Cuma, Ekim 30

nasıl mıyım..



naber.. nasılsın.. nasıl gidiyo.. hayat nasıl.. ne var ne yok..

oldukça sıradan çıtır çerez sorular.. her gün karşılaştığım kişi adedince sorulur bana bunlardan.. ne sıradan.. ne kadar kolay bi soru.. ama benim için hiç öyle değil.. bu sorulardan biriyle karşılaştığımda kitlenip kalıyorum.. nasıl olduğuma dair durup düşünmem gerekiyor.. tuhaf olanı çoğunlukla bir yanıtımın olmaması.. iyi değilim.. kötü de değilim.. yuvarlanıp gitmek suretiyle idare ettiğim bişey de yok.. şükür ya da şikayet etmemi gerektiren belirgin bir sebep de yok.. mutluluktan uçmuyorum.. dünyam başıma yıkılmadı.. kendime yakıştırabildiğim bir niteleme sıfatı bulamıyorum.. evet budur..

nasıl mıyım..
sıfatsızım.. nötrüm.. difoltum..
yeter bilader.. sormayın artık.. durduk yerde hayatı sorgulatmayın.. zaten meyyalim var.. bi de tuz biber ekmeyin nolur.. ya da siz nasılsanız bana da aynısından olsun..

nasıl mıyım..
bu soruda pas hakkımı kullanmak istiyorum.. hangi cevabı versem yannış oluyo sonra.. daha ilk sorudan çuvallıyorum.. evet nedir ikinci soru.. bari o çalıştığım yerden gelsin..

nasıl mıyım..
iyi değilim.. bakın.. beğendiniz mi yaptığınızı.. o kadar kafa yorunca kötü oldum.. dur bi dakka.. demek ki sen sormadan önce iyiydim.. ve farkında değildim.. bu kadar da mal olunmaz ki.. yok canım.. iyi olsam bilirdim heralde.. yani geçmişte iyi olduğum günler olmuştu.. olmuş muydu.. sahi en son ne zaman inanarak ve hissederek iyi olduğumu söyledim..

nasıl mıyım..
küfür mü ediyosun bilader.. dur ama.. ben sana yapacağımı biliyorum.. asıl sen nasılsın..

Pazar, Ekim 25

alışveriş..

hayat bir alışverişmiş meğer.. en basitinden nefes alıp vermekle başlıyoruz yaşamaya.. öyle de devam ediyor.. ilgi alıp veriyoruz.. çocukken bize gösterilen ilgiyi yaşlandıklarında ebeveynlerimize geri veriyoruz.. geleceğimizi alabilmek için bugünümüzü vermemiz gerektiğini de onlardan öğreniyoruz.. bitmiyor.. karşılık alamadığımız bir aşkı sonsuza dek sürdüremiyoruz.. açtığımız kredi bitince hop vazgeçiyoruz aşkımızdan.. ya da tersi olsun.. başlangıçta hiç bi şey hissetmesek bile bizi seven birini sevmeye başlıyoruz.. aldığımız sevgiyi geri veriyoruz.. ayın karanlık yüzüne geçelim.. yapılan bi kötülüğü cezalandırmak için sabırsızlanıyoruz.. bu kez alışverişin adı intikam oluyor.. göze göz.. dişe diş.. kibarcası adalet.. özü yine alışveriş..

aldım verdim.. ben seni yendim.. zamanla ustalaşıyoruz alışverişte.. çok alıp az vermeye çabalamak işimize geliyor.. beş alıp üç verdik mi karda oluyoruz mikro ekonominizce.. hak etmeyene verebileceğimiz bir artık değer birikiyor çıkınımızda.. ver kurtul politikası yetişiyor imdadımıza.. yüklerimizden kurtarıyor.. artık değerimizi alıp yerine karşılıksız umut çekleri veriyor.. baktıkça beni hatırla kabilinden..

al ver.. ver al.. dostlar alış verişte görüyor görmesine de.. nihayetinde el boş.. avuç tam yalanmaklık.. yediğimiz kadarı çıkmış işte bağırsaklarımızdan.. arada bi kaç parazit nasiplenmişse ne ala.. ötesi tortu.. yani ben.. elde var bir.. o da komşunun hakkı.. ya da külün karşılığı.. ne sandın.. karşılıksız mı olacaktı bi avuç kül.. bir nefes duman bile değilken hem de.. biraz kül.. biraz duman.. o benim işte..

