Cuma, Şubat 26

s & w..

wesson - hey smith.. bak yine seninki..

smith - bırak şunu.. hem nerden benimki oluyor.. tam bir ahmak..

wesson - geçen sefer böyle demiyordun.. ne dersin bu kez yapabilir mi..

smith - hiç sanmıyorum.. sence..

wesson - bu kez farklı ortak.. gözlerine bak.. karadelik gibi.. hiç bu kadar boş bakan birini görmemiştim..

smith - boşversene.. ne zaman anlamlı baktı ki.. bir koyunun koyun gibi bakmasından daha doğal ne olabilir..

wesson - hayır dostum hayır.. eminim bu kez yapacak..

smith - hahahha.. iddaya var mısın..

wesson - tamamdır.. bi altılı paketini alırım..

smith - sen öyle san.. şimdiden kaybettin bile..

wesson - bu kadar emin olma ortak.. bu kadar emin olma..

smith & wesson - klik.. BAAM..

Çarşamba, Şubat 24

dülülüb..

o yaz ailemin yanına gitmeyip öğrenim gördüğüm şehir olan istanbulda kalmaya karar vermiştim.. aslında öğrenim görmek doğru bir ifade değil.. ben öğrenime yan gözle bakıyordum bakmasına ama pek de gördüğüm söylemenemez.. çakmakla gömmek arasında fark olduğu gibi bakmakla görmek arasında da bariz bir fark olduğunu sizinle tartışmayacağım.. çalışacak ve ekonomik olsun siyasal olsun her türlü bağımsızlığımı elde edecektim.. kalacak yer sorunum avcılardaki bi arkadaşımınım sığınma talebime onay vermesiyle çözülmüştü.. sırada işe girmek vardı ve fakat bu görece önemsiz aşamada çuvalladım.. o sıralar iş bulmak için iş aramak gerekmediği gibi kendimce haklı bir görüşe sahiptim ve yazık ki şehrin geri kalanı benimle mutabık değildi.. olsundu.. yine de boş beleş bi hayat idare eder bir şeydi..

o gün öğlene doğru uyandığımda yarı açlığımın dokuzuncu sigarasızlığımın dördüncü günündeydim.. ama tüm bu çile muhterem pederimin bankaya yatacak muhteşem emekli maaşının atm kartı aracılığıyle cebime transfer olmasıyla son bulacaktı.. emekli maaşı kuyruğundaki en genç kişi olarak bi kaç teyze ve amcaya maaş çektikten sonra nihayet parayla vuslatım gerçek olacaktı.. atm cihazının başına gittiğimde beklenmedik bir manzayla karşılaştım.. beklendik manzarayla karşılaşamadım demek daha yerind olur çünkü normalde kerane kapısı gibi kalabalık olması gereken kaldırım bomboştu.. zemin inli cinli deyimler kullanmaya müsait olsa da asaplarım buna hiç müsait değildi.. atm ye seyirttim ve kötü haber tez duyuldu.. hizmet dışı..

o saniye yıkıldım ama çabuk toparlandım.. beş parasız olsam da paso ve akbil sahibi bir insandım.. ilk otobüsü çevirip yenibosnaya doğru yola koyuldum.. ağustos sıcağını yaşıyor olmamıza rağmen kaloriferleri yanan körüklü fakat şerefsiz bir otobüsün biçare yolcuları ve o kalorifer yanmazsa motorun hararet yaptığını iddia eden göbekli ve fakat şerefsiz şöferiyle geçirdiğim sabır yolculuğunda ineceğim durağa geldiğimde götümden çıkan terler çoktan koltuğu ıslatmıştı.. arkama bakmadan ve mümkünse son yarım saatimi paylaştığım yoldaşlarıma da arkamı baktırtmadan hızla otobüs süsü verilmiş saunadan indim.. ayaklarım beni doğruca atm ye götürdü.. fakat o da ne.. aynı münasebetsiz manzara burada da korneamı geçip algı merkezimin orta yerine sıçmıştı..

o dakika yeni ve eski bütün bosnalardan nefret ettim.. sırplara sempatiyle baktım.. insanlıktan tiksindim.. soykırım yanlısı tavırlar takındım.. ve tabi ki yine yıkıldım.. bu kez toparlanmam biraz vakit aldı.. önümde iki seçenek vardı.. ya akbilimdeki son parayla avcılara geri dönecektim.. ya da büyük bir kumar oynayıp aksaraya bankalar ve atm ler cennetine gidecektim.. sergüzeştperver tabiatım da tesiriyle ben sağdakini seçtim.. bir başka otobüse atlayıp akbilimden dülülüb sesini duyduktan sonra mecara dolu yolculuğuma kaldığım yerden devam ettim..

