Salı, Şubat 17

çocuk aklı

hep çocuk kalmak bu olmamalıydı. yetişkinliğe erişememiş bir toplumda yaşıyoruz ve çocuk aklımızla büyük sorunları çözmek için parlak fikirler ürettiğimizi sanıyoruz. evet yetişkin niteliklerinden yoksunuz. bir kısmı ergen egosuna  bir kısmı çocuk saflığına diğer bir kısmı ergen içekapanıklığına belki başka bir kısmı çocuk gaddarlığına sahip koca bir kalabalığız. yetişkin aklıyla 2+2 basitliğinde olan ve dünyanın başka yerlerinde yaşanmış üzerine düşünülmüş ve nihayetinde çözülmüş sorunlara her kafadan bir ses keşmekeşliğinde çözüm arıyoruz. aslında derdimiz çözüm aramak da değil sanki; sadece aklımıza ilk geleni dile getirip ruhumuza çöken ağırlıktan kurtulmak. vicdan rahatlatmak. dilenciye para vermek gibi mesela. o parayı verirken amacımız yalvaran gözlere duyarsız kalmanın yaşatacağı vicdan azabından kurtulmak. halbuki büyük olasılıkla bu yaptığımız şey dilencilik kurumunun devam etmesi için mafyatik bir organizasyona küçük bir bağışta bulunmaktan başka bir şey değil. küçük aklımızın anlık dehası. neredeyse çocuk sevimliliğinde ama yetişkin aklıyla bakınca zararlı.

çocukluğumdan aklımda kalan bir anı. hayal meyal hatırlıyorum. parkta kaydıraktan kayan beş altı çocuğuz. hiç yetişkin yok. bu çocukların ikisi kayıp eğlendikten sonra diğerlerinin kaymaması için kaydırağa tükürüyor. amaçsız bir vandalizm örneği. geriye kalan çocuklardan biri, en çok kaymak isteyeni yani en heveslisi "bakın" diyor. "şimdi ben bir kere kayıp kaydırağı tükürüklerden temizleyeceğim. ama sakın bi daha tükürmeyin." ve dediğini yapıp kayıyor da. pantolonunun arkası ıslak pis paslı çamurlu. aşırı fedakarlık. ama bitmedi. o amaçsız vandal çocuklar geri gelip bir daha tükürüyorlar kaydırağa. amaçsız vandalizmle aşırı fedakarlığın mücadelesinde karşılaşılan sonuç belli: fedakarlık kaybediyor.

olayın kahramanları çocuklar olunca bu olay -yine acı fakat- pek sıra dışı değil. gel gör ki biz sözde yetişkinler  olarak buna benzer olayları yaşıyoruz ve yaşamaya devam edeceğiz. hem de misafirlikte beğendiği oyuncağı çalan çocuk masumiyetinde değil yaşadıklarımız. beğendiği bir kadını elde etmek için canına kast etme iğrençliğinde. istiyorsam benim olmalı bencilliğinde. dünyada sadece kendisi varmış ve diğer bütün mahlukat ona hizmet etmek için yaratılmış rahatlığında. nereden geldiği tam olarak belli olamayan hadsiz ve manyakça bir özgürlük anlayışı. daha da acı olanı, ya bu anlayışa sahip olanlara katılacaksınız ya da er ya da geç, az ya da çok bu anlayışa sahip olanlar tarafından mağdur edileceksiniz. ne kadar kabuğunuza çekilirseniz çekilin bir gün bir yerde canınız yanacak. özgürlükleriniz elinizden alınacak. istediğiniz okula gidemeyeceksiniz mesela. ya da istediğiniz içkiyi içemeyeceksiniz. anadilinizi konuşamayacaksınız.ne bileyim  ibadetinizi yapamayacaksınız. istediğiniz gibi giyinemeyeceksiniz. çünkü bu ezen ezilen karşıtlığında orta bir nokta yok. kenara geçip gözlemci gibi olan biteni izleme şansınız yok. ya vicdanınızı kaybedip türlü- kendinizce haklı- gerekçelere sığınıcak ve ezen tarafta olacaksınız ya da izzetinizden vazgeçip zarardan köşe bucak kaçacak ve aklınızı da yitirmemek için kafanızı başka bir tarafa çevireceksiniz.