sona gelince.. hani gitme vakti.. mutlu ettiklerimizi üzerek ve üzdüklerimizi sevindirerek ayrılıyoruz.. topraktan aldığımızı toprağa.. atmosferden aldığımızı atmosfere.. insandan olanı insana.. aldığımız kadarını veriyoruz.. ne bir eksik ne bir fazla.. boşlukta kapladığımız hacmi sonradan yok olmak üzre bırakıp borçsuz alacaksız ayrılıyoruz.. sonsuz dinginlikte minicik bi çırpınışmış hayat.. suya yazılan destan.. al ve ver arasında sıkışıp kalan bir eşittir işareti.. ilk nefeste ciğerlerimize dolan hava son nefesimizle çıktığında anlıyoruz ki hayat bir alışverişmiş meğer.. aldığımız kadarını vermek şartıyla yaşamışız.. emaneten..

bir istisna var.. giderken açık bıraktığımız bir hesap.. evlat.. aslında çocuk sahibi olmak öyle çok üzerinde kafa yorup yaptığımız bi şey değil.. programlandığımız üzre tahrik oluyoruz sevişiyoruz ve oluyor.. ama bu diğer zamanlarda bu konuda düşünmeyeceğimiz anlamına gelmemeli.. misal şimdi..

çocuk sahibi olmanın çok bencilce bir seçim olduğunu düşündüğüm zamanlar oluyor.. baş roldeki insan yavrusunun dünyaya gelmek ya da gelmemek seçiminde hiç bi söz hakkı yok.. doğacağı yeri ya da ana babasını seçmek de yok.. bir oldu bittiyle doğuyor hayata.. ne olup bittiğini kavramaya başladığında çoktan yaşını almış hayata ve ailesine bağlanmış oluyor.. nadiren düşündüğünde ebeveyninin değişiklik arayışının veya birbirlerine bağlanma gereksiniminin ya da gelecek kaygısının hatta giderken dünyada iz bırakma arzusunun bir mahsulü olduğunu fark etse de onları affetmekte zorlanmıyor.. affetmekle kalmıyor model alıyor.. ve insan nesli devam ediyor.. emanet alınan hayat bir sonraki nesle veriliyor.. alışveriş devam ediyor..

geride bir iz bırakmak için tek şansımız bir insan üretmek.. varis sahibi olmak yani.. genlerimizi birikimimizi dünya görüşümüzü dilimizi hayallerimizi öfkelerimizi nefretlerimizi mücadelemizi bize dair ne varsa hepsini yaşatacak bir insana muhtacız.. çünkü her ne kadar itiraf etmekte zorlansa da bu deli divane gönül sonsuzluğa müştak.. komik oldu bak şimdi bu.. yokluktan bilinmezlikten kaçtıkça yine aynı çukurda buluyoruz kendimizi.. saçma bi bayrak yarışı.. kendimizi içinde bulduğumuz bu bayrak yarışında koşmuyorum ulan demek gerek belki.. hayırsız evlat olmak gerek.. bana verdiğiniz emaneti vermek için çocuk yapmıyorum diyebilmek.. alışverişi tümden bozmanın başka yolu var mı..

Cumartesi, Ekim 24

aşkın @ hali..




seni ilk gördüğüm günü hatırlıyorum.. üzerinde o çok yakışan pembe puantiyeli avatarın vardı.. bi sitede kendi halinde biloglar yazarken bi anda beni kendine çektin.. daha o ilk görüşte vuruldum sana.. uzun süre gizli gizi takip ettim.. yazdığın yorumları defalarca okudum.. ezberledim adeta.. sonra gönderdiğin postlara yorumlar yazmaya başladım.. ilk başlarda kıl oldun bana.. sonra ısındın.. ne de olsa en dandirik yazılarına bile gözümü kırpmadan yağdırıyordum itifatlarımı..

sonra o ilk mail.. bütün cesaretimi toplayıp sana o ilk maili gönderdiğim gün kalbim duracak gibi oldu.. metni yazıp göndere tıkladığımda içimde fırtınalar kopuyodu.. sonra bekledim.. bekledim.. bekledim.. tam dört gün sonra cevap geldi.. inbox ımda nickini gördüğümde dünyalar benim olmuştu.. artık biz olmuştuk ve nurtopu gibi iletişimimiz vardı.. kalbimin ritmini düzene sokup maili açtığımda benim türlü komiklikler barındıran boyun kadar yazdığım mailime hımm tşk lol gibi tırt bi cevapla karşılk verdiğini gördüm.. o kadar mesuttum ki..