aksaray ve çemberlitaş arasındaki dört vakıfbankta da aynı hizmet dışı yazısını görünce anladım ki vakıfbank komple iptal olmuştu ve benim ahvalim de vakıfbank atmlerinden farklı değildi.. karnım iyiden iyiye acıkmıştı.. yürüyecek halim.. dayanacak mecalim.. tükenecek sabrım kalmamıştı.. bana yardım edebilecek arkadaşlarımın hepsi ya şehir dışında ya da telefonun diğer ucundaydı ve evet ne bir cep telefonum ne de telefon kartım vardı.. sahip olduğum tek şey evrende kapladığım lüzumsuz yer ve dağlardan yüce çaresizliğimdi.. hemen yürümeye başlasam sabaha karşı tekrar avcılarda olabilirdim.. fakat bu uzun yürüyüş için gerekli kalorilerimi iki gün önce tüketmiş hatta eksi bakiyenin dibini bulmuştum.. geceyi parkta bahçede geçirmek ve ertesi günü beklemekten başka yapabileceğim bir şey yoktu.. kötü yola düşmem.. kendimi dilendirtmem.. daha da kötüsü fuhuş batağına saplanmam an meselesiydi ve ufacık bir cinnete bakıyordu.. dostum gerçekten bir hayli lanet olsundu..

çaresizlikle yere çömdüğüm ve medine fukaraları için bile acınası olduğum o an hiç beklenmedik bir şey oldu.. yağmur yağmaya başladı.. bir yaz gününde ve açık havada geçireceğim ilk gecemde iri taneli bir sağanak şirinleri izlerken gargamelin tarafını tutmak dışında hiç bir günahı olmayan benim gibi bi sabi için çok büyük bir cezaydı.. ilk gece korkum hiç ummadığım bir biçimde gerçek olmuştu.. tanrım bana kamera şakası yapıyor ve melekleriyle izleyip baya bi gülüyor olmalıydı.. çöktüğüm duvar dibinde gözlerim karardı.. gözlerimin önünden hayatımın roll caption ı geçmeye başladı..

anne rolünde falanca..

baba rolünde filanca..

şu bu o öteki beriki..

yazılar akmaya devam ediyor ve fakat bir türlü kendi adımı göremiyordum.. başrolünü oynadığımı sandığım hayatta hiç bir rolüm yok muydu.. son olarak körüklü ve şerefsiz otobüsün bıyıklı ve şerefsiz şoferi ve karşısında da herifin adı yazdı.. ve ben.. listenin en sonunda.. aman tanrımdı.. hayatımın en önemsiz figüranı ben miydim.. haaağğyııığğr.. diyerek gözümü açtım.. yağmur dinmiş hava kararmıştı.. bi an gece mi sabah mı anlayamadım.. açlıktan biyolojik saatim de durmuş olmalıydı.. amaçsızca ayağa kalktım.. ellerimi ceplerime sokup sonraki yıllarda emo pozu olarak bilinen garip duruşu icat ettim.. elime boş akbilli pasom geldi.. biten pillerin bi süre nadasa bırakılmasıyla yeniden iş görmeye başlaması gibi kafam da son enerci partiküllerini kullanıp hafiften bir çalışır gibi oldu.. hafsalam cümle kuramıyor ama çat-pat da olsa derdini anlatabiliyordu..

akbil.. akbilin depozitosu.. altı mülyon.. iyi para.. akbilci.. bul.. iyi para.. bul.. akbil.. dülülüb..

Pazartesi, Şubat 22

bunaltıyla karışık bulantı..

bir fotoğraf..


bir haber..

Fotoğraftaki adam Rus milyarder Vladimir Doronin... Soldaki kadın karısı Ekaterina, sağdaki siyahi güzel topmodel sevgilisi Naomi Campbell...

Küçük kız da Vladimir Doronin'in kızı Katia...

Naomi, geçen ay erkek arkadaşı Vladimir'in Rusya'nın başkenit Moskova'daki evine taşındı.

Topmodel, cici annelik için çalışmalarına başladı ve Katia'yı Haiti yararına düzenlenecek moda şovuna davet etti.

Karısı ve metresinin iyi anlaşmasına en çok sevinen isim tabii ki Vladimir Doronin...


bir kıssa..


