Cumartesi, Aralık 26

yeni yıldan bi şey beklemiyorum..

afedersiniz ama 2010 dan da.. başka yıllardan da bi sikim beklemiyorum.. zaten yılbaşı dediğin ekvator gibi hayali bi çizgi.. günleri sayıyosun.. 365 tane olunca yıl oluyo.. saçma.. böle nerde başladığı nerde bittiği hayal mahsulü bi zaman ölçü biriminden ne beklenir.. hadi bekledim diyelim.. o masum bu beklentimi gerçekleştirmek için ne yapabilir.. bırakın bu işleri bilader.. alayı batıl inanç bunların.. bilim diye bişey var.. çemberin başlangıç ve bitiş noktası olmaz.. hiç mi riyaziye endaze falan okumadınız yeaa..

kaldı ki bu beklenti şeysi bi tek yeni yıla girerken oluyo.. sonra da unutuluyo.. misal bunları sene başında bi yere yazıp.. sonra sene sonu geldiğinde ne kadarının gerçekleştiğe hiç bakmıyoruz.. eskiyen yıldan hesap sormuyoruz.. yaptığı yanına kar kalıp siktiroluyo gidiyo işte.. hadi o gitti.. yeni gelen yıla gözdağı da vermiyoruz.. beklentiler orda öle kalıyo..

hadi defteri kitabı açıp değerlendirdik diyelim.. neye yarar.. misal yıl sonu bilançosu çıkarıp 2009 a not mu vericez şimdi.. tamam verelim.. 2009 beklentilerin çok altında bi yıl oldu.. tam bi hayal kırıklığıydı.. babası 2008 kadar bile olamadı.. otur sıfır.. peki ne değişti.. bu değerlendirmenin bize ya da kozmostaki en ufak bi varlığa en ufak bi faydası var mı.. 2009 karşımıza bi daha gelirse daha temkinli mi davranıcaz.. yok bilader ben bunu evvelden tanıyorum.. çok tırt bi yıl..ben bu yıl yaşamıycam mı diycez.. bu tür peryodik kutlamaları padomime benzetiyorum ben.. hakketten saçma.. benzetme saçma yani.. pandomimle ne alakası var la bu durumun..

iki sıfır bir sıfırdan tek bi beklentim olabilir.. o da vakti zamanı gelince bitmesi ve yerini iki sıfır bir bire bırakması.. yer küremizin ısı ve ışık kaynağımız olan güneş etrafında bir turunu daha sağ salim tamamlaması yani durum.. abartmaya kırmızı don giymeye falan hiç gerek yok..

son olarak yılbaşında ne yapıyosun sorularından da ayrıca tiksindiğimi ifade edip bitiricem.. çok kottür yazdı.. uzatmayalım.. yılbaşında hiç bişey yapmıyorum.. siz de etrafınızdaki insanlara sormayın böle şeyler.. hem ben size aybaşınızla ilgili şeyler soruyo muyum.. benim için de yılbaşları benzer huzursuzlukta dönemler.. eğlenmenin zorunlulukmuş gibi algılanması sinirlerimi bozuyo.. inadına eğlenmiyorum.. sevmiyorum bilader.. zorla mı.. yaşasın sıradan günler.. hadi kapattım.. bay..

Perşembe, Aralık 24

olağanüstü yavuşak..

24 aralık 2008
şuan acayip asabiyim.. birilerine çatasım.. öfkemi höyküresim.. yolda geçen insanlara gelişine yarım vole çakasım var.. neden diye sormayın sıçmıyım ağzınıa burnunuza.. bilok yazıyosam anlatıcam bişeyler heralde.. anlat anlat açılırsın diyenlerin de soy ağacına kibrit suyu dökeyim..

ama suç bende.. kendi çabasıyla elde ettiği en değerli varlığı şeyi egosu olan.. başka da bi sikimi haketmeden kucağında bulan.. nasıl olduysa edindiği ünvanı cebine koyduktan sonra ilgilendiği tek okuma uğraşı krosword pazıl çözmek olan.. diğer her konudaki eksikliğini çirkefliği ile örtebileceğini sanan birine ayar vermiyceksin bilader.. hele ki bu insan üretimine çöp dediğinde üretimin çöp sayılacaksa hiç mi hiç ayar vermiyceksin.. orda seni yatırıp sikse beline sağlık deyip unutmaya bakıcaksın.. gerekirse 8 yıldır içinde tuttuğun herşeyi bi sekiz yıl daha içinde tutacaksın ama gık demiyeceksin.. evet hocam.. tabi hocam. çok haklısınız hocam.. daha önce ne kadar haklı olduğunuzu söyleyen oldu mu hocam.. haklı olduğunuzda çok güzel oluyosunuz hocam.. diyip göt deliği dışında her bi deliği kapalı şeresiz maymun olucaksın.. olucaksın ki senin kullanmadığın egoyu da o alsın.. senin üzerinde kullansın..