sonrası daha hızlı gelişti.. ardı ardına yazılan mailler.. devam eden yorumlaşmalar.. msn alışverişi.. internetin kuytularında yiyişmeler.. sabahlara kadar süren flörtöz muhabbetler.. bilogtan biloğa oynadığımız kovalambaç saklambaç birdirbir ve uzun eşek oyunları.. allahım bir rüyada gibiydim.. ruh ikizimi öteki yarımı dünyanın en mükemmel kadınını bulmuştum ve bunun için götümü sandalyeden kaldırmama bile gerek kalmamıştı.. ne olur bitmesindi bu rüya.. sonunda evlilik olsundu.. ne olurdu allahım bi beş dakka daha uyusaydım..

lakin örümcek kılıklı kader ağlarını çoktan örmüştü.. bana "ii geceler bebeem.. çok uykum geldi.. yatorum ben.. mucks.." yazıp gittiğin bir gecenin sabahında uyandım ve ilk iş olarak kompütürümün pavyon ışıklı açma düğmesine bastım.. inboxımda biloğuna yorum yazıldığını gösteren 83 gönderi olduğunu gördüm.. heyecanla sayfanı açtığımda site komple başıma yıkıldı.. bir başka blogcanla sabaha kadar fingirdeşmiştin.. bu gerçek olamazdı.. bunu bana yapmış olamazdın.. o an binlerce dolar saydığım kompütürümü pencereden atmak istedim.. sonra hala taksitlerini ödediğimi hatırlayıp vazgeçtim.. onun yerine siteden rasgele bi biloğa tıkladım.. karşıma çıkan ilk karşı cinsimi takibe atıp ona aşık oldum..

mutluyum huzurluyum.. allah belanı versin..

Pazartesi, Ekim 19

kadın hastalıkları..

oooh canıma değsin.. nası da kandırdım sizi.. başlıktaki bilgiye bakıp bu yazıda vajina ve havalisine musallat olan illetlerden bahsedeceğimi sanıyosanız -ki sanmıyosanız fena göt olucam- yine yanıldınız.. ah sevgili okuyucularım.. sizin piskolocinizi mıncıklamak nasıl haz veriyor bana anlatamam.. ne dedik.. bu kadın hastalıkları farklı.. her kadında rastlanmaz bunlara ama erkeklerde hemen hiç görülmediği için gönül rahatlığıyla kadın hastalığı olarak tanımlayabiliriz.. evet hep birlikte yaparız bunu..

giriş mahiyetinde bi kaç laf daha edicektim ama baktım iş uzayacak millet daha uzaktan görünce korkup okumaktan vaz geçecek.. burda kesip ilk hastalığa hep birlikte göz atalım mı.. evet hep birlikte yapalım bunu..

temizlik hastalığı..

temizlik pek tabi olmazsa olmaz bi gereklilik.. şimdi girişe bunu neden yazdım.. çünki bi kaç ipne çıkıp bana pis herif sen ne anlarsın gibisinden çemkirebilir.. bunu yapabilecek potansiyeli görebildiğim bi hayli insan tanıyorum.. arkamı sağlama aldım.. devam edelim.. evet hep birlikte öeaaah..
bu kadın kısmısının bazısı vileda kovasındaki suyu kaçırmadık delik bırakmıyor azizim.. eline bir bez parçası alır almaz hulkumsu bi gulyabaniye dönüşüp siliyor.. ovuyor.. toz alıyor.. parlatıyor.. durmak nedir bilmiyor.. misal bu sabah mutfak camından dışarıya doğru duman üflerken alt kat komşumuz ilişti gözüme.. kadın o meşhur civciv sarısı bezlerden almış eline.. ve tabi gözü dönmüş.. kendinden geçmiş bi halde.. ne yaptığının çok da farkında olmadan.. çatıdan aşağıya inen pilastik yağmur tahliye borusunu siliyordu.. önce bi gözlerime inanamadım.. idrak yetim böyle bi sınava hazır değildi.. uyum sağlamak biraz zaman aldı.. bi daha bi daha baktım.. hatta bakakaldım.. bu şaşkınlık uzunca bi süre devam etmiş olacak ki sigaranın yarısı içilmeden kül olmuş.. kadın harbiden bina dışından geçen gri boruyu siliyor.. pes yahu pes.. billahi yazık.. böylelerinin eline bez vermiyceksin bilader.. o boruya yaptıklarını gördükten sonra evin içinin nasıl olabileceğini düşündüm.. kocası olacak biçarenin yerine kendimi koydum.. irkildim.. sigarayı yan apartmanın çatısına fıydırdığım gibi içeri girip kanepenin arkasına saklandım.. erkek doğup bu gibi bi hastalık riskinden muaf olduğumu düşünüp şükrettim..

