Pazartesi, Ağustos 31

boktan bi mevzu.. III..


boktan bi mevzu efsanesi devam ediyor

nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak.. çok işgüzar bi emrivaki bu.. ilk okuduğum yeri hatırlıyorum.. bizim dükkanın yakındaki bi umumi hela.. ilk kez WC yazısını görüp bi türlü anlam veremedim yer aynı zamanda.. kapılarının üzerinde kadın ve erkek ayakkabılarının yerel bir ressam tarafından olabildiğince dandirik çizilmiş resimleri olan.. kadınlar bölümünü hiç görmediğim ama erkekler bölümünde plastik çiçekler olan.. pisuvarlarında bi takım anlamsız tabletlerin ve nedense sigara izmaritlerinin olduğu.. kabinlerde asla elimi sürmeye cesaret edemediğim renk renk plastik maşrapaların damlayan muslukların altında mevzilendirildiği sıradan keskin sidik kokulu bi hela.. ve duvarında bu yazı.. aynı yerel ressamın fırçasından çıktığına emin gibiyim..

nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak..

çocuk aklımla bile bu yazının anlamsızlığını farketmiştim.. günde bir hadi bilemedin iki kez gideceğim elin helasını neden bulmak istediğim gibi bırakayım.. mesela neden plastik çiçekleri kaldırıp kır çiçekleriyle bezeyeyim orayı.. neden erkekler bölümünün kapısına penis ve kadınlar bölümünün kapısına meme resmi yapıştırayım.. neden bursa işi havlular asayım misler gibi kokan.. neden fotoselli musluklar takayım.. neden plastik eldivenler bulundurayım hazırda benim gibi kıl müşteriler için.. neden ıkınan ve osuran insanların seslerinin diğerleri tarafından duyulmasını engellemek için müslüm baba şarkıları çalayım non stop.. neden neden neden.. neden bulmak isteğim gibi bırakma gibi zorunluluğum olsun..

hadi oldu diyelim.. hayallerimi gerçeğe dönüştürmeye karar verdim.. başka biri gelecek.. o da bulmak istediği gibi bırakmak için herşeyi kaldırıp kendi ideallerini hüküm sürecek.. değer mi bu zahmete.. değmez..

devam etmiycek..

Cumartesi, Ağustos 29

boktan bi mevzu.. II..


başlıktan da anlayabileceğiniz üzre ilk bölümü halkın teveccühünü kazanan boktan bi mevzu yazı dizisi devam ediyor hanım ve de bey efendiler.. sıçma rahatlığında yazan birisinin bu konuyu bu kadar sevmiş olması sizleri şaşırtmamıştır.. aslına bakarsanız bu yazıyı kendimi kendime ispatlamak gibi pek de ulvi olmayan bi maksada matuf olaraktan kılavyeye alıyorum.. nedir bu.. konu bok bile olsa okunmaya değer bişeyler yazabilir miyim.. bakalım görelim..

evvela.. insan organizmasının etrafında taze güzel görünen ve misler gibi kokan lezzetli rengarenk ne kadar zerzevat varsa tüketip tek renk ve iğrençlikle eşdeğer bir çıktıya dönüştürmesinden yola çıkarak bi dünya analoji yapılabilir.. ordan tüketimin boktanlığına dem vurup grimsi tablolarla felsefe yapılabilir mesela.. ama ben bunu yapmamayı tercih edicem.. hadi iyisiniz.. sizi çoluk çocuğunuza bağışladım..

akabinde.. bulunduğumuz coğrafyanın kibarlık budalası insancıkları sittin sene kadar bi süre bok demekten imtina etmişler.. akıllarınca lügat perendeleriyle maynum olmak pahasına bunun yerine ikame edebilecek başkaca ifadeler kullanmayı tercih etmişler.. atalarımızdır saygı duyarız.. lakin yedikleri bu haltı da görmezden gelecek kadar değil.. misal.. sen tut esasen "su-el" anlamına gelen ve dini bi terim olarak kullaılan "ab-dest" kelimesini bok ya da sidik yerine kullan.. evvelce umumi helalarda gördüğünüz "küçük abdest 50 büyük abdest 100" levhalarını hatırlarsanız mevzu biraz daha aydınlığa kavuşmuş olur.. peki merak ediyo muyuz bu kullanım nasıl olmuş da olmuş.. dilceğizimize yerleşmiş.. ben sizin yerinize de merak ettim.. ve araştırmadım.. zira gerek yoktu.. meğersem biliyormuşum..

şöyle ki.. terbiye timsali eski insanlar vaktiyle sıçmak ve ya işemek yerine "abdest bozmak" deyimini kullanırmış.. paşalar sürekli abdestli olaraktan dolaştıkları için çişleri geldiğinde "mirim ben bir küçük abdest bozayım müsadenizle.." diyolarmışmış.. gel zaman git zaman bozmak kısmı atılmış amma ve lakin "küçük abdest" baki kalmış.. küçüğü olur da büyüğü kusur mu kalır.. o da var doğal olarak.. şimdi tam burda bunu yazarken aklıma gelen bi soru var ki sormazsam çatlarım.. acaba o dönemlerde "sevişmek" yerine "gusül abdest bozmak" gibi bi deyim de türetilmiş miydi.. ya da bu yollu bi küfür mevcut muydu.. "gusül abdestini bozdumun evladı" gibi.. bu sorunun cevabını antropolog biladerlerimize bırakıp pek mühüm olan mevzumuza devam edelim..