Bir karı koca barda oturup sohbet ederlerken bardan içeri hoş bir kadın girer. Bizimkilerin yanına gelir, adama sarılarak öper. Karısına aldırmadan:
- Nasılsın hayatım? Epey oldu görüşemedik, diyerek başka bir masaya gidip oturur.
Adamın karısı dayanamayarak sorar:
- Kim bu kadın?
Adam sakin bir sesle yanıtlar:
- Senden saklayacak değilim. Metresim!
Kadın çıldırır:
- Ne bu ne cüret! Bu ne ahlâksızlk!.. Ben buna katlanamam. Derhal boşanıyoruz! Sen ne adi adammışsın meğer. Bir de utanmadan metresim diyorsun… Her şey bitti anlıyor musun, boşanıyoruz! Hem de derhal!..
Adam gayet sakin bir tavırla karısına bakar:
- Dur bakalım hele bir sakin ol. Ne yani sevgilim Etiler’deki dubleksi, Akmerkez’deki daireyi, Bodrum’daki tripleksi, 24 metre yatı,altındaki son model jeepi, kımızı spor arabayı, Maldiv adalarındaki devre mülkü, mücevher ve takı koleksiyonlarını falan bırakıp boşanmak mı istiyorsun? Alt tarafı bir metres için bütün bunlardan vazgeçmeye değer mi bir tanem…
Kadın bunları duyunca sakinleşir. Çevresine bakınmaya başlar.Biraz ilerideki masada oturan bir çift dikkatini çeker. Kocasına sorar:
- Şurada oturan bizim Fahri değil mi?
- Evet
- Peki yanındaki kim?
- Kim olacak canım, metresi…
Kadın önce duraksar. Sonra burnunu kıvırarak kocasına sokulur:
- Aaaa ! Bizimkisi daha güzel valla!

bir kıssadan hisse..

para mühüm bi şeydir..

Cumartesi, Şubat 20

pçt - k..

hayır bu bir örgüt adı değil.. bilirsiniz.. yıllarca sert sessizler diye uyuttular bizi.. ama o da değil.. ne olduğunu ben de yeni keşfettim.. mutluluğun formulü bu sihirli şifrede saklı.. nedir açılımı.. "pe-çe-te koleksiyoncusu"..

erkek milletinin fertleri olarak en büyük derdimiz olan eş seçiminden mustarip olmayan var mı.. neydi kriter.. helal süt emmiş olucak.. iyi de nerden bilelim helal mi haram mı.. emme olayının üzerinden en az yirmi yıl geçmiş.. ne tanık kalmıştır.. ne kanıt.. olmaz öle şey.. yeni kriterler bulmak lazım..

mesela hanım kızımız hayatının bir döneminde peçete koleksiyonu yapmış mı.. ne alaka lan diyeni sözcüklerimle şamarlıycam.. dış görünüş aldatıcı.. yani en rockerından en gotiğine her türlü kostüm ve kılıkta hatun var tedavülde.. dışı seni yakar da içini nerden bilecez.. ama bi yol var.. peçete koleksiyonu yapmış bi hatuna sonuna kadar güvenebilirsiniz..

sadıktır.. tutkuludur.. sabırlıdır.. tutumludur.. yuvasını sahiplenir.. evini çekip çevirir.. akraba bağları kuvvetlidir.. sevgi doludur.. peçete deyip geçmeyin.. herşeyden önce bi tutkudur peçete koleksiyonu yapmak.. başkalarının sümkürüp attığı bi kağıt parçasını alıp el üstünde tutmaktır.. sevgiyle okşayıp koklamaktır.. sonra sabır ister.. emek ister.. akraba eş dost herkese haber verip altın günlerinde.. otobüs yolculuklarında.. nerde olursa görülen peçetelerin alınıp koleksiyoncuya getirilmesini sağlamak üst düzeyde sosyal etkileşim ve ikna kabiliyeti gerektirir.. önemli özellikler bunlar..

peçete koleksiyoncusu birer evlat gibi görür peçetelerini.. hiçbiri arasında ayrım yapmaz.. gösterip gurur duyar da kimselere vermeye kıyamaz peçetelerini.. bana güvenin.. bi kızın peçete koleksiyonu varsa ondan karı da olur.. gelin de.. elti de.. yoksa da bi bok olmaz afedersin.. iki peçete toplayacak özene sahip olmayan bi kadın kocasının pantulunu da ütüleyemez.. tayyibin duble yolları gibi çift gidiş çift geliş olur cağnım pantul.. ocakta yemeği unutur yakar.. mazallah yangın bile çıkarır.. çocuğu olsa markette unutur eve gelir.. o derece sorumsuzdur.. benden uyarması.. kariyermiş.. kültürmüş.. güzellikmiş.. geçiniz hepsini bi kalem.. bakın çeyizine.. peçete kolleksiyonu varsa at sepete..

hadi la erkekler iyisiniz yine.. bu seferde size çalıştım.. aile saadetinin formülünü almış bulunmaktasınız.. gayrısı size kalmış..

Salı, Şubat 16

bi saniye bakar mısınız..