örtü hastalığı..

anlamsızlıklar komedyasının ikinci perdesi.. örtme eyleminin amacı nedir kardeş.. -kendin sor kendin cevapla mode on- ilk aklıma gelen soğuktan koruma.. şarkısı bile var.. üşüdüm üstümü örtsene anne deyu.. ikincisi saklamak.. ipne gibi kıvırtan sihirbaz milleti pek bi sever bu işi.. kaybetmek istediği şeyin üstünü örter felam feşmekan.. bu yolla gizem katar mevzuya.. üçüncü amaç.. korumak olabilir.. dış etkenlerden zarar görmesin diye arabanın falan üstünü örter bazısı.. güneş geçmesin diye kafasını örter.. biri gelip parmaklamasın diye götünü örter.. örter de örter.. düşünüyorum başka bi sebep var mı diye.. ama aklıma gelmiyor.. pekala.. bir televizyon neden örtülür bilader.. -kendin sor kendin cevapla mode off- üşüyo mu bu alet.. biri götünü mü parmaklıyo.. ya da birinden mi saklıyoruz koca zamazingoyu.. sadece televizyonla kalsa belki ses çıkarmayabilirdim ama.. telefon.. buzdolabı. çamaşır makinası.. ayakkabılık ve hatta tüp.. evet yannış okumadınız tüp.. şu fani gözlerle bunu da gördüm ya artık kesin açık gitmeyecekler.. ve bundan sonra göreceğim şeylerden hiçbiri beni şaşırtamayacak anlıyo musun burcu.. allahım nası o ana geri döndüm birden.. nası canlı o resim gözlerimin önünde.. bildiğin gri yaldızlı boyalı enine dolgun bi tüp.. ama pelerin giydirilmiş.. boyun kısmından don lastiğiyle büzülmüş bi pelerin bu.. sanki tüp değil de bir süper kahraman.. öyle karizmatik bi duruşu var.. tek kusur pelerinin uçlarındaki dantel işlemeler.. o biraz dağıtıyor süper kahraman imajını.. komik gerçekten.. gülüyorum.. ama o örtüyle gurur duyan bir kadın olduğunu bilmek de bi o kadar acıklı bi hikaye.. bi insan kendine bu eziyeti neden çektirir.. anlamak mümkin değil.. allah acil şifalar versin.. çok acı cok..

yazının sonunda bi kez daha erkek olduğum için şükretmek istiyorum.. bir penisim olduğu için hiç bu kadar mutlu olmamıştım.. dur açıp bi daha bakıyım.. yinir lan bu..

not.. resimde gördüğünüz şey bi çizgi filim karakteri değil.. bildiğin tüp.. elpici tübü..


Cumartesi, Ekim 17

size kitap tanıttım.. yiyin gali..


orda burda görüyorum.. insanlar ne güzel okudukları kitapları tanıttıkları yazılar yazıyo.. okuyoruz ediyoruz.. her taraflarımız kültür oluyo.. böle yüzümüz gözümüz her bi yanımız.. ben de özendim.. erkek çocuk olmam dolayısıyla bi yerimin şişeceği riskini göze alamadım ve işbu yazıyı peydahlamaya karar verdim.. koşun lan toplanın.. kitap tanıtıyorum..

size okuduğum son kitaptan bahsediyim.. buna "son okuduğum kitap" diyenler de var ama bence o kullanım çok yannış.. hep kitap okumamaktan oluyo bu yannışlar işte.. neyse.. kitabın adı bosch bulaşık makinası kullanma kılavuzu.. sanırım orijinal dili almanca.. ben türkçe çevirisini okudum ama hiç bi çeviri kazasıyla karşılaşmadım.. kim çevirdiyse gayet usturuplu çevirmiş.. helal olsun valla..