ilk mektep yıllarındayız.. küfür ve argo alemine ilk adımlarımı atmak üzreyim.. bu deneyimi yaşarken kullandığımız sözcük neydi.. tabi ki bok.. zira o yıllarda leyleklerin bebek kargosuyla iştigal ettikleri yalanına olan bağlılığımdan ötürü sikmeli sokmalı mevzulara henüz gözümü açmamışım.. benim için bir insana söylenebilecek en ağır söz boktur.. ötesi yoktur.. yılları..
tabi böyle düşünen bir tek ben değilim.. beyaz kurdeleleylen bağlanmış örgülü saçlarını savuttura savuttura öğretmene doğru seyirten ve "örtmenim cayit çok ayıp bişey söledi ama söleyemem.." diyen şimdinin feysbuk müdavimi emel de benimle aynı görüşte.. bi tek o olsa yine iyi.. asıl mesleği işkence sanatları olan ve ihtisasını tebeşir kullanarak kulak ezme tekniği üzerine yapmış çok sevgili öğretmenim canım benim nermin örtmen de emelle aynı fikirde.. bu anıyı yazıya dökünce farkettim ki konu seçimimde bi takım psikanalatik etmenlerin bi hayli rolü olmuş.. yıllardır içime atmışım lan resmen.. patlaması bu güne nasipmiş..

bu boktan mevzuyu bi araştırmanın ilk adımıyla nihayete erdirmek istiyorum.. bu nasıl söylenir hiç bilemediğim için bodoslamadan dalıyorum.. lan var ya.. benim sigara içerken sıçmaklığım geliyo.. böle her sigara içtiğimde değil ama.. ee.. nasıl diyim.. yani geleceği varsa bu sigara içerken oluyo.. şayet bu durumu benden başka deneyimleyen birileri varsa buradan olmasa bile e posta şeysimden yazabilirlerse müteşekkir olucam.. kim bilir.. belki de bbc belgesellerine konu olabilecek öneme haiz bir gerçekliğin eşiğinden adım atmak üzreyiz.. bak bunu okurken gülüyosanız çok ayıp ediyosunuz.. nedir yani olamaz mı.. arşimet de hamamda kese atarken bulmadı ampulü.. gavur yapınca oluyo da biz yapınca mı olmıycak.. he bi de.. türkiyede "akrepler" diye bi müzük grubu olsa çok banal buluruz.. ne o öle ilkokul çetesi gibi diye dalga geçeriz.. "scorpions" olunca herkes ağzı açık ayran budalası oluveriyo.. ilginç şeyler bunlar..

ennihayet.. ilk baştaki soruyu cevaplamanın vakti geldi.. konu bok olunca sadece sıçılıyomuş bilader..


devam edicek..


Çarşamba, Ağustos 26

boktan bi mevzu..

lütfen birazdan yazacaklarımdan dolayı beni tenkit etmeyin.. hor ve hakir görmeyin.. neticede bu nanenin adı blogsa.. blog demek günlük demekse.. o gün napıyoruz onu yazıcaz di mi.. ha ben pek yapmıyorum ama anafikir bu.. misal ben bugün elli kere sıçtıysam ve bunu yazmadıysam hayatıma dair çok büyük bi bilgiyi sizden saklamış olurum.. size böle bi haksızlığı reva görmektense kişisel karizmamın yerle yeksan olmasını yeğlerim.. yani her zaman olmaz ama bu seferlik yeğliyeyim dedim.. ne yaptımsa sizin için..

ayıptır sölemesi ben bi kaç günür fena halde ishalim.. böle nası diyim götümden işiyorum gibi bişey.. hal bu iken günde vasati 40 kere oturduğum klozetten kalkınca insanlık hali dönüp eserime bakmak gibi bi ihtiyaç içersinde olmam.. ve hemen akabinde gördüğüm şey.. şey dedimse yannış anlaşılmasın.. bok yani.. işte o bok tam falına bakılmaklık.. ben hiç anlamıyorum o fal işlerden ama bilen biri orda ne şekiller görür.. ne kehanetler çıkarır.. ne üç vakitler.. ne adının ikinci harfi s ler.. neler neler.. gerçi benim bu sıçak falından pek bi beklentim de yok.. yeter ki ne zaman yeniden katı sıçabileceğimi söylesin.. başka bişey istemiyorum.. bununla mutlu olabilirim..

mutluluk dedim de.. hani şu abidin biladerimizin yaptığı mutluluk tablosu var ya.. rivayet olunur ki hikmetinden sual olunmayan nazım kişisi ressamıza "bana mutluğun resmini yapabilir misin abidin.." demiş.. abidin de kankişinin gönlünü hoş etmek için karalamış işte şöle bişeyler..
şimdi ben bunu neden anlattım.. şöle ki.. şayet abidin o muhabbetin yapıldığı sırada benim şu sıralar olduğum gibi cırcır olsaydı o resim çok farklı olabilirdi.. ya da şöle söyliyim.. aynı şey şu sıra benden istenmiş olsa elime aldığım tuvalin üstüne bob ross biladerimden öğrendiğim bi kaç usta fırça darbesiyle parıldayan mutlu bi klozet ve sevimli kaskatı irice ve tabi ki mutlu bi bok resmederdim.. mutluluğun resminin nesnesini bi bok olarak kabul etmek sizler için olduğu kadar benim için de kolay değil ama kabul edin.. müzmin bir ishal mağdurunu daha mutlu edebilecek tek bişey var mı şu yalan dünyada.. aslında tam da burda tasvir ettiğim gibi bi bok resmi iyi giderdi fakat benim de bi iğrençleşme eşiğim var.. yuh ulan o kadar da değil yane..


okur.. bak bi.. öle yüzünü ekşitme çarparım.. baştan uyarmıştım.. boktan bi mevzu olduğunu ta en tepeye yazmıştım.. ne bekliyodun yani..