insan çok tuhaf bir karışım. hayvandan farkımız aklımız diye biliyoruz mesela. ama aynı akıl bizi çıkar düşkünü faydacı bencil yaratıklara dönüştürüyor. akla odaklanmak toplumsal huzuru getirmiyor. hedef fiziksel ve ruhsal tatmin odaklı bir hayat sürdürmek de olamaz. çünkü bu ütopyanın gerçek olabilmesi bir noktada hadsiz ve bencil özgürlük arayışıyla sonuçlanmak zorunda. doğası gereği insan bir noktada duramamaya, hep daha fazlasını istemeye programlı. sonra bir de ahlak var. kendinle de barışık olmak zorundasın bi yerde. her ihtiyacının gerçekleştiği bir hayat bile iç çatışmalarla zehir olabilir. o halde bulamayacağın bir huzuru aramakla geçecek bir ömre hazır mısın?

asla! bu noktada intihar ya da umut seçenekleri çıkıyor karşına. ben bütün karamsarlığıma rağmen umut yolundan gitmeyi tercih ediyorum. neden bu yolu tercih ettiğim konusunda ise elle tutulur tek bir gerekçem yok. belki sadece hayatta kalma içgüdüsü. belki gerçekten değişim mümkün. neden olmasın? ben ortalama bir insan evladı olarak kendi kısa sayılabilecek hayatımda bir kaç farklı bilinç düzeyinden geçtiysem başkaları bunu neden yapamasın? hem ben de henüz olmam gerektiği noktada değilim. kendini gerçekleştirmek nedir bilmiyorum ama her nasılsa henüz kendimi gerçekleştiremediğimi hissediyorum. büyük olasılıkla ölüm döşeğinde de aynı hislere sahip olacağım.

insana dair son bir tuhaflık var aklıma gelen. düşünmeden duramayan insan biraz fazla kafa yorunca en iyisinin fazla düşünmemek olduğuna kani oluyor :) çünkü soru dediğin cevaplanabilen bir şey olmalı di mi? yeni ve daha zor sorular doğuran değil. kim bilir belki de hayata cevapları değil de doğru soruları bulmak için geldik, olamaz mı?


5 yorum:

PoLLy dedi ki...

Herşeyden önce, hoş döndün! Senede bir kere yazmaya mı karar verdin caba?
Daha sık yaz azizim.. Daha sık...

fevkalade olağan dedi ki...

Yazayım di mi.. Ne yazayım mesela?

pusarık dedi ki...


bir çocuğun çocuk akıllı hatta aklı çocuğunda annesi olarak; anasına sövülmesin diye ezik mi yetiştireyim, kendini ben yokken de koruyabilsin diye bencil ve zalim mi? her ikisi de değil, zaten çocuk sırf anasının yetiştirmesiyle o kalıplara girmiyor tabi ki...

elinden geldiğince orta yolu tutturup "çok düşünmemek"; biraz yürek, biraz akıl, biraz itidal ama tutku, hırs ve aşırılıkları işin içine sokmadan... mümkün mü peki? ben de umudu tercih ediyorum, inşallah, bakalım...

fevkalade olağan dedi ki...

Aynı soruyu geçen bir arkadaşımla Konuşurken sordum desem.. Cevabını gerçekten hiç bilmiyorum.. Milyonlarca seçenek arasından Noktaları birleştirip bir Şekil çıkarıyorsun ortaya.. Sürpriz.. Bakalım nasıl bir insan olacak? Ama umut Şart..

Mehmet Lütfi Alp Korkmaz dedi ki...

GERİ DÖNSEN KEŞKE...