kitabın yazarı çok mütevazi bi insan olduğu için adını belirtmemiş.. elime kitabı aldığım ilk anda ilgimi çeken de bu oldu.. düşünsenize biri bi kitap yazmış ve adsız olarak yayımlamış.. bu devirde kim yapar bu bohemliği..

dili çok akıcı.. kurgusu sağlam bi temele oturmuş.. alışılmadık bir biçem benimsenmiş.. yazar anlatmak istediğini kısa ve çarpıcı cümlelerle dile getiriyor.. hiç bi söz sanatı ya da dil cambazlığı yok.. sanırım yazar bu seçimiyle artislik yapıcam diye dilin amına koyan çağdaşlarından ayrıldığını göstermek istemiş.. sayfalarca sürecek yazılı tasvirler yapmak yerine görsel kullanmayı yeğlemiş.. son derece pragmatik bi seçim.. kesinlikle reader-friendly..

kitabın en ilginç yanı yazarın okurla olan ilişkisi.. yazar ilk cümleden başlayarak okurla arasında despot sayılabilecek bir usta çırak bağı kuruyor.. fişi tak.. düğmeye bas.. 30 dakika bekle.. gibi kesin yargılar okuru giderek etkisi altına alıyor.. itiraf etmeliyim ki kendi okumamın sonuna geldiğimde "git kaveden iki çay söle" gibi bi yönergeyle karşılaşsam emin olun gider ve o çayları söylerdim.. okuru yazarla bu derece bütünleştiren bi yapıt..

sıradışı biçemi.. abartısız sayılabilecek konu seçimi.. sade ama lezzetli dil kullanımıyla yazın dünyasında taşları yerinden oynatacak bir kitap okumak isteyenler mutlaka bu kitabı edinmeli.. garanti veriyorum başladığınızda elinizden bırakamayacak ve tek çırpıda bitireceksiniz.. kitaplığınızın en birinci mevkisinde tutup tekrar tekrar okumak isteyeceğiniz bir yapıt.. keyifli okumalar kitap dostları..

not.. kitabın nereden temin edileceğini bilmiyorum.. bana bulaşık makinasının yanında hediye olarak gelmişti..

Perşembe, Ekim 15

darlandım..

son bi kaç senedir sürdürdüğüm yaşamdan hoşnut değilim.. sanki bir başkasının hayatını yaşıyorum gibi.. hani biri çişe kadar gitmiş de.. bilader iki dakka dükkana bakıver demiş.. bi daha da gelmemiş gibi.. safça bağlandığım bi sorumluluk duygusuyla emaneten yaşıyorum işte..

bi çeşit hayal kırıklığı mı bu diye düşünüyorum.. değil.. evvelce geleceğe dair şöle etraflıca bi hayal kurduğumu hatırlamıyorum.. ama kurmuş olsaydım da bu mevcut durumu düşlemezdim heralde.. olmayan hayallerin kırılması da ilginç.. daha ilginç olanı yine ve hala geleceğe dair bi beklentimin olmaması.. önceden beklentisiz olmanın iyi bişey olduğunu sanırdım.. değilmiş.. beklentisiz olmak gün gelip hayat muhasebesi yapacak olunca neyi neyle karşılaştıracağını bilememekmiş meğer.. "şu olacaktı bu oldu.." diyebilmek yerine "ne bekliyodum ki ne olmadı.." gibi salak bi soruyla imtihan olmakmış.. sonrası tabi boş kağıt verip çıkmak..

sene 2007 de değişiklik arayışının sıradanlaşması diye bişey uydurup kendimce bi tanım yapmışım.. "yaşamanın anlamını yitirdiği ana denk gelir. yeni birşeyin verdiği heyecanın geçici olduğunu bilmek ve bu yüzden ondan tad alamamaktır. kara bir bulut gibi çöken umutsuzluktur. mutlu etmeyen beklentisizliktir. adet yerini bulsun diye yaşamaya devam etmektir. yaşamın üzerine kapattık tabelası koymaktır. bitmeyen cümleye koyulan noktadır." acıdır ki geçen zamanda dönüp dolaşıp geldiğim yer yine o nokta oldu..

bu sıralar hayat benim için konusunu anlamadığım bi film gibi.. nasıl olduysa bi kere başladığım için izlemeye devam ediyorum.. ne zevk alıyorum.. ne de sonunu merak ediyorum.. sadece izliyorum.. hiç müdahale etmeden.. uslu uslu izliyorum..

kendimle başbaşa kaldığım zamanlar fena bunalıyorum.. ne yüzüme bakacak yüzüm var.. ne değiştirmeye gücüm.. canınızı sıktıysam affola..

