Cumartesi, Mart 27

usanmış.. vs.. uslanmış..

usanmış..
hadi yeter bu kadar.. kalk artık.. bi kımılda gözünü seveyim bi haraket et..


uslanmış..
rahat bırak beni.. yeter bıktım senin gaz vermelerinden.. hayatımı güçlükle bi düzene soktum.. şimdi yine sana uyup bunların hepsinden vazgeçemem..

usanmış..
mutlu musun peki.. düzen dediğin her neyse seni tatmin etti mi.. bu halinle sonsuza kadar kalabilir misin.. hayalini kurduğun hayat bu muydu.. kendini kandırabilecek misin bu elindekiyle.. avunabilecek misin..


uslanmış..
bırak bu saçma soruları.. geçen sefer de aynı lafları ediyordun.. aynı akılçelen sorular.. peki ben sorayım biraz da.. yeni bi sayfa açtım diyelim.. değişitirdim her şeyi.. iş yeni ev yeni arkadaşlar yeni.. senin yeniden tüm bu yeniliklerden sıkılman ne kadar sürecek.. değişiklik arayışından yorulmadın mı hala.. asıl saçma olan sonunda sıkılacağını adın gibi bildiğin bi değişikliğe bir anlık hevesle teslim olman.. kısır bi döngüdesin.. büyü artık..

usanmış..
sen ölmüşsün ve malesef bunun farkında değilsin.. yaşadığını hissetmeden yaşamanın başka bi tanımı olabilir mi.. bi de bana kısır döngüden bahsetme lütfen.. iki günü arasında yedi fark dahi olmayan biri bana kısır döngüden bahsetmesin.. akıl dolu iri lafların beni susturdu diyelim.. kendini nasıl ikna edeceksin.. en sıkıcı insanların en akıllılar olduğunu söylerdin önceden.. ne değişti..

uslanmış..
yoruldum anlıyo musun.. tükendim.. ne için çabaladığımı dahi bilmeden bir şeylerin peşinden koşmaktan sıkıldım.. başkalarını model alarak sahiplendiğim anlamlar anlamını kaybetti.. anlamlar yenilince biz de yenilmiş sayıldık.. bir idealim bir hedefim bir hırsım bir düşmanım bir nefretim ya da bir aşkım yok.. eriştiğim bu kafadan sonra olmasını da beklemiyorum.. hani bi his vardı.. bi an gelecek ve bi şey olacak.. o an geldiğinde her taş yerine oturacakmış gibi bi his.. hatırladın mı.. hah işte.. öyle bi şey hiç bi zaman olmayacak.. artık eminim.. başladığı belirsizlikte bitecek..

usanmış..
inanmıyorum sana.. bunları sırf beni niyetimden alıkoymakiçin uyduruyosun.. samimi olduğuna da inanmıyorum.. peki o halde neden yaşıyosun.. bu işkenceyi sürdürmenin bi sebebi olmalı.. ölmeyi seçmek elinde.. şimdi karar versen beş dakka sonra kalbin durmuş olur..

uslanmış..
o kadar kolay değil.. ölmekten korkuyorum.. ölüm sonrasına dair öngörülerin hangisine inanacağımdan emin değilim.. kaldı ki hiç biri de iç açıcı değil.. elbette bir gün öleceğim.. aslına bakarsan deli gibi de merak ediyorum ölümü.. ama vakti var.. bu tarifi çok kolay olmayan bir korku.. sanırım bana hükmedebilen bir güç var ve onun tarafından hayatta kalmaya programlanmışım.. yani bi bakıma ölmek yaşamaktan daha zor..

usanmış..
yaşamın zor olduğunu kabul ediyosun.. fakat kolaylaştırma teklifime sıcak bakmıyosun.. inan ki seni anlayamyorum.. halinden memnun bir dolap beygiri gibisin.. üstelik daha da aptalı.. gitmekte serbset olduğun halde aynı saçma dairesel rotayı izlemekte ısrar ediyosun.. lanet olsun sana.. ne halin varsa gör..

uslanmış..
benden akıllı olduğunu sanıyorsun değil mi.. hayır aptalsın.. küçümsediğin hayatımın yanına ne koyarsan koy hepsinin aynı ebatta saçma olduğunu göremiyorsun.. bir illüzyonun esiri olmuşsun.. algının yalancı şahitliği fikrini yanıltıyor.. uslanacağa da benzemiyorsun.. lanet olsun sana.. ne halin varsa gör..