Cumartesi, Ağustos 22

hiç yoktan iyi midir..


varoluş üzerine pekçok bişeyler söyleyenler var.. şimdi hakkını yemek olmaz.. yokoluş da bi o kadar enteresan bi mevzu.. daha bissürü hususu olduğu gibi yok olmayı da aklım almıyo.. bi prova yapayım diyorum.. kendimi hiç bi şeyin olmadığına inandırmaya çalışıyorum.. gözlerimi sımsıkı kapatıyorum.. ışık yok.. kulaklarımı kapatıyorum.. ses yok.. nefesimi tutuyorum.. hareket yok.. boşlukta olduğumu düşünüyorum.. üzerinde olduğum yatak yok.. sonra hiç bişey düşünmemeye çalışıyorum.. ben yokum.. ben yokum.. ben yokum.. bin kere aynı telkini versem de varım ulan işte.. buz gibi varım.. bi an bile yok olduğumu hissetsem yeticek aslında.. ama yok.. olmuyor.. ne etsem şarterlerimin tamamını kapatamıyorum.. yok olmayı arzuladığım ölçüde var oluğumu hissediyorum..

belki de seçtiğim yöntem yannış.. yok olmak için alışmak yolunu seçmeliyim.. misal.. koluma minik bi sinek bile konsa orda bişeyin var olduğunu hissedebiliyorum.. ama sürekli tenimle temas halinde olan giysilerimi hissetmiyorum.. bi misal daha.. her evin olduğu gibi içinde bulunduğum evin de kendine has bi kokusu var.. içerde geçirdiğim saatler sonunda o koku artık benim için yok.. ya da ta içimde paldır küldür atan kalbimin ritmini farketmem için özel bi dikkat sarfetmem gerekiyo.. dikkat etmesem o da yok.. daha bi dünya misal..

sonuç.. tam anlamıyla yok olabilmek için olan ve olabilecek olan tüm uyaranlara alışmış olmak gerekiyor.. olası mı.. bilemiyorum..

yok olmak derin bi mevzu.. alın size bi toğori daha.. bi takım akıl hastalıkları var.. gerçek ve gerçek olmayan arasındaki çizgi kayboluyor.. aynı şeyi hipnoz ile de yapıyolar.. ama tabi o geçici.. bunun ömür boyu sürenini düşünün.. hayal arkadaşı veya çoklu kişilikler gibi.. bununla ilgili bin tane filim kitap falan var.. şimdi bomba geliyor.. ya ben yoksam.. gerçekte var olan başka birinin hayalinde ürettiği hayali bir kişiliksem.. var olduğum tek yer o hastalıklı aklın bi köşesiyse.. ve orada hapsolduğum için bu durumun farkına varmam imkansızsa.. ya sen de yoksan.. öyle ya.. ikinci tekil kişinin varlığı birinci tekil kişiye şartlı.. ben yoksam sen hayli hayli yoksun.. o da yok.. onlar da yok.. her birimiz o hasta aklın iç içe geçmiş birer üretimiyiz..

çok saçma değil mi.. evet bunu ispatlamamın asla imkanı yok.. ama bi dakka.. bunun tersini ispatlayabilmemin de aynı şekilde bi yolu yöntemi yok.. bu da yok olmaya dair bir varsayım olarak kalsın.. matriksin aynısının biraz değişiğinin tıpkısı bi durum.. geçtik.. bitti mi.. hayır.. yokluk ve varlık daha çok su götürür..

dekart biladerim hiç alınmasın gücenmesin ama düşününce varolunmuyo bilader.. tamam kısmen olunuyodur ama o varlıktan bi tek düşünenin kendisi haberdar olunca mevzu biraz askıntıda kalıyo.. benim hiç olmadı ama yukarda da bahsettim.. hayali arkadaşı olan insanlar var.. bir başkasının varlığını test edip onaylamadığı bişey varsa bile yok sayılabiliyo bu materyalist dünyada.. yanisi ben bi kenara oturup arpacı kumrusu gibi akşamdan sabaha düşünsem kendime kadar varım.. sana ona buna ötekine berikine yokum..

hal bu iken.. beşeri yaşantının içinde varlığımızı hisset-tir-mek için diğer insanların düşüncelerinde bi takım dalgalanmalar oluşturmaya gerek duyuyoruz.. meğer ki otobüste yanımıza oturan yeşil gözlü esmer tenli dasdaş hatuna "yolculuk nereye bilader.." diyosak.. işyerindeki arkadaşımıza dünleyin izlediğiniz filimden bahsediyosak.. evde sıkılıp büzüldüğümüz bi vakit telefona sarılıp birilerine salça oluyosak.. işte tüm bunlar demincek dillendirdiğim ihtiyacın bir tezahürüdür.. varlığımıza şahit yazdırma telaşıdır.. dırdirturtür.. itiraz istemem..

heppirlikte mutlu sona yaklaştığımız şu kutlu dakikalarda mevzunun sanal boyutunu ele alacağız.. ele almak gene iyi aslında.. bunu konuşarak aktarıyo olsaydım ağza alıcaktım.. hiç öle random random gülmeyin biladerlerim.. siz de kulağınıza alacaktınız götelekler.. bu engel olamadığım espiriyi de yaptığıma göre mevzuya dönüyoruz.. dedik ki sanal.. şimdi ben burda bunları yazmıyo olsam.. ki nadir de olsa yazmadığım zamanlar oldu.. olur.. neden olmasın.. o dönemlerde siz sanal bebeklerim için aslında yok-t-um.. farkettim ki kendim için de durum farklı değil.. yok olmak güzel bişey olmadığından kelli harala gürele yazıyorum.. başkalarının yazdıklarını okuyorum.. okuduğumu belli ediyorum.. siz de aynısını yapıyosunuz.. hülasası hebbirlik olup sanal varlığımızın karşılıklı yalancı şahitliğine soyunuyoruz.. alış veriş olduğu sürece bozacı da şıracıda halinden memnun..

