım.. biliyorum.. yine denesem yine anlatamam.. vakti saati gelmemiş demek.. bu da ilginç.. bi dili ne kadar bildiğimizi anlatırken derdimi anlatacak kadar diyoruz.. sanki çok kolaymış gibi derdini anlatmak..

Ebru dedi ki...

normaldir. yine nazan bekiroğlu;

"Kelime büyülü şey. Ve her büyü gibi ürkütücü. “Akşam” sözgelimi. Tekrarlıyorum: Akşam, akşam. Bildiğim, sadece kendi akşam’ım. Söyler misiniz benim akşam’ımla sizin akşam’ınız uyuyor mu birbirine? “Yağmur” ya da, yağmur, yağmur. Sizin yağmur’unuzla benim yağmur’um aynı mı? Dahası benim yağmur’um, yağmur mu; akşam’ım akşam mı? Bunu kim belirleyecek?"

http://www.nazanbekiroglu.org/kose-yazilari/mor-murekkep-zaman/yagmur-ve-yagmur-2.html

yesari dedi ki...

kulak asma sen evdekilere..erkek dediğin en az 35 inde evlenecek...bulursun çıtır bi kız...gönlü olur sizinkilerin:)))

potatiumk dedi ki...

alın verin, hayata can verin

kaba şimşek dedi ki...

aldım verdim ben seni yendim, suyunu içtim.... dedikten sonra teşekkür edip eyvallah demek lazım. vicdan insana atılmış en büyük kazıktır bro. o varsa, kendini de kessen o isyan içinde patlayacak.

Adsız dedi ki...

anlatmissin ustat hem de cok guzel anlatmissin.yalnizca ust gercekler konusur sessizligin diliyle.onlar kalbe ,egip bukmek ,oynamak istemiyecegin derin bir tatmin ve ciddiyet duygusunun esliginde dokunur gecerler .
astrolojik,genetik,sosyolojik ,folklorik,kaotik, etkilerin sirli terkibini yasayan robotumsularimiz .
o sansli bi velet olacak senin yuzunden.devam.