Salı, Mart 23

bir la fonten masalı..

la fonten bi gün yolda gidiyomuş.. bi tane ayakkabıcıdaki ilana gözü takılmış.. bizimle çalışmak ister misiniz.. düşünmüş bi.. yoklamış kendini.. istiyo gibi hissetmiş.. hemen girmiş içeri.. neyse form mülakat falan.. deneyim kısmına "27 yıldır ayakkabı giyiyorum.." yazmış.. abartı olmasın diye ömrünün ayakkabı giymediği ilk dört yılını saymamış.. böyle de doğru düzgün bi adammış..

gel zaman git zaman.. bi gece uyurken rüyasına ak sakallı bi dede girmiş.. la fontantenin yanına sokulup selamin aleyküm yiğen.. burlarda bi berber var mı.. saç sakal bir birine karıştı.. bi gidip düzelttiriyim demiş.. la fonten dedeye "dedem senin sakalların neden bu kadar büyük" diyecek olmuş.. ama sonra bunun başka bi masalın repliği olduğunu hatırlayıp vazgeçmiş.. düzgün olduğu kadar iyilik sever bi insan olan la fonten berberin yerini bi güzel tarif etmiş.. ihtiyar tam gidecekken adamın elindeki cam ayakkabı la fontenin dikkatini celbetmiş.. "dedem kusura bakmazsan bişi sorcam.." demiş.. "o ayakkabı ne ayak.." ihtiyar cevap vermiş.. "ah az kalsın unutuyodum.. naparsın alzaymır işte.. ben sana bunu vermek için geldim.. bu ayakkabı yarın sizin tükkana gelen hatunlardan birinin ayağına tam olacak.. işte o senin helalindir.. helal süt emmişindir.. git babasından iste.." la fonten almış ayakkabıyı.. bi de ne görsün içinde üç tane kuru fasulye.. dedem demiş bu ne.. dede hemen almış fasulyeleri.. "onlar sana gelmez oğul.." demiş.. "burdan başka bi yere geçicem.. cek diye bi çocuk var yazık yetim kendisi.. bi anası bi de danası var.. bunları da ona götürcem.." la fonten şaşkın şaşalak dedenin ardından bakmış.. sabah olunca bi de ne görsün.. etajerin üstünde bi cam ayakkabı bi de not.. "yemin billah olsun maytap geçmedim.. al bu ayakkabıyı dedikleri mi de unutma.."la fonten iyiliksever olduğu kadar itikatlı bi insan olduğu için ayakkabıyı almış düşmüş ayapçı dükkanının yoluna..

bütün gün irili ufaklı kokulu sadeli onlarca ayağa cam ayakkabıyı itelmiş durmuş.. yok.. hiç birine uymuyo.. tam ümidini kesip sikerim lan böle dedeyi de ayakkabısını da diyecekken tükkandan içeri ilik gibi bi manita girmesin mi.. bizim fonten almış ayakkabıyı ve pismilla diyip geçirmiş hatunun ayağına.. ayakabı löp oturmuş.. la fonten itikatlı olduğu kadar öküz bi insan olduğu için hemen o dakka "bacım tokadı basmazsan sana bişey sorcam.. benimle evlenir misin.." demiş.. kızın adı da prensesmiş.. prenses zati evde kalma korkusuyla yanıp kavrulan bi hatun olduğundan o dakka teklifi kabul etmiş.. "gel beni babamdan iste.." demiş.. adres kroki enlem boylam telefon emesen ne varsa komple vermiş la fontene..

lafonten açmış bayramlık gardrobunu yummuş gözünü.. lacileri çekmiş.. çikolatasını çiçeğini alıp akşamına soluğu prensesin evinde almış.. prensesin babasının adı kötü kalpli kıralmış.. arkadaşları ona kısaca kkk dermiş çünkü kötü kapli kıralı yazması hakketten uzun sürüyomuş.. kkk nın gözü la fonteni hiç tutmamış.. dikten konuya girmiş.. "başlık parası olarak ne verebilirsin.." demiş.. la fonten de öküz olduğu kadar dangalak bi insan olduğu için "dünyadaki bütün tuzarı tepenizden aşşa sepeleyebilirim müstakbel ve de kayın babacığım.." demiş.. kkk bu cevaba götü de dahil bütün dahili ve harici organlarıyla gülmüş ve "la siktirgit benim bekara verilecek kızım yok demiş.." aldığı cevaptaki ev sahibi kaprisi göndermesini anlayamacak durumda olan la fonten tırıs tırıs çıkmış evden..