şey.. benim biraz canım sıkılyordu da.. yani şimdi durduk yere size sıkıcısınız demek istemiyorum.. biliyorum hepinizin irili ufaklı bi takım duyguları var.. incinmeye müsait bi yapıdasınız.. yalan yok.. ben olsam ben de incinebilirdim.. gerçi kendi üzerime kayıtlı pek bi duygum yoktur benim.. asabiyet bi duygu sayılabilirse var da diyebiliriz.. gördüğünüz gibi hiç bir şey kesin değil.. herşey çok anlamsız ve de ayrı yazılmasında büyük faydalar var.. buna da tdk ahalisi çok dikkat ediyor.. bak onlar incinirse hak veririm.. çünkü insanlar hayatlarını koymuşlar ortaya.. uğruna savaşım verdileri bir davaları ve görenlere şaşırışım veren bi adanmışlıkları var.. neyse ki konumuz bu değil.. gördünüz mü.. nasıl da en birinci çoğul şahsın en iyelikli halini kullanarak sizi yazıya dahil ettim.. sevinin ulan.. artık sizin de bir konunuz var.. ya da yok.. enikonu bi konunun aramızda konusu mu olur allahasen.. benim konum sizin konunuz.. bunlar hep yazar çakallıkları işte.. kendim yazar olduğumdan değil de az biraz cingöz oluğumdan dolayısıyla ötürüsünden kelli biliyorum bu türlü bizans eskisi entrikaları.. entrika sözcüğünün bana ansiklopedileri çağrıştırdığından basetmiş miyidim.. bahsetmediysem hatırlatın da bir ara bahsedeyim çünkü işbu yazıda mevzu o da değil.. onu diyorum işte.. bazı şeyler konusuz olunca bazı diğer şeyler kadar tat vermeyebiliyor.. yazı da bu bazı şeylerden biri.. ama hangi bazı şeylerden olduğunu okuyucumun berrak idrakine ve de çakaralır ayıklığına bırakıyorum.. cingöz bir yazar her zaman okuruna beli boşluklar bırakmayı bilmelidir.. atadan kalma bi sözde de ifade edildiği gibi lafın uzunu aptala söylenir.. ne yani her şeyi açık açık anlatıp siz canparelerimi ebleh yerine mi koysaydım.. yoo dostum yoo.. bunu benden istemeyin lütfen.. yetiştirilme tarzım ve etik konstrüksüyonun asla böyle bir hamlığa tezkere vermez.. kaldı ki o verecek olsa ben istemem.. çünkü istemek dostlarım.. istemek başarmanın yarısıdır.. diğer yarısının ne olduğuna dair pek bir fikrim yok.. ama biz biz olalım bardağın dolu olan yarısını görelim.. görmeyenlere gösterelim.. fakat amcalara göstermeyelim.. görmesin.. bilmesin onlar.. hem bilip de ne yapacaklar.. değil mi ki cehalet erdemdir.. bilmeyen daha mutludur.. o halde neden bu öğrenmek ve öğretmek çabası.. ben mutsuz oldum sen de ol demekten pek bi farkı yok.. dünya sağlık örgütü iplemese de bal gibi kaymak gibi salgın bir hastalık bu.. bulaşmasını engellemek bi yana yayılmasını hızlandırmak için tabelalarında okul yazan kütüphane yazan resmi kurumlar bile var.. galaksimizi turlayan bitli bi otostopçu olsam bunları hayret ve haşyetle yazıyor olurdum.. -burada haşyet sözcüğü pek anlamlı olmadı.. ama ne zamandır kullanasım varmış demek..- gerçi şimdi de yazıyorum ama otostopçu falan değilim.. allahıma bin şükür akbilim var.. basıp geçtim miydi trilyonluk otobüsler metrolar metrobüsler hepsi dakkasına emrime amade.. size tekerlekten sonraki en büyük icadın akbil olduğundan bahsetmiş miydim.. bahsetmediysem hatırlatın bir ara anlatıyım.. şimdi olmaz.. çünkü bu yazının konusu akbil de değil.. aslına bakarsanız okurcuklarım.. şayirin akbile seslendiği bir şiyir krizle sarsılan edebiyat sektörüne yepisyeni bir soluk getirebilir.. şahsi kanaatimi sual edecek olursanız edebiyat ve sanatın içinde bulunduğu durum zerrece zekerimde değil.. hele ki şu fesat tiyatrocuların çıkıp ne olacak bu tiyatronun hali temalı ağlamaklıklarını fevkalade asap bozucu buluyorum.. sanatın ulviyetine sığınıp kötü oyunlara fahiş tarifeden bilet kesmeyi bilen ve fakat serbest ekonomi nedir bilemeyen tiyatro taifesiyle devlet buna bişey yapsın diyen destek meraklısı çakal esnaf ve kurt kobi arasında ancak hiç ile yok arasındaki kadar fark var.. haddizatında mesleklerin kutsallığı karşılaştılacak olursa orospuluk ve çokça kutsiyet atfedilen öğretmenlik arasında da hiç fark yok.. özünde ve necitecesinde her ikisi de para için hayat satmak.. neyse siz bunları düşünüp o güzel kafalarınızı yormayın olur mu.. ben sizin yerinize hepsini düşünüyor olacağım.. kısa kesip asıl anlatmak istediğim şeye geçmenin vaktidir.. onu diyordum işte..

sıkıcısınız ipneler..