Cumartesi, Ekim 10

boyfriend jeans..

şu kot pantul tasarımcıları kendini ne sanıyo.. nasıl bu denli bi güvene sahipler hiç anlamıyorum.. lavuklar alenen kudretlerini üzerimizde test ediyolar ve her seferinde haklı çıkıyolar.. çıldırmamak elde değil..

normal bi insan solmuş rengi atmış götü dizi çıkmış bi pantulu giymez.. bal gibi güle oynaya giydirdiler.. yırtık bi pantulumuz olsa ya yamarız ya da temizlikte boyada badana falan giyeriz.. bunlar yırtıp öle sattı.. biz de giydik.. evvelce pantul belimizden düşünce rahatsız olur.. kemeri bi iki delik sıkar yukarı çekerdik.. ondan da vaz geçirildik.. hatta biraz daha düşsün diye aşşalara itekledik.. bunu da yaptılar..

en son bu boyfriend mevzusu çıkınca iyice tepem attı.. şimdiye kadarbükemediğin bileği öper başına korsun dedim ses etmedim.. buraya kadarmış.. sabrın sonu selamet olduğu gibi cinnet de olabiliyormuş okur.. lan allaşkına bi bakın.. bunun neresi estetik.. ablam paçaları sıvamış abdest almaya gidiyo gibi.. yapmayın etmeyin bacılar.. aklınızı başınıza devşirin.. bu oyuna gelmeyin.. az biraz anarşit olun lan.. ne öle moda diye her dayatılan da benimsenmez ki.. kendinizi düşünmüyosanız beni düşünün.. lan o kadar da hatırım yok mu..

kotçular.. durun az.. bunca yıl siz giydirdiniz.. geydirme sırası şimdi bende.. size de iki çift lafım var.. gücünüz kadınlara mı yetiyo lan sizin.. tipitoşlar.. delikanlıysanız.. büzüğünüze güveniyosanız.. erkekler için de girlfriend jeans yapsanıza.. hee noldu.. biliyosunuz tabi satamıycanızı.. yemedi di mi..

gözünü sevdiğimin homofobisi.. sen de olmasan bu kotçuların elinde şebek olcaz valleyi billeyi..

Çarşamba, Ekim 7

korsan taksiye evet..


-İstanbul'da taksiciler, ''Korsan Taksiye Hayır'' demek için 11 Ekim Pazar günü Çağlayan Meydanı'nda miting yapacak.-

mış.. bundan kelli bi süredir sağda solda taksilerin üstünde bi takım kartonlar görüyorum.. ve inanın hiç tasvip etmiyorum.. bakın bunu yazarken bi genel kurmay başkanı.. hadi olmadı onun sözcüsü olsun.. o kıvamda bi ciddiyetteyim.. güleni sikerim durumları yani..

yapmasınlar abijim.. yapıyolarsa da hiç ısrar etmesinler.. ben gelmem.. kılım lan size.. ayrıca her türlü korsan girişime de son derece saygılıyım.. hak hukuk işlerini başkası gözetsin.. şurda üç kuruşun hesabını yapan insancıklarız.. etikmiş betikmiş nemize bizim lan..

ben eskiden çok fakirken.. ehi.. öhhüm.. ben gülebilirim.. siz gülmeyin taam mı.. neyse işte çok fakirken taksiye binmek acayip lüks.. lüksten de öte israf gibi bişeydi.. hatta bi yaşa kadar taksiye binenin gavur olacağını falan düşünüyodum.. çok ihtiyaç olursa ölmeyecek kadar binilir tabi.. o ayrı bişey.. misal sırtına taşıyamayacağın kadar yük yüklenmiş.. misal bilmem kaç kavanoz salça konserve reçel turşu vs.. yerçekimi.. maddenin korunumu kanunu ve bi kas gücü olarak bizzat ben kişisi sabit kaldığı sürece o çuvalımsı leşin kımıldaması ve bi yerden diğerine gitmesi mümkün değil.. işte ancak o zaman taksi tutulabilir.. ya da gece geç bi saat.. toplu taşıma araçları çoktan günlük devir daimini tastamam eylemiş ve huzurlu derin bi uykuya kucak açmış.. ehi.. taam ciddi gülme.. gidilmesi gereken uzun bi yol var.. memleket şartları çetin.. yol uzun.. hayat zor.. ayaklar dermansız.. tayfun taliboğlu bilinç altınan pörtlüyo her zamanki gibi acitasyonun diplerinden kum çıkarıyo.. taksi tutma icazetinin verildiği ikinci durum da bu oluyo.. ama bunda da gündüz tarifesi için pazarlık yapmak şart..