la fonten dangalak olduğu kadar azimli bi insan olduğu için eve gelir gelmez açmış netbukunu prensesle yazışmaya başlamış.. zati prenses de evden dışarı çıkamıyomuş.. kkk kendisini itlen kopuklan muhatap ettiği için prensese odadan çıkmama cezası vermiş.. la fonten prensese damdan düşer gibi "yarınsı gece benimle kaçar mısın.." demiş.. prenses tükkanda dünden razı olduğu gibi yine razı olmuş.. ve hemen yıllardır çeyiz niyetine kurduğu kaçış planını en ince ayrıntısına kadar la fontene anlatmış.. la fonten devrisi günü prensesi kaçırma hayalleri kuraraktan uykuya dalmış..

yarın gece olmuş.. la fonten prensesin mahallesine gitmiş.. o sıralar adet olduğu üzre cama taş atmış.. prenses hemencik cama çıkmış.. gemi halatı gibi ördüğü saçlarının ucunu çanak antenin demirine bağlamış.. başlamış komando gibi saçına tutunarak hoplaya hoplaya binadan aşşa inmeye.. la fontende o sırada prensesi etek altından röntlüyomuş.. ne de olsa azimli olduğu kadar zaafları olan bi insanmış.. derken prenses aşşa inmiş ve la fontenin getirdiği bağ makasıyla bi ucu çanak antene bağlı olan saçlarını kesmiş.. genç çift koşa koşa karanlıkta kaybolmuş.. onlar ermiş muradına.. develer tellal olmuş.. bir yokmuş bir olabilirmiş.. gökten elma falan düşmemiş.. zaten düşseymiş de parçalanacağı için bi işe yaramazmış..

Cumartesi, Mart 20

iyidere cenazeye adam toplama cemiyeti..

iyidere vakfı diye bi vakıf var hayatımda.. büyük olasılıkla vakıf adının "ve havalisi yardımlaşma ve dayanışma vakfı" gibi bi ilavesi de vardır ama kısa mesajlarda mesajın ismiyle müsemma olabilmesi için olsa gerek bazı ayrıntıları yazmıyorlar.. baba durumundan doğal üyesi olduğum bu vakıfla olan ilişkim odukça sınırlı.. şöyle ki.. yolu iyidereden geçen ya da iyidereyle su bağı olan her kim öldüyse telefonuma bir sms gönderip haber veriyorlar.. cenazenin nereden kalkacağı gibi bi takım faydalı bilgileri de yazmayı ihmal etmiyorlar.. bazen yanlış bilgi verdiklerinde de çok geçmeden bir düzeltme mesajıyla olası bir karışıklığı önlemeye çalışıyorlar.. hülasası bu cenazeye adam toplama işini son derece ciddiye alıyorlar..

bu adamlar bilmiyorlar ki beni öldürseler cenazeye gitmem.. tamam biraz abartmış olabilirim.. sonuçta şeref konuğu olduğum bi cenazeyi de kaçırmak istemem.. başlangıçta biraz garipsediğim ama sonra alıştığım hatta heyecanla bi sonraki ölüm haberini beklediğim bu mesajlar sayesinde pek çok farkındalık yaşadım.. o halde ne duruyorum.. liste yapsam ya..

1.. iyiderede her yıl baya bi insan ölüyordur..
2.. istanbulda iyiderede olduğundan daha fazla iyidereli vardır ve yeri geldiğinde onlar da gayetiyle ölebiliyordur..
3.. iyidereli her iki insandan birinin soyadı metedir..
4.. iyiderede yapraklar adında bir cami vardır..
5.. ben hiç iyidereye gitmemişimdir..
6.. bir gün ben de sms olacağımdır..

Salı, Mart 16

artezyen..

frijit bir kedi tecavüz eseri doğurduğu yavrusunu yalasa ilk kez tiksinerek..