şimdiye kadar aynı şeyleri çorba edip tekrar tekrar yazmış olmamdan da anlayacağınız gibi aslında düşündüklerimi tam olarak anlatamıyorum.. ne etsem mevzuyu şu aşşadaki finale bağlayamıyorum..

bu yazıyı bitirip gönderdiğimde aç kurtların önüne bi parça et atmakla muadil bi duyguyu yaşayacağım.. garip olansa hemen akabinde ete saldıran kurtlardan biri de ben olucam.. böyle neşınıl ciyogrefik bi ambiyansta var olduğumu hissedicem.. sonrası da işte varlık ve yokluk arasındaki çizgide sek sek oynamak.. bir varmışım bir yokmuşum.. karışık karışık işler..

not.. tepedeki resme boşuna bakmayın.. orda bi bok yok..

Salı, Ağustos 18

doğru herifi bulma rehberi..



uyarı.. burada verilen bilgiler tavsiye niteliğindedir.. ha oldu da denediniz.. tutmadı.. gelip başıma ekşimeyin.. bunu da yasal olmasa da etik bi yükümlülük olarak görüp belirtme gereği duyuyorum.. yani benden günah gitti.. okudum uyarıldım ve devam etmek istiyorum diyosan bütün sorumluluk senin.. yok bilader bana uymaz diyosan çıkış sağ üst köşede.. çarpıya tıkla.. bu kafayla bulabilirsen tabi.. bak hala okuyo.. yörrü..

neyse o cibiliyetsizlerden de kurtulduğumuza göre artık işimize bakalım.. nicedir aklımda.. kırık kalpler sokağını mesken tutan hatun kişileri gördükçe içim parçalanıyor.. biri gitmiş efendi adam yerine piç tercih etmiş.. öteki evlenilecek adamla eğlenmek suretiylen herifi mundar ediyo.. beriki ben tektaşıma bakarım.. herif onun yanında promosyon olsun yeter kıvamında.. bi başkası ısırıp ısırıp bırakıyo.. daha daha başkası gitmiş başkasının önünden yemenin derdine düşmüş.. bunları görüp bilip sessiz kalamazdım.. buyrun size kargadan ikinci el misler gibi kılavuz.. açılımsa açılım.. yol haritasıysa en kıralı..

1. önce şunda anlaşalım.. senden bağımsız bir doğru adam.. lisanı britani ile the one yok.. olsaydı bütün dünya aynı adamın peşinde koşardı.. ve emin ol o da sana yar olmazdı.. demek ki neymiş doğru adam adayını the one yapacak olan senmişsin.. saf saf bakma öle.. sana diyorum aloo.. bak halaa saçıyla oynuyo..

2. doğru adamı bulmaya çalışmadan önce bi kendine bakıcaksın.. şöle dış görünüşünü bi şekle şemale sokucaksın ki.. gördüğünde o da seni beğensin.. bi şansın olsun.. şimdi bi dik dur bakıyım.. hah şöle..

3. doğru adam adayını çok fazla aramak yersizdir.. bulunan ilk adayda ilk denemeyle sürece başlamak lazım.. vakit az.. çok pratik yapmalıyız.. ben hiç bişey bulamadım diyenler benim üzerimde deneme yapabilir.. ulan ne şanslısınız.. ne yapıyosam hep sizi düşündüğümden..

4. adaya karar verdikten sonra.. özünde sınırsız olan beklentilerine bi set çekip hedefi ortalama bi insan evladı düzeyine çekmelisin.. bi ütopya yaratıp ona aşık olursun olmasına da.. sonu hüsran.. sonu salya sümük..

5. o kitaplardaki ve filmlerdeki aşkları bi unut.. şöyle düşün.. o gördüklerin bilim kurgu.. gerçek hayatta olmaz öyle şeyler.. film icabı onlar.. orda bi sürü yönetmen ışıkçı falan var.. demem o ki beynini yıka temizle öle gel..

6. doğru adam adayına geri döndük.. şöyle bi alıcı gözle bak.. bi kere bu bi adam mı.. adam değilse doğru hiç olmaz.. boşa yatırım yapmayalım..

7. adam olması için gereken ilk koşul sorumluluk sahibi olması.. bunu takiben.. işi gücü var mı.. kendi başına bişeyler yapabilmiş mi.. mazideki ilişki sayısı ne.. neden bitmiş.. çaktırmadan araşır.. tüm bunlar senin fizibilite ödevin.. yuh bu kadar da maddiyatçı olma deme.. bunların hepsinin altında yatan çok önemli sebepler var.. tabi şimdi açıklamıyamıyorum ama bu olmadığı anlamına gelmez.. gelmez dedikse gelmez uzun etme işte.. daha bi dünya madde yazıcam..

8. unutmayalım.. doğru adam da en az sizin kadar zor beğenen kıl bi herif olabilir.. sürecin her aşamasında adayını ürkütmemeye özen göster.. bi çuval inciri berbat etme.. o kadar emek verip bu yazıyı yazıyorum.. tepemi attırma..