hem bi hocaya
"bilmediğiniz bi konuda benim yannış bildiğime nasıl hükmedebiliyosunuz.."
"bunun batıl inanç olduğunu söyleyin bana.."
"tamam bunları yazıcam ama altına kaynak olarak benim hocam böyle düşünüyo yazmam gerekecek.."
"böyle bişey yok.. yoku nasıl ispatlarım.. benden olmayanı ispat etmemi beklemek yerine siz olduğunu gösterseniz daha kolay olmaz mı.."
gibi saygısız ithamlarda bulunmak hem çok ayıp hem de çok günahtır.. bizim kültürümüzde hoca her zaman haklıdır.. tabi.. evet.. bunların hepsi.. tabi canım.. şüphem mi var.. aksini düşünmek mümkün mü.. zaten bana da cinnet geçirmem için bi sebep lazım.. "anlatamıyorum galiba" derken sözümün bi "bilmediğin için anlatamıyosun" la kesilmesine çok ihtiyacım var.. "bugün de herkes bana bişey öğretiyo" gibi 60lık bir ergen isyanıyla ancak kendime gelebilirim.. ne kadar sikindirik bişey için kafa yorduğumu.. hayatı çekilmez kılan.. o çok önem verdiğim.. ne kadar zor gelse de yoğunlaşıp zaman ayırdığım.. tüm tembelliğime rağmen madem yapıyorum hakkıyla yapayım dediğim nanenin bi tartışmayla çöp olabilecek boş bi uğraş olduğunu başka türlü anlayamazdım.. her zaman olduğu gibi bi başkasına kızarak başladığım bi mağcera yine en çok kendime kızarak bitiyor.. başladığım güne lanet olsun.. bırakamadığım her güne bi daha lanet olsun.. bu yüzden kendimi bi bok sandığım her güne bin lanet daha olsun.. bi insan kendine bu zulmü reva görüyosa o insan dünyanın en ebleh insanıdır.. başka hiç bi kimseye bişey deme.. hor görme.. burun kıvırma hakkı asla yoktur.. hakkım yok.. ama yine de beni kendimden soğutanlar da şahin kayla hüseyin üzmez arasında sandöviç olsunlar işalla..

24 aralık 2009
aslında fena insan değil.. tamam arada bi tırnaklarını çıkarıyo ama hangimiz mükemmeliz ki.. yani egosunun hafiften kabarmış olmasının da haklı gerekçekelri var.. iyi kötü koca bi ömür vermiş işine.. binlerce pohpohlayanı olmuş.. olur olur.. o kadar kusur kadının bizzat kendisinde bile bulunur.. hem ben de çok ağır konuşmuşum.. daha dünkü bok çıkmış akıl veriyo.. olcak iş mi canım.. tonton bi teyzeye yapılır mı bu.. öğrenci dediğin biraz şöle olucak bi yerde..

- hocam.. üzerinde düşününce eleştirilerilerinzde ne kadar haklı olduğunuzu farkettim.. elimden geldiğince dikkate alıp düzeltmeye çabaladım.. bu haliye çok daha içime sinen bi metin oldu.. o gün çok anlayamamışım ama şimdi teşekkür etmek istiyorum..

- izin verirseniz bu cümlenizi hemen not almak istiyorum.. başlık 3.5.2. de anlatmak istediğim tam olarak buydu.. harika tek cümlelik bi özet oldu..

- anladım.. aslında o konuda benim de çekincelerim vardı fakat bi çözüm bulamamıştım.. hemen bu akşam düzeltiyorum..

- bu çok iyi oldu.. yani tecrübe böyle bişey heralde.. ben aynı metni 20 kere okudum ama hiç birinde bu ayrıntıyı yakalayamadım..