çocuk çığlıkları yankılansa şefkatli orta kulaklarda..

gelinliği deli gömleği olsa yetmişlikle evlendirilen bir bakirenin..

zalimlerin döktüğü kanda gusül abdesti alsa fahişeler..

düş sahiplerinin peşine düşse hıyaneti kendinden menkul düşmanlar..

geçmişi didik didik edip kalbura çevirse nedamet vesikalı vicdanlar..

bir ihtiyar çimdirse buruşuk etini bugün de ölmediğini anlamak için..

ekmek derdinden mustarip cinnetli bir baba boğazlasa çocuğunu sevgiyle bilenmiş ekmek bıçağıyla..

gözyaşıyla sulansa hiç açmayacak erguvanlar..

kırmızının adı kanrengine dönüşse lügatlerde..

bütün tazyikiyle fışkırsa yeraltından edebiyat..

yine de bu yazı bi boka benzemez aga..

Perşembe, Mart 11

ha!

“ruhunu kaybetmiş biriyim.. ne arıyorum.. ne de geri gelmesini bekliyorum”

-otuz!-
aha sarı yandı.. koşarsam yetişirim.. yerlerde hep çamur.. şimdi sırtıma kadar sıçratırım yetişmeye çalışırken.. neyse beklemekten başka çare yok.. zaten kırmızı yandı.. otuz saniye nedir ki..

-yirmidokuz!-
beklerken ne kadar zor geçiyor zaman.. ömrümün kaçta kaçı beklemekle geçiyor acaba.. yaya geçidinde yeşili bekle.. durakta otobüs bekle.. lokantada siparişi bekle.. askerde terhisi bekle.. hayatta doğru kişiyi bekle.. bekle yavrum bekle.. şu kırmızı lambada hapsolmuş kızıl adamdan ne farkım var sanki.. ayakta durmak için savaş ve bekle.. en sonunda da ölümü bekle.. beklerken de hayatla oyanmaya çalış.. ne bulsam da oyalansam.. hadi bakalım.. beklemedeğim zamanlarda yaptığım part time ikinci iş.. ara.. bekle ve ara..

-yirmi sekiz!-
yağmur da bastırdı.. şerefsiz herif.. 3 liralık çin malı şemsiyeyi güç bela pazarlıkla 8 liraya bıraktı.. bi de rahmet diyolar.. fırsatçılara.. karaborsacılara rahmet..

-yirmi yedi!-
amma da kalabalık oldu burası.. yol da tenha gibi.. beklemeden aralardan geçsem.. ayıp lan koca adamsın kırmızıda geçilir mi.. ama kimse olmasa geçerdim.. hiç tanımadığım bu kalabalığın baskısı var üstümde.. asıl ayıp bu lan.. yannızken geç.. kalabalık olunca dur.. ne iki yüzlü bi herif oldum ben yea..

-yirmi altı!-
o ne.. karşı kaldırımdaki genç kadın.. bana mı bakıyo.. yanımdaki yaşlı teyzeye bakmıyodur heralde.. tabi canım direk bana bakıyo.. gözü daldı heralde.. bu kadar da boş bakılmaz ki..

-yirmi beş..-
bi yerden birine mi benzetti.. şemsiyesi de maşallah pazarcı şemsiyesi gibi.. üç kişiyi altına alır bana mısın demez.. kim bilir kaç paradır.. benim dandik şemsiyenin iki katı kadar nerdeyse.. bak hala bakıyo..

-yirmi dört..-
ohaa.. hayvana bak.. yavaş geçsene öküz..

-yirmi üç!-
yazık lan.. yağmurun rahmeti yetmiyomuş gibi bi de trafik canavarı rahmet eyledi insancıklara.. yanımdakilere de kıl oldum.. ne gülüyosunuz dingiler.. o araba bizim olduğumuz tarafa da çamur sıçratsaydı böle kikirdiycek miydiniz.. bizimki de ıslandı mı acaba..

-yirmi iki!-
ah be ablacım.. bu havada da beyaz manto giyilir mi.. ama suç sende değil.. beyaz kışlık kıyafetler üretenerde.. sen de kadınsın bi yerde.. yumuşak karnına vurmuşlar.. onun içinde güzel olduğunu düşünmüşsün besbelli..