Pazar, Şubat 14

erkeğin kapris eşiği..


sayısız ilişkinin bitme sebebine parmak basmak üzreyim.. alıcılarınızın ayarlarıyla oynamayın.. andeni püyüg ataya çevirin.. yani diyo ki.. anteni büyük adaya çevirin.. öyle kalsın..

kapris.. her ilişkide olan.. artık su gibi.. hava gibi.. yemek içmek.. defi hacette bulunmak gibi olağanüstü sıradan bi mefhum olageldi modern çağın metropol kokan çetrefilli ilişkilerinde.. ataerkil çağlarda böyle değildi.. erkek elinin tersini gösterdi mi bütün sorunlar çözülür.. kimse de bunu yadırgamazdı.. o günleri özlemle yad ettiğimden değil tabi ama sanki daha bi kolaymış herşey.. her neyse.. geçmişe özlem duyanın gelmişini geçmişini diyerek bu bahsi es geçiyorum..

gel gelelim bu güne.. ilişkide erkeğin sevgisini ölçme aracı olarak görüyorum ben kaprisi.. aşamalı bi ölçek bu.. her aşamada bir doz daha fazla veriliyor.. biraz daha biraz daha.. ta ki bütün odaları su basıp eşikten aşana kadar.. ondan sonra şaşkın kadın "a a.. noldu kine.. negzel geçinip gidiyoduk.." demez mi.. ölür müsün.. öldürür müsün.. kutunu mu açayım..
e be kadın.. hiç mi duymadın şu sözü..

damlaya damlaya göl olur-bunu da duymadım deme
damlacıktan sel olur- yarım kafiye, 'olur'lar redif çünkü
damlayı hor görenin- anom.. kalayı basacak
yurdu yanar kül olur - baboş..sular seller akıyodu.. yangın ne vakit çıktı

ama yook.. illaki çileden çıkarana kadar bik bik bik.. beyin gagalamaya devam.. yok sen benimle ilgilenmiyosun.. yok sevdiğini söylemiyosun.. jest yapmıyosun.. soğuk davranıyosun.. eskisi kadar şlkdfgkhkhh.. burada sesler bulanıklaşır.. kurban kendinden geçer.. eşik meşik artık hak getire.. aşırı dozda kapristen gözleri spin atmaya başlayan zavallı kafasını bir çakmak taşı olarak kullanabileceği kanaatine gark olur ve çıkaracağı yangınla hem kadını.. hem kendini.. hem de romayı yakma planı ona gayet makul ve mantıklı görünmeye başlar.. hatta ateşin közünde soğan balcan ve pattes pörpülemenin hesaplarını yapıyor olmanın verdiği aptal gülümseme sekizinci turunu atan göz bebeklerinin altında pek bi uyumlu durmaktadır.. şakın bakışlarla kurbanını izlemekte olan kapris küpü "balcanları çevir.. yanmasınlar.." sözüyle irkilir.. lakin her şey için çok geç demek için bile çok geçtir artıkın.. gül gibi oğlana yazık olmuştur.. halbuki kapris denen sevgi sınavını geçebilse.. pembe çelik kapılı bir evi.. boy boy su.. elektirik.. doğalgaz.. ve telefon faturaları olabilirdi.. bir çok erken düşük vakası daha yaşanmış ve bitmiştir umarsızca.. sözü edilen eşik aşılmış.. müstakbel bebelerin sallanacağı beşik boş.. adi çaçaron karı da evde kalmıştır.. oh olsundur.. beter olsundur.. içimin yağları erisindir..

not.. gönül isterdi ki manitalar günü yüzü suyu hürmetine bu hikaye mutlu bir sonla bitsindi.. olmadı.. olamadı.. ne demiş adamın teki.. ideal ilişkinin sırrı hala bir sırdır yavruceğim.. öpüyorum valentinlerinizden.. ummmuaah..

Salı, Şubat 9

idrak tahlili..


size biraz kendimden bahsedeyim.. kendimden bahsetmeyi hiç sevmem..

bunun bir istisnası varsa o da kendimle olan sohbetlerim.. bi kenara çekilip kafamı dinlediğim.. dinlemekle kalmayıp bildiğin sorulu cevaplı muhabbet ettiğim zamanlar.. garip ki bu sohbetlerin en belki de tek konusu kendisimin birinci tekil şahsı.. tabiri diğerle kendimle en büyük ortak noktam olan ben.. keyfim yerindeyse kendime anlattıklarım başkalarına anlattıklarımdan çok daha ilginç oluyor.. bence bu iyi bir şey.. herkes kendini adam yerine koyup ara sıra da olsa dinlemeli..