9. ilişkinin ilerleyen aşamalarında kendini bu kişinin doğru adam olduğuna inandır.. 99luk tesbihle günde 9 devir evet doğru adam budur demekle olmaz.. yani kafandaki doğru adam tanımını bu adama göre revize et ki.. soru işaretlerinden kurtulabilesin..

10. peki yakışıklı biladerim.. doğru adam olduğunu ne zaman tam olarak anlayacağım.. diyosan.. cevabı şu.. asla.. çünkü bu karşındaki durağan bi yaratık değil.. bugün doğru adam olsa bile yarın ne olacağı belli olmaz.. ama şu var.. sen onu doğru tutabildiğin sürece öyle kalabilir.. bak yine de kesin konuşmuyorum.. sonra gelip hesap sorma..

11. unutmadan.. bi de electra kompleksi midir ne haltsa.. şu kafandaki babam gibi olmalı zırvasını sil.. ha.. sen anan gibi olmak istiyosan o ayrı tabi.. ne güzeldi o yoncimik şarkısı.. yakışıklı babam gibi.. aşık oldum anam gibi.. trilaylollom..

12. son olarak.. bu yöntemleri kullanarak yoldan geçen herhangi birini bile doğru adam olarak ilan edebilecek olman burada anlatılanların tırt olduğu anlamına gelmez.. hele sen bi dene.. ya da ben neden hep yannış adamlarla karşılaşıyorum diye yakınmaya devam et.. seçim senin.. bana giren çıkan bişey yok.. bu yazıyı okuyosan -ki hiç saklama okuduğunu biliyorum- belli ki sana da yok..

13. şş.. sen.. bak sana diyorum.. itiraz edicek gibi duran.. sen pek anlamadın bu yazıyı.. başa dön bi daha oku..

Salı, Ağustos 11

valide hatun insanı..

aşağıdaki konuşmada geçen f o bizat ben kendimim.. v h i ise bizzat annem olur..

f o- anneaoov..

v h i- bak bu kapıcının kızı.. avkatla pastane nişanı yapmışlar ama oğlanın anası istemiyo.. çocuk da anasının ağzına bakıyo.. (tvde gündüz kuşağı kadın programı izliyor)

f o- ya bırak şunları.. mizansen onlar.. benim telefonun yuesbi kablosunu gördün mü.. (lan salak.. kadın ne bilsin usb kablosu nedir..)

v h i- babanın telefonunu taktım şarzoluyo..

f o- o değil be anacım.. böle bi metrelik bi kablo sabah masanın üstündeydi..

v h i- ha onu şeye koydum ben.. oraya bak.. anasının kuzusu..

f o- (oranın nere olduğunu bilmeden oraya bakmaya gider.. çekmeceyi açar..) ya kuzusunun anası.. yok işte burda..

v h i- ordadır.. gözünü dürtse göremezsin sen.. (neyse ki program reklama girer de anne gelir..) çekil ordan bakıyım.. (o da çekmeceye bakar.. garip bi şekilde aramızdaki konuşmada çekmecenin lafı geçmemesine rağmen anlaşmışızdır..)

f o- yok işte.. baktım ben..

v h i- nasıl yok.. bişeyi beceremezsiniz.. götünüzü ben toplıycam illa ki.. al burda.. (hakkatan da çekmedeymiş lan..)

f o- iyi de sen neden kaldırdın ki bunu.. illa saklambaç oynatacan di mi.. nıck.. nıck.. nıck..

v h i- ben toplamasam kendini bulamazsın burda.. her yer her yerde.. dandini.. bik vik bik bik vik..

yaa işte böyle sayın kari.. anacağzımla günlerimiz böyle geçiyor.. o saklıyo ben arıyorum.. ne güzel di mi.. hatta gülme eşiği düşük bazı zevat için komik bile sayılabilir bu vaka.. ama kazın ayağı perdeli dostlar.. işin içinde iş var.. nedir valide sultanı bu davranışa iten.. sair günde elimin altında olan şeyleri saklamasının altında kalıbı devirmiş karpuz büyüten nedenler neler..

araştırmak bulmak gerek.. ilk gençlik yıllarını bir abla bir teyze ve bir annağne ile geçirmiş biri olarak iddia ediyorum ben bu karı milletinin ciğerini bilirim.. o evden ipne olmadan nasıl çıktığım ayrı bir yazının konusu olabilir ama orada üç kuşağın sentezinden pratikte işime yarayan çok mühim hayat dersleri talim ettim.. konuyu dağıtırsam toparlayamamaktan korkuyorum ki an itibarıyla sıçtım sıçacam diyebilirim.. keskin bi dönüşle yukarıda alıntıladığım anne davranışına bakıyoruz..

neden saklıyo.. benim bulduğum açıklama şu.. biricik yavruceğizinin artık dana kadar bir herif olması ve kendi işine gücüne bakar olması onun analık otoritesini tehdit eden bir unsur.. dünkü bebesi bugün kendi başına buyruk zırtonun teki olup çıktı.. hiç bi konuda annesine ihtiyaç duymaz oldu.. ee naapsın kadın bulduğu her yolla yavrucağını kendisine muhtaç edip nostalji yapıyor.. farkındayım.. o aradığım şeyleri kasten saklıyor.. ben aşşa yukarı irice bir göt ebatlarında olan evde deli tavuk gibi dolanırken o içinden içinden gülmüyosa ben de yalçın çakırım..