-yirmi bir!-
bana bakan kadın da beyaz mantoluya bakıyor şimdi.. adi trafik canavarı.. dikkatini dağıttı kızın..
-yirmi!-
aman be abla sen de nerden buldun beyaz giyecek günü.. kırk yılın başı güzel bi hatunla kesişiriz.. trafik canavarıyla beyaz mantolular birlik olup aşkıma kürtaj yapar.. büyü mü var lan acaba bende..

-on dokuz!-
abim de 40 yaşına geldi hala bekar.. kesin büyü var.. ailecek lanetlenmişiz biz.. gerçi babamla annem de geç evlenmiş.. belki de genlerimizde var bu.. şu gen haritasını bi tamamlasınlar bakalım.. kesin böyle bi gen var.. geç evlenme geni..

-on sekiz!-
yine bu tarafa döndü.. bana mı bakıyo.. yok ya.. lambaya bakıyor..

-on yedi!-
yok abi olmadı.. olmazdı da zaten.. biz ayrı dünyaların insanlarıyız.. şu yolda bile karşı karşıya duruyoruz.. o bu tarafa geçtiğinde ben o tarafa geçmiş olucam.. zıtlıkların çekimiydi bizimkisi..

-on altı!-
zaten onunla da böle olmuştu.. kimbilir nerde kimlerledir şimdi.. ama yürümeyeceği belliydi.. bi kere de bana benzeyen biriyle olamadım.. kendimden sıkıldığım için olsa gerek hep benden çok farklı insanları beğeniyorum.. sonra da şiddetli geçimsizlikten kavga arası ilişki.. bir dargın bir barışık.. böle bi şarkı vardı.. nasıldı o.. şarkı değil miydi yoksa.. lan doğduğumdan beri dinlerim şu lanet şarkıları birinin de iki cümlesini bilmem.. hafızamda hepsi tek satırdan ibaret..

-on beş!-
takıldı bu da aklıma şimdi.. nasıldı onun devamı.. yavaş bilader.. tepeme çıksaydın.. yer mi yok da dibime giriyosun.. ulan koca şehirde bu paltonun aynısından bi kişide daha vardır.. o da geldi benim yanımda durdu..

-on dört!- nereye bakıyo bu herif.. benim hatuna mı bakıyo lan.. haydaa.. ne belasın sen kardeşim.. bi sen eksiktin.. trafik canavarı.. beyaz mantolu ve sen.. üçlü şer ortaklığı mısınız benim başıma.. bermuda şeytan üçgeni misiniz lan..

-on üç!-
ama o bana bakıyo.. evet evet.. bana bakıyo.. şaşı mı lan bu.. gözlerini naapmış öle.. nereye baktığı belli değil.. şaşı maşı.. on saniye kaldı.. en etkileyici bakışlarımı takınmalıyım.. zaman azalıyor.. acaba karşıya geçerken çarpışıp özür falan mı dilesem.. filmlerdeki gibi.. keşke elinde kitapları falan olsaydı.. yere düşerdi.. beraber toplardık..

-on iki!-
salaksın olum sen.. kitaplarını çamura düşürsen sana yapacağı en iyi şey pazarcı şemsiyesiyle kafanı kırmak olurdu.. harbi salaksın..

-on bir!-
bu kadın da senin gibi salak heralde.. bi saattir mal mal bakıyor.. hah işte tam kendine uygun birini buldun.. iki çıplak bi hamama.. artık doğacak çocukları tahmin edemiyorum..

-on!-
beyaz mantoluya bakıyo şimdi de.. gitti anacım o manto.. kuru temizlemecinin rızkı varmış onun üzerinden.. sizin gibi saflar olmasa onların çoluk çocukları ne yer.. ne içer..

-dokuz!-
yavaş be abi.. paltolarımız aynı diye pek bi yakın gördü bu herif beni kendine.. bi dur durduğun yerde.. iyi geç hadi bu tarafa.. ne varsa benim durduğum yerde.. geç geç.. allaşkına geç.. bak kardeş sayılırız.. paltolarımız da aynı.. benim yerim senin yerin.. hah.. oldu.. mutlusundur umarım.. dallama..

-sekiz, yedi, altı, beş, dört, üç, iki!..-
ya beyaz mantolu.. sana ben ne diyim.. istikbalimle oynadın be kadın.. iyi oldu sana.. o kadar çamur az bile hatta.. beter ol..