- yea.. çok klişe bi şey ama inanın dolu dolu hissederek söylüyorum bunu.. gerçekten hakkınızı ödenmez.. sizin önerileriniz olmasaydı bu tez buraya gelmezdi.. teşekkür ederim.. izin verirseniz elinizi öpek istiyorum..

yeaani ideal öğrenci olmak buyumuş meğer.. nasıl bi sevgi çemberi olduk.. nasıl karşılıklı iltifatlar.. çok akıllı çucuk bu lar.. ben zati her zaman takdir etmişimdir ler.. çok güzel bi çalışma olucak lar.. kucaklaşmalar.. öpmeler.. okşamalar.. daha neler neler..

" onurlu ama öfkeli olmaktansa yavuşak ve mutlu olmayı tercih ederim.."
robert boş..

Salı, Aralık 22

olağanüstü halsizlik..

telefonun ağzını bıçak açmıyor.. umrumda değil.. kapı zilindeki kanaryanın her cikciklemesi bi ağıt.. neredeyse beni de ağlatacak.. lavabonun musluğu damla damla göz yaşı döküyor.. teskin etmeye elim varmadı.. düdüklü tencere huysuzlandı.. aklınca kapris yapıp kapağını açtırmıyor bana.. üstüne gitmedim.. düdüksüzüne nazım geçti.. o daha sessiz ve ağırbaşlı ne de olsa.. cam boyundaki menekşe bi kaç kez intihara teşebbüs etti.. ölen yapraklarını kendi toprağına gömdüm.. sigara izmaritleriyle koyun koyuna huzur içinde yatıyorlar.. perdeler pek bi sarardı.. hastalar galiba.. sormaya korkuyorum.. tersine ırkçı çamaşır makinası bütün beyazları boyadı.. sanırım bana bişey anlatmaya çalışıyor.. keşke daha açıksözlü olabilse.. elektrikli süpürge de bana bozuldu sanırım.. en sevdiği prize taktım bana mısın demedi.. vileda banyoya kapandı.. altmış sekiz gün oldu dışarı çıkmıyor.. önemsemiyor göründüm.. umarım atlatır..

bugün kültablasıyla dertleştik biraz.. havadan sudan.. eski kışlardan.. kültablası olmanın zorluklarından.. memleket meselelerinden.. vizyondaki filmlerden.. yabanileşen dünyanın daha da tekilleştirdiği birinci şahısların yaşadığı kimlik bunalımından.. kuşların tuvalet eğitimi almasının ne kadar yerinde olacağından.. sigaranın masumiyetinden.. su arıtma tesislerinde imam istihdam etmenin ve şehre okunmuş su vermenin yerli yerinde bir fikir olduğundan.. aşkın yer üstünde en çok tanımı olan ve fakat tamınlanamayan tek şey olduğundan.. biraz da senden bahsettik.. ben bilmiyor sanıyordum.. ruj izli sigara izmaritlerinin noksanlığından anlamış meğer.. beni üzmemek için açmamış konuyu.. o da özlemiş..

Perşembe, Aralık 17

sümkürmatik..

bi insanın aldığı bütün içecekler.. su.. çay.. kahve.. anasından emdiği süt.. hepsi sümük olur da burnundan gelir mi.. cevap veriyorum.. gelir.. gelmekte..

reklamlarda yere göğe sığdırılamayan ultra mega soft kağıt mendiller olsun.. göt bezinin postmoderen çağdaki karşılığı olan dübür dostu tuvalet kağıtları olsun.. üç gün süren sürtüştürme seanslarını sonunda zımpara kağıdından farksız hissedilir mi.. cevap veriyorum.. hissedilir.. hissedilmekte..

en kıytırık hastalık deyip kimsenin iplemediği şu nezle illeti bile bünyeyi etkisi altına aldığında ne beter etkileri oluyor.. çekmeyen yoktur ama şu an itibariyle ben deniz gibi çekmekte değilseniz de unutursunuz.. ta ki kalabalık bi ortamda fıırrrrşşt diye burnunuzu temizleyip çevrenizdekilerin tiksinen gözlerle size baktığını farkettiğiniz ana kadar.. bi de bi dallama çıkar da yuh hayvan.. o ne be.. derse yandık ki ne yandık.. adi herif hasta ruhundan anlamıyo ki.. koskoca hipokrat bile yemin billah etmiş hastayla dalga geçersem iki gözüm önüme aksın diye.. bu hala komik olup karılara hava atma derdinde.. yıllarca dişinizle tırnağınızla biriktirdiğiniz karizma puanlarını tek kalemde kaybettiniz.. geçmiş olsun..