kendisime not.. seni dokuz ay karnında taşıyan.. bokunu yıkayan annene bu kadar zevki çok mu görüyosun lan sıpa.. defol şimdi.. çarpmıyım suratına..

peder bey insanı..

peder beyle konuşuyoruz.. ben bol keseden sallıyorum.. "baba bak amerika yolcu.. gitti gider.. dolar molar varsa ver onları bana.. bozdurayım.. elinde patlamasın.. vardır sende.. gizli saklı.." bunları söylememin arkasından peder bey şöle bi doğruldu.. dedim tamam bi söylev geliyo.. konu da tam onun konusu.. anti amerikanizm dedin mi akan sular durur bizim evde.. sonra başladı konuşmaya ama şivesi inceden karadeniz yaylarına doğru kaymaya başladı.. yöresel öyküleri anlatırken normalde pek öyle olmamasına rağmen şiveli konuşur kendisi.. bütün tiyatral yeteneğini katar öyküye.. ne yalan söyliyim dinlettirir de.. bu geceki anı şuydu..

.........................................................................
dedemin kardaşu.. yani babamun emicesi ali reis daha çecukken meşşur idris kaptanun yanuna tayfa olmuş.. idris kaptan deli doli.. karadenuz gibi.. kaşlarunu çattu mi şimendifer cibi şaplakları patlatip tayfayi dayaktan bezduriyi.. ali reis de daha gemiye ilk adumuni attiği gün zoppadan nasibinu almuş.. ama oyle bi takmuş kafasina ki firsat bulsa picağı kaptanın götuna sokacak.. neyse aşşa yokari bi hafta oldi olmadi.. tağbi ali reis de kamaradan çikmak yok.. vurmuş kafayu yatayi.. nasi bir furtuna nasi bi kiyamet uuyyy.. kurban olduğum allahum koca gemiyi finduk kabuğu cibi bi baturyi bi çıkaruyi.. gemi ha batti.. ha batacak.. tayfa geldi ali reise dedi..
"ula aliiiiy.. kak ula kak.. gemi batacak.. hepumuz oteçi dunyaya postalanacağuz.."
ali reis şole bi doğruldi.. bakti bakti bakti.. sonra dedi..
"ula idris kaptan da ölecek mi.."
tayfa dedi..
"he ula he.. o da ölecek.."
ali reisin yüzu guldi.. dedi..
"madem ki idris kaptan da ölecek.. ula varsın ben da öleyum.. tokunma bağa daa.." .........................................................................

bütün bu hikayeyi neden anlattım.. nedir kıssadan hisse.. e onu da ben açık açık anatıp zekanıza hakaret etmiyim isterseniz.. kalın sağlıcakla..
öbdum canum..

Pazar, Ağustos 9

bebelere isim..

doğmanış çocuğa don biçilmez ama isim düşünülür.. hele ki taze çiftlerin en sevdiği oyunlardandır bu.. lakin ben bu konuda az biraz mavi ekran verdim.. şöyle ki.. milletçe isim verme konusundaki gafletimiz beni feci halde korkutuyor.. tedavülde öyle isimler var ki.. aman allahım.. ya ben de böle bi hata yaparsam diye başımı iki elimin arasına alıp düşünmeden edemiyorum.. misal..

isim yerine sıfat koyanlar..
bu zümrenin sözcük sınıflamalarıyla ciddi sorunu var..
bi arkadaşımın adı mesela masum.. hiç masum diye isim olur mu.. masum bildiğin sıfattır.. başka da var bunlardan..
uslu.. mutlu.. uygar.. vs.

isim yerine emir cümlesi koyanlar..
bu zümre kadar despot.. otoriter başka bi zümre yok.. şu isimlere bakın hele..
sevil.. hıncal.. okşan.. anıl..

isim yerine düz cümle koyanlar..
yuh artık bu kadar da olmaz mı dediniz.. alın işte belgesi..
dursun.. satılmış.. döndü.. yaşar..
adı satılmış ya da döndü olan biriyle tanışıp memnun oldum diyebilir mi bi insan.. merak ediyorum..

kızılderili familyasından gelenler..
bu canlar da çocuğun doğduğu gün etrafında ne gördüyse şak diye onu isim belliyorlar..
su.. deniz.. nehir.. bulut.. çimen..

kuranda geçiyocular..
ah siz yok musunuz siz.. ne bulsanız kuranda geçen anlamadan bilmeden koyverin gitsin..
kezban.. buğra.. burak..
buğra dediğin şey bildiğin devedir arkadaşım.. böle hörgüçlü mörgüçlü.. burak desen o da beygir..

çocuğun büyüyeceğini hesaplayamayanlar..
sanki bebe bi ömür boyu bonzai gibi minyatür kalacak.. düşünsenize alican adında bi cumhurbaşkanı adayı.. adam isimden kaybeder zaten oyların yarısını..

uyum meraklıları..
benimle yaşıt çocuğu bulunan her ailede şayet bir adet esra varsa yanında mutlaka bir adet de elif bulunur.. bazı istisna durumlarda eliflerin tek kaldığı gözlemlenmiştir.. bunlar da ailede kız çocuklarının birle sınırlı kaldığı hallerdir..başka da var..
ahmet mehmet servet mahmut imdat.. bu saydıklarım amcalarımın isimleriydi.. rahmetli dedem şiire pek meraklıymış.. yannız ordaki imdata dikkat edin.. o da ünlem lan.. yardım çağrısı.. ufaccık sabiden nasıl bi yadım beklemiş dedem bilemedim..

bu örnekler daha çoğaltılır da benim bi derdim daha var.. isim verme konusundaki beceriksizliğimizin altında yatan sebepleri gün ışığına çıkartıp nobele falan aday olmak istiyorum..