-bir!-
al işte.. yeşil yandı.. sizinle uğraşmaktan kıza bakamadım.. yürü oğlum yürü.. herkes başladı yürümeye.. ne bekliyosun mal gibi.. ortaya yaklaştım.. kırmızı yanmadan geçmeliyim karşıya.. hızlanayım.. dur şu ikisinin arasından geçeyim.. ya olum yapışık mıyız biz.. az bi uzak dursana.. hay allahım.. ben bu herifi döverim de bu yağmurda olmaz.. üstüme çamur sıçrar..

-altı, beş, dört, üç, iki, bir! hızla!..-
geçtim.. o artık geride kaldı.. zaten neler geride kalmadı ki.. dönüp bakmıycam.. ya o durmuş bana bakıyorsa.. yok lan ne bakıcak.. kesin birine benzetmişti beni.. hadi aslanım hadi.. işine gücüne bak.. daha ne kırmızı ışıklar göreceksin sen.. ne yeşiller çıkacak karşına.. hadi lan.. bu mu yani.. bunu mu bulabildin kendini avutmak için.. yannız gebereceksin.. yalan mı.. neyse ki palto ikizimden kurtuldum..

-otuz!-

* işbu yazı.. öykü.. hede.. nane.. herneyse.. "ekşi öyküler"de yayımlanmış olan "ah!" başlıklı öyküden fena halde esinlenlenerek yazılmıştır.. oricinali daha güzeldir..

Pazar, Mart 7

izdivaç kafası..


Yani diyorum ki.. çocuklarımın müstakbel validesi.. validemin gelini.. gelinimin son ütüsü.. mecazımın mürseli.. arifimin tecahülü.. karamürselimin sepeti.. tamlamamın tamlayanı ol diyorum yani..

sepetim.. takayım seni koluma düşeyim sevda yoluna da demiş olabilirim.. malum sarhoşum da bir içimlik kadar.. ileride hiç hatırlamayacağım lakırdılar sarf ediyorum pervasız tarafından.. dilimin pervazı yok ya hazırda.. hani diyorum evet dersen bir ömürlük.. bunu unutmamak adına sağ avucuma yazıversen diyorum.. yannış anlama.. ne faşitim ne anarşit.. sağduyulu bir eş ve tedbirli bir baba adayıyım.. yeri geldi mi geri vites de yaparım bariyer de.. sağ el demem yazın taharet alırken silinmesin diye diyorum.. yannış olmasın.. yazın demem mevsimlik bi hadise değil.. haşa.. çünkü ben ileride sık sık gözlemleyeceğin gibi yaz kış taharet alan temizlik timsali bir aile planlamacısıyım..

içinde sen geçen kusursuz planlar yapıyorum müstakbelim.. en kartal görüşümle kuş bakışı krokiler çiziyorum.. hazinenin saklı olduğu yere X yerine seni nakşediyorum.. nakkaşelere parmak ısırtıyorum lan.. dilberlere dudak basıyım ki talibim sana.. gerekirse vezirlere parmak atarım ki talibim.. imamlar bayılsın ki alasım var seni..

alıcam lan seni.. üçe alıp beşe sarıcam.. pamuklarda yetiştirip tarımsal kalkınıcam.. hısımlı akrabalı mevzulara giricem seninle.. seni alıp kendimi vericem.. en karlı alış verişimin kadevesi olucaksın diyorum.. devasa aşık olucam lan sana.. en iri aşkımın mektubunu vergi iyade zarfına sığdırıp kapının altından sızdırıcam..

sabah güneşim.. hasta olucaksın lan bana.. sen hasta olucaksın.. hayır dersen ben ölücem.. ben merhum sen ecel olucaksın.. cenazem öğle namazına müteakip bulduğu münasip bi köşede kıvrılıp yatıcak.. kefenimin cebinden senin fotorafın çıkıcak..

kıyılır mı lan bu adama.. hadi bana kıydın diyelim.. kendine nasıl kıyacaksın.. bensiz sen sensiz bana benzer.. demem o ki yani.. bi boka benzemez.. boka benzesin diye demiyorum ama kıyma diyorum işte bu adama.. hamiline açık çek vermek gibi olmasın ama.. al diyorum bu aile cüzdanını.. direk diyorum.. adını yaz diyorum..