nasıl bir dinleyici ve okuyucu olduğumu yine böyle bi sohbet sırasında çözümleme fırsatım oldu.. sonuçlar sevindirici.. iyi bir dinleyici olduğuma hükmettim.. sadece iyi deyip kendime haksızlık etmek istemem.. pekiyi bir dinleyiciyim.. karşımda konuşan biri varsa onu dinlemeden edemiyorum.. konuşanın kim olduğu hiç önemli değil.. hakeza anlattığı da.. bu otobüste yanıma oturan ve eltisinin oğlulunun nişanlısından söz eden kafa sikici bir teyze de olabilir.. fenerbahçenin libero sıkıntısından dert yanan ve her anlamda tıraş yapan bir berber de olabilir.. bana hitap ediyor olması kafi.. anlatılanı 5+1 duyu kanalımdan mübalağa olmasın ama adeta emiyorum.. mesela açık olan bir televizyonun olduğu bir odada uyuyamam.. zerre alakam olmayan bir memleketin umrumun kılına dokunmayan meselelerinin tartışıldığı bir yayını dinlemekten bir türlü uykuya dalamam.. eller buna takıntı dese de bence bu iyi bir şey.. bi kitapta geçiyodu.. dinlemek büyük meziyettir.. hiçbir şeye yaramasa bile insanın boşluğunu örter.. karşındakiyle aynı seviyeye çıkarır.. zati benim de üstün olma gibi bi niyetim yok.. eşitlik şahane bi şey..

yine garip ki konu okumak olunca işin rengi değişiyor.. bazen sayfaları çevirmeye devam ettiğim halde dikkatim başka bi yerde olabiliyor.. sordum ettim.. çevremdeki insanlarda da durum pek farklı değil.. kiminle konuştuysam aldığım tepkiler "hee ben de öle valla.." ya da "aynısı kaynımgile de oluyo.." ve benzerleri oldu.. ne güzel ben de ortalama bi insan evladıyım diyecektim ki bir aykırılık dilimi bağladı.. ekseriyet okurken dikkatlerinin dağılmasından şikayetçi.. ben değilim.. hatta hoşuma gidiyor ulan.. okumakta olduğum metnin sunduğu içerikle kafamın içindekiler birbiriyle karışınca çok tatlı-farklı bir terkip ortaya çıkıyor.. romandaki karakter arkadaşıyla tavla oynarken mesela.. ben de bi taraftan yetişkin insan yaşamında oyunun mana ve ehemmiyeti üzerine efkar yürütüp ev yapımı evrensel tespitlerde bulunabiliyorum.. tabi bu esnada metne ara vermek aklımın ucundan bile geçmiyor.. gözüm yazarın işindeyken aklım havsalamın oynaşında.. eller buna manyaklık dese de ve dinlemekteki ahvalimle çelişse de bence bu da iyi bir şey.. bununla ilgili okuduğum ve bana destek olabilecek herhangi bi şeyle karşılaşmadım.. ya da o bölümü okurken aklım başka bir yerdeydi.. bilemiyorum..

Pazar, Şubat 7

kadın kısmısına 41 maddede şahane ilişki..

1. alkış vaadlerine aldanıp teklif eden taraf olmayın..

2. size teklif edildiğinde aklınızdaki cevap evet bile olsa pazarlığa hayırla başlayın.. belkiyle devam edin.. fakat naz yapıcam derken de bokunu çıkarmayın..

3. asla bir haftadan önce msn vermeyin..
4. asla bir aydan önce telefon vermeyin..
5. asla bir yıldan önce vermeyin..

6. iletişim sırasında eski sevgilinizden bahsetmeyin..

7. ilişinin ilerleyen zamanlarında şu soruları asla sormayın..
-sence ben güzel miyim..
-şişman mıyım..
-beni seviyor musun..
-pişman mısın..
-nasılım..
-o kimdi..
-beni hiç terketmeyeceksin değil mi.. vs..

8. o aramıyorsa aramayın..

9. kapris yapacağınız konuları özenle seçin.. ota boka kaprisi herkes kaldıramaz..

10. ne tür bi ilişki beklentisinde olduğunuzu en baştan sezdirin.. anlamadıysa daha açık olun.. (bunu başa yazmak lazımdı)

11. bu da yedekte dursun mantığıyla oyaladığınız kurbanlarınızı fazla ihmal etmeyin..

12. bu tavsiyeleri duyan hemcinslerim beni öldürürse arkamdan bi fatiha okuyun..

13. çok akıllı.. çok iyi eğitimli.. çok zengin.. çok soylu.. çok kültürlü olmayın.. olsanızda belli etmeyin.. partnerinizin en az bir alanda sizden üstün olmasına izin verin..

14. yemek yapmayı öğrenin.. ve unutmayın kek yemek değildir..

15. ara sıra küfredebilirsiniz ama çok abartmayın.. erkekler o muhabbeti kendi aralarında zaten yapıyor.. sizle de farklı bişey olsun..

16. çocukları sevin.. ya da seviyormuş gibi yapın.. iyi bir anne adayı imajı çizin..