ama duuur.. daha geçmedi.. bu utancın yıkıcı etkilerini en az üç gün boyunca günde zilyon kez tekrar tekrar yaşayacak olmak var daha.. yetti mi.. cevap veriyorum.. bana yetti.. size yetmediyse devam ediyim..

anketsever bi akkaş çıksa ve şu dünyadaki en güzel nimet nedir dese kendisine siktir git bi çay koy dememişsem şayet.. kesinlikle fasılasız bir gece uykusudur derim.. ah uyku aahh.. nerdesin sen kaç gündür.. ilk yattığımda akıntıdan.. sonrasında tıkantıdan mütevellit.. uyku arası.. gözler yarı açık bi vaziyette.. mendil ve su arama çabaları aslında başlı başına bir kabustur.. lakin uyku içinde değil.. arasında yaşanır..

ancak.. en faydalı icatlar en müşkül anlarda gelir insan evladının aklına.. evet.. hazır olun.. bomba bi icat geliyor.. birileri noter çağırsın.. ne biliyim nöbetçi patentçi yok mu orda bi yerde.. çok para kazanıcaz bu işten çook..

hani şu dişçilerde.. hekim ağzınızı bi timsahınki kadar açıp.. laylon kaplı haliyle insanı bin türlü çağrışıma gark eden kıllı parmaklarını o açık ağzın içine sokup sokup çıkarırken ve engizisyon işkencelerinden kalma aletlerle sizi oylum oylum oyarken.. ağzınızın içinde biriken salyaları ve her türlü sıvıyı hhüüüüpp diye çeken mini bir alattirinkli süpürge vardır ya.. bildin mi.. hah o işte.. onun burun için olanı.. evet karşınızda yepisyeni bir icad.. sümkürmatik.. adı da kendi gibi bi yaratıcılık dehasının mamülü..

düşünsenize.. sümkürme derdi yok.. yara oluncaya kadar burun silme derdi yok.. sokacaksın aleti burnuna ne kadar salya sümük varsa iki saniyede çeksin alsın.. ohhhh.. misss.. sen söyle vatandaş.. böyle bi dünya daha yaşanılabilir olmaz mı.. bi vatandaş olarak cevap veriyorum.. olur.. olmalı..

türk mühendislerini göreve çağırıyorum.. fikir benden diğer ıvır zıvır bok püsürü yapması sizden.. parayı da kırışırız.. memlekete istihdam lazım.. işlem hacmi lazım.. gelin büyütelim şu ekonomiyi.. gelin kurtaralım şu nezle mağdurlarını bu illetin kötü etkilerinden.. yaşasın cunhuriyet.. kafi miktarda ünlem..

Cumartesi, Aralık 12

inanç dünyası..

yürümeye başlayalı bir saat kadar olmuştu.. güneşin yokluğundan yüz bulan havanın soğuğu ellerinden ve ayaklarından başlayarak vücudunu kemiriyordu.. yürümekten mi yoksa soğuktan mı daha çok hazzetmediğini düşündü.. çekimser kalmayı tercih etti.. elindeki boş oy pusulası yönleri bilmiyordu ve o esnada küçük bi caminin yanından geçiyordu.. hayat bilgisi dersinden öğrendiği kadarıyla yön bulnanın bir yolu da cami minaresine bakmaktı.. tevafuk.. ezan da okunuyordu.. din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden kalma bilgileriyle allahın arap lisanında gönderdiği davetiyenin spontane çevirisini yaptı.. haydi namaza.. haydi kurtuluşa..