bu ve kısa mesafeye gitmem benzeri türlü çakallıkları sebebiylen taksicileri sevmiyorum.. mecbur kalmadıkça kullanmıyorum.. taksi sarısı renginden tiksiniyorum.. asla ön koltuğa oturmuyorum.. bindiğim zaman gereksiz muhabbet etmiyorum.. paramın üstünü son kuruşuna kadar alıyorum.. koltuk döşemesine yılışkan tatakımı sürüyorum.. cam açıksa kapattırıyorum. kapalıysa açtırıyorum.. saçlarım yağlıysa kafamı cama yaslıyorum.. inerken kapıyı sert kapatıyorum.. hayırlı işler bile demiyorum.. ve hepsine laflar hazırlıyorum..

ayrıca.. 11 ekimde mahalledeki arkadaşlarlan tertip ettiğimiz bi korsan taksiye evet olayımız var.. miting mürüvvetimizde sizleri de aramızda görmekten şeref duyarız..

tarih.. dedik ya lan 11 ekim diye..
saat.. öğlen gibi..
yer.. caminin ordaki çocuk parkı..
not.. cemiyetimiz içkisizdir..

Cuma, Ekim 2

çok mu beklettim..

selam..
bak ben geldim.. hayatında başına gelen en güzel şey.. çıkaramadın mı beni.. nasıl olur.. peki ben hatırlatayım..

hımm.. bak mesela beşinci yaş gününde teyzenin aldığı lahana bebeğe benden bahsetmiştin..

- ağlama kızım.. baban işten gelice bizi lunaparka götürcek.. atlı karıncalara bindircek.. ağlama tamam mı.. hadi uyu şimdi.. eğğ eğ eğğ eğ..

dördüncü sınıfta durmadan saçını çeken çocuğu benimle karıştırdığını da mı hatırlamıyosun.. hani şu mektup yazıp hiç cevap alamadığın sümüklü.. neydi onun adı.. babasının tayini çıkınca ankaraya taşınmışlardı..

daha komiği de var.. ortaokuldaki matematik öğretmeninin ben olduğumu sanmıştın.. dur bakayım.. yazdığın o şiiri hatırlıyorum biraz.. şimdi komik gelicek sana.. bak şöle başlıyodu..

başımı kaldırıp bakabilsem bi kere..
anlatsa mahçup bakışlarım..
dilimin anlatamadığını..

sonra o lisedeki amerikan tıraşlı lavuk.. hala nasıl olup da fenerbahçeyi senden çok seven biriyle beni karıştırabildiğini anlamış değilim.. zaten senden önce nalana çıkma teklif etmişti.. neyse ki hatanı çabuk farkettin..

ama şu üniversitedeki sevgilinle üç yıl boyunca yaşadığın ilişkiyi anlamam mümkün değil.. onun ben olmadığını anlaman için illaki terkedilmen gerekiyodu sanki.. üç yıl yahu.. üç koca yıl.. nasıl farketmezsin..

aslında çok kereler gördün beni.. genellikle gözlerini kapatıp elini bacaklarının arasına götürdüğün zamanlarda çıkardım karşına.. ha bak bi keresinde.. hani mezun olduktan sonra hemen evlenen akadaşının nikahında.. kendini o masada beyaz gelinliğin içinde hayal etmiştin.. kalbin pıt pıt atarken gülümseyerek "evet" dediğinde baktığın yüz benim yüzümdü.. hiç mi hatırlamıyosun..

herneyse.. sanırım çok beklettim.. ama bak işte geldim ve yanındayım.. bu kadar geç kaldığım için çok özür dilerim.. beni affedebilecek misin..

not.. bu yazı böyle bitmiyodu ya.. neyse..