zaman milattan az sonra.. mekan orta asya bozkırları.. bizim atalarımız yani konu.. rahmetliler çatır çatır sevişiyor.. iş doğan çocuklara isim koymaya gelince hiç kimse kılını kıpırdatmıyor.. yok efendim bi büyüsün de kendi ismini kendi haketsincilik.. olmadı.. dedem korkut gelsin o bi isim bulurculuk.. konu isim koymak olunca zerre miktar beyin fırtınası esmiyor atayurdun bozkırlarında.. bi koyvermişlik ki sorma gitsin.. zamanla güzel yurdum anadoluma göç eden diğer atalar da aşağı kalmamış bu tembellikte.. doğan her çocuğa ya dedelerin ya nenelerin adı verilmiş.. 30 tane padişah varsa 15inin ismi aynı.. bi de numara koyuyoruz her birine.. windows sürümleri gibi..

halk için de durum farklı değil.. o yıllar yokluk yılları tabi.. pirinç yok.. bulgu yok.. e haliyle soyadı da yok.. nolmuş sonra.. bin tane hasan oğlu hüseyin.. ikibin tane ayşe kızı fatma.. gel de çık işin içinden.. neyseki cumhuriyet çocukları az da olsa bu konuda düşünüp yeni isimler türetmeye yeltenmişler.. gerçi onların da buldukları isimleri yukarıda kategorize ettim.. yani durum hiç parlak değil.. yarından tezi bugün bu konuya el atmalı.. biz yandık gelecek nesilleri kurtaralım en azından.. bakın ben şimdiden ortada fol yumurta tavuk kümes hatta inanır mısın kaşık bile yokken düşünmeye başladım.. bi şey bulamadım ama düşünüyorum yani..

Cuma, Ağustos 7

yırttık abijim..

ahir ömrümün ahir bikaç ayı yoğun bi şekilde askerlik muhabbetleri yapmak ve yapılmış olanlarına maruz kalmakla geçti.. ne yalan söyliyim çevremdekiler baya bi eğlendi.. ben de ayıp olmasın kabilinden ehi ühü dedim geçtim.. bu arada bi manga askere yetecek kadar askerlik anısı stokladım.. sıkıldım darlandım ama bitti..

bu iç karartıcı mevzuyu daha fazla uzatmadan neticeyi yazayım.. varsa merak edenlere haber ediyim mülahazalarıyla bişeyler çiziktriyorum.. gerçi bu süreçte ilginç şeyler de oldu.. misal hayatımda ilk kez bi erkeğin pantolonunu çıkar.. uzan.. dizlerini topla.. yan dön.. bacalarını yana yatır.. gibi komutlarına eksiksiz itaat ettim.. ama tabi bunlar ancak bi kaç yıl sonra anlatılıp gülünecek kıvama gelir.. şimdilik yaşanmamış saymayı tercih ediyorum..

sonuç.. başlıktan da anlaşılabileceği gibi askere gitmiyorum.. seneye bu zamanlar bi daha muayene olucam ve büyük ihtimale yine gitmiycem.. sonra bi daha bi daha.. bi gün gelecek artık sen gelme diycekler.. e haklılar da bi yerde.. sen bunca yıl türlü bahneler bul gitme.. sonra tamam la geliyorum deyince onlar da seni istemez.. ben olsam ben de istemezdim.. kalpleri kırıldı bi kere.. ne de iyi kırıldı.. pek de iyi kırıldı..

Pazar, Ağustos 2

onlar basamağı..

onlar basamağındaki sıfır..
güneş o sırada dünyanın diğer yüzünü aydınlatmakla meşguldü.. hava soğuktu.. memleket şartları çetindi.. elektrikler kesikti.. jeneratör bozuktu.. ben de doğamadım.. beni çıkarmak için annemi kestiler.. herkes karanlık için elektirik idaresine.. hastane yönetimine.. hükümete çok kızdı.. kimse beni suçlamadı.. henüz hiç aşık olmamış.. yalan söylememiş.. kalp kırmamış.. ihanet etmemiş.. kavgaya karışmamış.. düşman edinmemiş.. küfretmemiş.. tek bir sigara bile içmemiştim.. sabıka kaydım tertemizdi.. kimse beni suçlamadı.. kimse güneşi de suçlamadı.. henüz ozon delinmemiş.. bu yüzden kanser olan.. ölen olmamıştı.. insanların gözünde güneş de tertemizdi.. varlıklı sayılırdım.. kesik de olsa bir annem.. yaşlanmaya başlayan bir babam.. şaşkın bir abim.. bana bakma planları yapan iki ablam.. karbeyaz bir kundağım vardı..

onlar basamağındaki bir..
siyah önlük giydim.. hayatımın geri kalanında okula gitmekle lanetleneceğimi bilmeden coşa koşa okula gittim.. çok sevdim.. çabuk bıktım.. okuldan kaçtım.. iki hafta sonra ancak yakalandım.. küfür ettim.. kavga ettim.. dayak yedim.. yine ettim.. kibrit kutusundan bozma kartlarla kumar oynadım.. çok kaybettim.. ilk sigaramı içtim.. kolay bıraktım.. ilk kez aşık oldum.. belli bile etmedim.. pek üzülmedim.. hiç üzmedim.. beni pek sevmediğini düşündüğüm bir babam.. herkesin annesinden daha yaşlı bi annem.. şaşkın bi abim.. biri bir yıl sonra ölecek iki ablam.. bi mahalle dolusu arkadaşım.. babamın yanında çalışıp biriktirdiğim haftalıklarımla aldığım kontra frenli süt beyaz bir bisikletim.. yaşıtım kuzenimle bitmek bilmeyen bir rekabetim.. derenin üzerindeki köprüden suya atlamak gibi sıradan hayallerim vardı..