17. asla bekaretin önemsiz olduğunu söylemeyin.. bunu bi erkek söylese bile onaylamayın.. ağzınızdan laf arıyor olabilir..

18. unutmayın zor elde edilen şey değerlidir.. (burda şey siz oluyosunuz) size ne kadar yatırım yaparsa o kadar zor vazgeçer..

19. seni doğal halinle seviyorum yalanına inanıp paçoz paçoz dolaşmayın..herzaman bakımlı olun..

20. makyajı abartmayın.. nişana düğüne gidiyormuş gibi makyaj yaparak güzelleşmiyorsunuz.. komik oluyorsunuz..

21. göz makyajı en can alıcı silahınız.. bunu iyi kullanın..

22. kaşlarınızı alırken nerede duracağınızı bilin.. kaşsız bir kız tekkaş bi kız kadar itici oluyor.. hayır beceremiyorsanız birine yaptırın.. kökü bende rahatlığından vazgeçin..

23. ara sıra da olsa mutlaka etek veya elbise giyin..

24. dekolteyi abartmayın.. dozu kaçınca profesyonelmiş görüntüsü veriyor..

25. dikenli tel kuralı er ya da geç ihlal edilecektir.. gösteriyosanız vermeye hazır olun..

26. "bu sana çok yakışmış" yorumuna inanmayın.. erkekler çoğu zaman aksini söylecek cesarete sahip değildir..

27. unutmayın.. güzel olduğunuzu düşünmeniz sizi güzel yapmaz.. yolda yürüken kaç kişi yiycek gibi bakıyo siz onu sayın.. ama yedirmeyin..

28. paraşütünüzü takın.. sona hazırlıklı olun.. iltifatlarla hediyelerle günde elli kez aramalarla ayaklarınız yerden kesilecek ve bulutların üzerinde dolaşmaya başlıyacaksınız..
ancak unutmayın bu yüzyılın aşkları kısa yaşıyor.. ilişki bittiğinde bulutların üzerinden düşeceğinizi aklınızda tutun ve paraşütünüzü takın..

29. partnerinizi güzel kız arkadaşlarınızla tanıştırmayın.. çirkinler serbest.. erkek bu meyleder.. siz de kıskanırsınız.. gerginliğe gerek yok..

30. en yakın kız arkadaşınızın sevgilinizle ilgili kötü sözlerine kulak asmayın.. he deyin geçin.. kesin kıskanıyordur.. alışması için zaman tanıyın.. her ayrıntıyı anlatıp kızı çatlatmayın.. ama asla kalbini kırmayın.. ilişki bitince sizi o teselli edecek..

31. sevgilinizin erkek arkadaşlarını sevmeye çalışmayın.. neden bilmiyorum ama olmuyor.. onların yanındayken sıkıldığınızı belli etmeyin yeter.. ara sıra onlarla buluşmasına izin verin.. ve kesinlikle gözünüz arkada kalmasın.. dışarda kalabalık bi grupla takılan bir erkeğin aldatma ihtimali sıfıra yakındır.. bu konuda bana güvenebilirsiniz.. çok iyi biliyorum.. ampirik bilgi kendi imalatımızdır..

32. sevgilinizin ailesinden biri ile tanışmak için ısrar etmeyin.. bu erkek açısından ilişkide önemli bi paradigma değişimidir.. korkutmayın çocuu.. ha hiç yanaşmıyosa da anlayın ki ciddi düşünmüyor..

33. sevgiliniz daha sık "bana güven" demeye başladıysa bilin ki aldatılıyosunuz..

34. ona duyduğunuz güven eksikliğinin özgüven eksiklğinden kaynaklandığı palavradır.. en taş hatunlar bile aldatılır.. bunun özgüvenle ne alakası var..

35. aldatıldığınızı düşünüyosanız bunu belli etmeyin.. hatta daha serbest bi faza geçin.. şöle bi gevşesin saf.. açık vermeye başlasın.. sonra tepesine çökersiniz..

36. şüphelendiğinizi belli ederseniz yakalama şansınız azalır.. hazırlıksz olmalı ki suçüstü olsun..

37. bi kere aldatılıp ilişkiyi bitirmediyseniz erkek bunu açık çek olarak görür.. kesinlikle ikincisi üçüncüsü olur.. ha bana uyar diyosanız da.. ben riski söyleyeyim.. siz ona göre daha bi iyi korunun.. her anlamda..

38. asla ama asla sevgilinize kocacım demeyin.. bunu sizden o istese bile.. bu kadar net söylüyorum.. geçen şahit oldum böle bi olaya.. kusmadım ama hala midem bulanıyo.. neydi o öle.. konsomatrisler gibi..

39. beni dinlerseniz siz evlendikten sonra da eşinize "kocacım" demeyin.. başka ne derseniz kabul ama o olmaz.. çok adi duruyo.. valla bak..