o anda yapılacak işler boş kümesinin bir alt ve daha boş kümesi olan yapılacak daha iyi bi iş kümesinin hayali elemanlarının teklifini geri çevirmedi.. ayaklarının dümenini caminin bahçesine kırdı.. camiye girecekti ki abdest alması gerektiğini hatırladı.. yüzünü ekşitti.. vazgeçmedi.. sadece başladığı için devamını getirdiği işler kümesine yeni bir eleman almaya karar verdi.. şadırvanın başına geldi.. paltosunu ayakkabılarını çoraplarını çıkardı.. sessize alınmış bi telefon gibi kesintili titredi.. kollarını ve paçalarını sıvadı.. kutsal striptizin bütün gereklerini bir bir yerine getirdi.. ıslanan kollarından çıkan su buharını görünce çocukluk arkadaşını görmüş gibi gülümsedi.. terli çoraplarını ıslak ayaklarına geçirdi.. yüzünü kazağının kollarına sildi.. yünlü kazağın pamuk havluya rakip olamamasına içerledi.. hala ıslak olan kaşlarından aldığı hınçla açık havada ve havlusuz bir ortamda abdest almanın soğuktan da yürümekten de daha beter hazzedilmeyesi bi şey olduğuna hükmetti.. ayakkabılarının arkasına basarak kötürüm adımlarla camiye girdi.. bismillah..

buğudan perdeyle kapanan gözlüklerinin yavaş yavaş açılmasıyla kendisine bakan yedi çift ve bir tek gözle karşılaştı.. içerideki tenha sayılabilecek kalabalığın sürpriz bir doğum günü kutlaması yapmak için organize olmuş muzur arkadaşları olduğunu düşledi.. bu saçma kurguyu başladığı için devamını getirdiği işler kümesine almadı.. işlerinin kesat olduğu müşteri sayısının azlığından belli olan bu mahalle camisinin somurtkan cemaati bu gence garipseyerek baktılar.. yeni çocuğa caminin yaş ortalamsını düşürdüğü için kızgın gibiydiler.. beyazlar içindeki imam ve beli bükülmüş ihtiyar heyeti ona pamuk prenses ve yedi cücelerin olabilecek en tuhaf uyarlaması gibi göründü.. bu kurgu çok gizli doğum günü kutlama çetesinden daha sevimli geldi.. gülümsedi.. farzı kılmak için hareketlenen cücelere katıldı ve pamuk imamın arkasında yerini aldı.. imama uydu.. allahuekber..

pamuk imam fatihayı okurken o allaha gerçekten inanıp inanmadığını düşünüyordu.. lehte ve aleyhteki deliller terazinin kefelerine konduğunda mutlak bir eşitlik vardı.. meşhur terazi tutan adalet heykeli gibi gözünü kapadı ve yine çekimser kaldı.. çabuk toparlandı.. bu düşüncelerin ne yeri ne de zamanıydı.. papatya falı bakmayı daha geniş bi zamana bıraktı.. hiç bi şey için değilse bile jeopolitik konumu gereği çizginin inanıyor tarafında kalmayı seçti.. o bunları düşünürken pamuk imam sarıkla silindirleştirdiği kafasını çevirerek sağ yanındaki meleğe selam verdi.. imamdan sonra o da aynı pandomimi tekrarladı.. bir de göz kırptı meleğe.. essalamun aleykum ve rahmetullah..

namaz bitti.. şaşı müezzinin anonslarıyla askeri nizamda tesbih çekildi.. sıra elleri açılıp dua etmeye gelince söylecek pek bi şey bulamadı.. o an aklına allahtan isteyebileceği bi şey gelmediği için ya da geldiyse de istemeye yüzü olmadığı için olsa gerek yaratıcısına yazısız fakat mahçubiyetle karışık mütevazi boş bi mektup gönderdi.. herkesle birlikte ellerini yüzüne sürerken mektup zarfını aminle mühürlemeyi ihmal etmedi.. amin..

duadan sonra imam kuran okumaya başladı.. bitti.. türkçe dua başladı.. imamın evvelce birileri tarafından okunan hatmi şerifin akif kılıç isimli merhumun ruhuna hediye edilmesi talebini allahın oluruna sunmasını tam katılımla ve amin birliğiyle desteklediler.. dua da bitince ayağa kalktı.. belki ısındığı için belki bi süredir oturduğu ve dinlendiği için belki de ibadet ettiği için daha bi huzur doluydu.. kapıya yöneldi.. çıkışta elinde akide şekeri paketleriyle bekleyen merhum yakını yaşlı kadının kıldığı namazını kabul etmesi yönünde allaha yaptığı emrivakiyi düşünmeden aminledi.. yaslı ve yaşlı kadınla alışverişini aldığı şeker karşılığında akif kılıca rahmet dileyerek tamamladı.. tel zımbayla kapatılmış paketi açtı.. şekerlerden beyaz olanı ağzına attı.. bu şekerin yaptığı minik jest karşlığında allah tarafından gönderilmiş bi teşekkür hediyesi olduğuna inanmak istedi.. inandı.. mutlu oldu.. yapılacak en iyi şeyi yapmışım kümesinin tek elemanına gülümsedi