onlar basamağındaki iki..
bir karar verdim.. bir okul seçim.. bir daha ne zaman döneceğimi bilmeden ailemden ayrıldım.. yeni bir şehirde.. yeni bir evde.. yeni bir okulda.. yeni insanlar arasında.. yeni bir ben oldum.. ilk kez aşık oldum.. o beni pek sevmedi.. başka bi kız da beni epeyi sevdi.. ben onun beni sevmesini sevdim.. bir yaklaşık sonuçlarla yetindim.. çok güldürdüm.. o kadar çok gülmedim.. sonra güldürmekten de vazgeçtim.. bir örgüte girdim.. bir ideolojiyi benimsedim.. sonra çok eleştirdim.. ideoloji beni pek sevmedi.. sonra ben de ondan soğudum.. dostça ayrıldık.. yeniden sigaraya başladım.. nasıl olsa en fazla on yıl sonra bırakacaktım.. daha okul bitmeden bir meslek edindim.. para kazandım.. para kazanmak hoşuma gitti.. daha çok çalıştım.. herkes gibi mezun olup çalışmaya başlayacağım gün çoktan çalışmaktan sıkılacaktım.. kır sakallı bir babam.. ondan uzakta yaşadığım şehirde gerçekleşen her kötü olayın benim başıma geldiğini düşünen bir annem.. şaşkın bir abim.. herkesten gizli evlilik planları yapan bir ablam.. okul bittikten sonra bir daha hiç görmeyeceğim ama zaman zaman hep hatırlayacağım bir sevgilim.. farklı annelerden doğan öz kardeşler olduğumuzu düşündüğüm iki ev arkadaşım.. hayata ve geleceğe dair iddialı planlarım.. istediğim her şeyi yapabileceğime dair safça bi inancım.. önüme açtığım bembeyaz bir sayfam vardı..

onlar basamağındaki üç..
okumak için geldiğim şehirde kaldım.. fazla düşünmedim.. kalabalığa uydum.. her gün yakasının kirlenmesinden şikayetçi bir beyaz yakalı oldum.. üç kuruş karşılığında sabah uykumu satıyor olmaktan utandım.. işimden nefret ettim.. tembelliğe methiyeler yazdım.. yıllarca bir kadını aradım.. bazen buldum sandım.. yanıldığımı çabuk anladım.. aramaktan yoruldum.. onun beni bulmasını beklemeye başladım.. beklemekten sıkıldım.. yeniden arayacak gücü kendimde bulamadım.. yannızlığa methiyeler yazdım.. ben hiç aşık olmadım.. sigarayı bırakmayı denedim.. bırakamadım.. yeni bağımlılıklar edindim.. onlardan da nefret ettim.. bi kaç iş değiştirdim.. bi kaç ev değiştirdim.. bi kaç arkadaş çevresinden geçtim.. çoğunu unuttum.. sıradanlıktan kurtulmak için çabalamak sıradan bir uğraş halini aldı.. ondan da vazgeçtim.. ailemle yıllar sonra yeniden buluştum.. çok hoşuma gitti.. çok çabuk sıkıldım.. yannızlığımı özledim.. kaçma planları yapmaya başladım.. cesaret edemedim.. beni diğer kardeşlerimden daha çok sevdiğini sandığım bir babam.. minicik bir annem.. şaşkın bir abim.. iki çocuk annesi bir ablam.. birkaç arkadaşım.. pek kimsenin itibar etmediği bir felsefem.. bitmeyen bir öğrenciliğim.. çoğunluğu vefa olmak üzere bir dünya borcum.. bi kaç düzine kadar beyaz saçım.. hayata ve getireceklerine karşı salladığım düz beyaz bir bayrağım var..

Cumartesi, Ağustos 1

beklemek zamanı sündürüyor..


zaman.. ne kadar çabuk geçsin istiyorsak o kadar sünüyor.. sündükçe geçmek bilmiyor.. kısır döngü fırıldak gibi dönüyor.. döndükçe girdabının cazibesi artıyor.. merkez "kaç" dese de.. tazı tutuyor.. dön baba dönelim.. ben durdum şimdi herşey dönmeye başladı.. off..

geçmişi sildirmek isterler ya.. ben gelecek algımı sildirmek istiyorum.. ne kafamda yarın olgusu olsun.. ne de lisanımda gelecek zaman.. bişey olacaksa da.. mümkünse olup bitene kadar.. hadi olmadı.. başlayana kadar haberim olmasın.. hayatın anlamı "beklemek" değil "sürpriz" olsun.. iyi ya da kötü.. ne olursa olsun beklemeyi kaldıramıyorum..

bence müebbet hapis o kadar da kötü bişey değil.. on yıl sonra çıkacağını bilmek ve on yılın geçmesini beklemek çok daha zor gibi.. o on yılın bin yıldan uzun geçeceğini sanıyorum.. halbuse müebbet olunca mis gibi.. çıkmak yok.. beklemek yok.. daha iyi değil mi..

hem.. bütün yerküre bunun için kullanılmaktayken.. ayrıca bekleme odalarının yapılmış olması da külliyen israf.. odalara da kılım bi hayli.. güleç yüzlerin olmamasını kireç odaların olmamasına bağlıyorumdur belki de..

ya da.. ben sussam ya bi..