40. kendi aranızda kullandığınız çiçeem.. böcüüm gibi hitap sözlerini umuma açık yerlerde yüksek sesle söylemeyin.. misal adamın yaşı olmuş 30.. kız adama "ayı yogişim" diyo bin kişinin içinde.. yazıktır.. o da az çok karizma sahibi bi adam.. yıkmayın dünyasını..

41. illaki bize özel bişey olsun diye fazla kasmayın.. yaratıcılık saçmalamak değildir..
canım bebeem kuzum itim götüm ne geliyosa ilk aklınıza onu kullanın gitsin..

Cuma, Şubat 5

nefret..

nefret saçına yapışan sakız gibidir.. kesmeden kurtulamazsın..

nefret aküsü bitmiş araba gibidir.. vurdurmadan çalıştıramazsın..

nefret kuru yolunmuş çiğ tavuk gibidir.. çıplaktır ama çekici değildir..

nefret ayçekirdeği gibidir.. yedikçe susarsın ama ara verip su içemezsin..

neftet oturgaçların arasına giren don gibidir.. çıkarırsın ama o yine girer..

nefret antifiriz gibidir.. kışın donmayı engeller ama sıcakta hararet yaptırır..

nefret hava alanındaki kayıp bir bavul gibidir.. şarkısı vardır.. dinlenir..

Perşembe, Şubat 4

bir garip fobi..

kendimle başbaşa kalmayı seviyorum.. bu zamanlar ruhumun derinliklerine sondaj yapma olanağı bulduğum çok değerli anlar benim için.. bugün de öyle.. yeni bi korkumu keşfettim misal..

umumiyetle umumi tuvaletleri neden kullanmadığımı düşündüm.. metabolizmam öyle şartlanmış ki evde olmadığım zamanlarda tuvaletim bile gelmiyo.. allah sizi inandırsın.. pavlovun itleri halt yemiş o kadar söyliyim..

ve buldum.. hijyenmiş temizlikmiş iplediğimden değil..cep telefonumu cebimde taşıyorum ve telefonun alaturka hela taşının deliğine düşmesinden korkuyorum.. nasıl oluyosa bu korku diğer korkular gibi koyvermeyle sonuçlanmıyo.. kilitlenip kalıyorum..

ilginç olan bu güne kadar bi kez bile tuvalete telefon düşürmemiş olmama rağmen böyle bi korkumun olması.. neyse en azından fobim bi işe yarıyor..

buradan umumi helacılar odasının yetkililerine sesleniyorum.. lütfen tuvaletlerde telefon koyabileceğimiz küçük raflar olsun..


Salı, Şubat 2

şampuan..

geçen şampuan alıcam.. hangisi olsun diye bi bakayım üstünde yazanlara dedim..
ince.. yağlı.. kepekli.. kırılgan.. boyalı.. zayıf..
her türlü hakaretvari saç tipi var.. birini seçip alsam o hakareti kabul etmiş olucam.. ama değil.. ben saçlarıma laf ettirmem arkadaş.. yağlı kepekli zayıs falan değil benim saçlarım..
protesto ediyorum..
üzerinde süpper canlı taş gibi saçlar için yazan bi şampuan çıkana kadar almıyorum hiçbirini.. yeşil sabunla yıkarım daha iyi.. kazık gibi yapıyor ama hiç değilse saygılı.. bugüne kadar tek bi kötü sözüne rastlamadım..

Pazartesi, Şubat 1

minare..

bi kaç ündür misafirim vardı.. şehir dışından biri geldi.. istanbul şehir ben rehber.. turluyoruz.. bu arkadaş elinde fotoğraf makinesi neyi görse şip şak.. japonculuk oynuyor.. ben halimden bezgin.. bitse de gitsek havasında.. şerefsiz şehir bitmiyor..


"seni de çekeyim" ısrarlarına dayanamıyorum.. geçiyorum duvarın dibine.. fotograf çektiriyorum.. süleymaniyenin dışkapısınında dışında.. ben somurtuyorum o gül diyor.. neyse gülmeme inadım tuttu.. herif de çocukluğumu bilir.. ısrar etmedi pek..


taa.. ki.. yere çömmüş vaziyette öle havalara doğru binbir şekle giren arkadaşım "biraz geri git minareyi almaya çalışıyorum" diyene kadar.. ben bi gül bi gül.. sonra o da gül.. gülmekten fotoğrafı çekeme.. sonra vazgeçip kuru fasülyeciye git.. bi güzel dubuşu şişir.. en çok da bol cevizli kabak tatlısını beğen.. bu lanet anlatı biçime saplan.. kal.. kurtulama.. öeaah..

onu diyorum işte.. bundan sonra fotoğraf çekimi sırasında yok peynirmiş cheesemiş hiç gerek yok.. bana minare deyin yeter.. gülerim kesin..