Perşembe, Aralık 3

en ama en salak kız..


peşin söyleyeyim.. seksist bi yazı olacak ama kimseyi üzmek etmek gibi bi niyetim yok.. ya da şöle söyliyim.. ben rencide edicem ama siz sakın rencide olmayın olur mu.. bence olabilmeli.. bi oldurun işte..

sıradışı zekalı kızları pek bi seviyorum.. ama onlardan sora bi tercih yapacak olsam en salak olanlarını isterim.. salaklık da baya bi yakışıyo yani cinsi latife.. bakın bu paragrafçığı yarım elma gönül alma babında yazdım.. sevin beni taam mı..

konuya giriyorum.. en ama en en en salak kız hangisi biliyo musun.. işte o kız.. o kızın fotoğrafları için tıkla..

zbam.. onu tanımak kolay.. sürekli bıkmadan yorulmadan başka kızların ne kadar salak olduğunu anlatır.. onun üstüne o giyilir mi.. salak işte.. o herifle ilişki yaşanır mı.. sapsalak.. öle konuşulur mu.. salak salak.. falan filan.. etrafındaki her kızı değerlendirir çözümler sınıflar ama mutlaka bir şekilde salak ilan eder.. diğer kızların salak olduğunu tespit edebildiği için alt metnin verdiği yetkiye dayanarak onlardan daha akıllı olduğunu düşünür.. ima eder.. ilan eder.. olur ya siz de bi kaç salak kız örneği verirseniz bunlar mest olur.. bi bayılırlar size.. bi severler.. böle nasıl diyim o düşüncenizi sizden çok savunurlar.. yeaa işte böle sevgili okur.. şimdi gönüllü katılmcılarla minik bi deney yapıcaz.. ama sadece kızlar katılabiliyo bu deneye.. erkekler kapı deliğinden izleyebilir..

birinci aşama..
yukardaki salak kız tanımlamasını okurken içinden "evet yeaa çok haklısın valleyi.. etrafta çok var böle kızlardan.. ne büyük salaklık.." dediyseniz ayağa kalkın.. tebrikler.. bindiğiniz dalı kesmiş ve en salak kız tanımına uymuş bulunuyosunuz.. kaba şimşekçiğim.. hayatım sen oturabilirsin.. sen kız değilsin..

ikinci aşama..
şayet tam da şu anda "ne oldu ki.. ben bişey anlamadım yea.." diyosanız.. bi zahmet şu tarafa geçin.. siz de en ama en salak kız tanımında uyuyosunuz.. kaba bi dur durduğun yerde yeaa..

üçüncü aşama..
katılımcılara teşekkür.. dilek ve temenniler.. yorum bölümünde kokteyl.. çıkışta romantik bi yürüyüş.. eve bırakma.. bi kahve içmek için davet.. ve akabinde gelişen esraregiz olaylar..

Pazar, Kasım 29

daha demin burda bi yerdeydi.. hayret nasıl ortadan kayboluverdi.. gelen giden pek kimse de olmadı.. biri almış olamaz.. kendi de ayaklanıp gidecek değil ya.. valla akıl işi değil.. nerde o eski bayramlar..

Çarşamba, Kasım 25

sakız iki..

boş zamanlarımda bol bol ve boş boş düşünmeyi seviyorum.. gençliğimi ve dinçliği buna borçluyum.. aldığım kalorilerin önemli bir miktarını grimtrak beyin hücrelerimde yaktığımı ve bu sayede formda kaldığımı söylediğimde götüyle gülen tombalaklar bu toğorime az biraz itibar etseydi o iğrenç lahana çorbasına talim etmek zorunda kalmazlardı.. canları arafa.. umurumda değiller.. umurumda olan şu.. geçen gün sakız çiğnerken önemli bi farkındalık yaşadım.. sakızın düşünce dünyasındaki yeri ve önemi de başlı başına bi ansiklopedi konusudur ya.. onu da geçiyorum..

şekerli sakız.. ambalajından çıkarıp ağzıma attığımda hem ferahlatan bi tadı hem de bolca şekeri var.. keyfime diyecek yok.. çiğnemeye devam ettikçe tadı kaçıyor.. sakız küçülüyor.. çenem yoruluyor.. ilk başta aldığım tattan eser kalmıyor.. artık o sakızın ağzımda olmasından hiç hoşnut değilm fakat şuursuzca çiğnemeye devam ediyorum..

sadece sakız değil.. en sevdiğim kuru yemiş olan badem de öyle.. yediğim ilk bademin damağımda bıraktığı latif tat yemeye devam ettikçe kayboluyor ama ben tükenene kadar şuursuzca yemeye devam ediyorum.. o anda hafızam sıfırlansa ve çğnediğim şeyin ne olduğu sorulsa emin olun doğru cevap veremeyebilirim..

sadece badem değil.. televizyon dizileri de öyle.. ilk sezonunu ayıla bayıla izlediğim bir dizinin dört gözle beklediğim ikinci sezonu baygınlık geçirmeme sebep olabiliyor.. tabi yine izlemeyi bırakmıyorum.. ilk zamanlarının yüzü suyu hürmetine sevmeye sevmeye izlemeye devam ediyorum..

sadece televizyon dizileri değil.. insan ilişkileri de böyle.. yeni tanıştığımda pek bi hoşlandığım ve beraberken zamanın dışına çıktığım insanlar oluyor.. çok geçmeden zaman kendisini ihmal etmemin intikamını alıyor ve beni o insan evladından soğutuyo.. garip ama zamandan başka hiçbir etken yok bu uzaklaşmada.. o neredeyse aynı o.. ben hemen hemen aynı ben.. bir insanın değişimie yetecek kadar da zaman geçmemiş üstelik.. fakat gariptir ki insan bile eskiyor.. yeniyken verdiği tadı vermemeye başlıyor.. sıradan bir sarf malzemesinden hiçbir farkı kalmıyor.. zamanın tek bir sinirli dokunuşuyla görmek için can attığım insan kaçmak için takla attığım insana dönüşüyor..

sadece insan ilişkileri değil hayatın kendisi de bütün olarak böyle.. televizyon dizileri gibi yani.. badem gibi yani.. şekerli sakız gibi yani.. ambalajından çıkarıp ağzıma attığımda hem ferahlatan bi tadı hem de bolca şekeri var.. keyfime diyecek yok.. çiğnemeye devam ettikçe tadı kaçıyor.. sakız küçülüyor.. çenem yoruluyor.. ilk başta aldığım tattan eser kalmıyor.. artık o sakızın ağzımda olmasından hiç hoşnut değilim fakat şuursuzca çiğnemeye devam ediyorum..

bunları fakettim etmesine de dosya kapanmadı.. kendimden sual ettiğim başkaca sorular var.. yeniye olan zaaf bir çeşit kişilik bozukluğu mudur.. bu hal hep böyle miydi.. yoksa tüketim zehirlenmesinden önce işleyiş farklı mıydı.. bir yeninin ortalama raf ömrü ne kadardır.. letafetini koruması için yapılabilecek bi şey var mıdır.. yeni olan daha yenisini görünce mi eskir.. eskiyince mi daha yenisi ortaya çıkar.. ben ne ara bu kadar yeni bağımlısı oldum.. teşekkür ederim.. lavuğa başka sorum yok sayın yargıç..

Pazar, Kasım 22

gerçek kesit..


simitçisi olsun mısırcısı olsun şıracısı macuncusu pamuk helvacısı olsun.. bütün seyyar satıcılar arasında kestanecilerin ayrı bir yeri vardı.. onları kar amaçlı işletmeler olarak değil de hayır işi yapan güzide insanlar olarak görmeyi tercih ediyordu.. kışın soğuğunda cepten ele.. oradan kalbe.. kalpten yüze ulaşan sımsıcak bir gülümsemenin emekçileriydi kestaneciler..

lüküs lambasıyla aydınlatılmış tezgahında tam da kendisinden beklenen yavaşlıkta sergilediği umursamazlığıyla ateşin üstündeki kestaneleri çevirmekte olan kestaneciye yaklaştı.. tabeladaki 150 gr 5 tl yazısını okuduktan sonra "iki yüz gramını beş liraya verir misin.." dedi.. kestaneci hiç cevap vermeden kese kağıdını açtı.. ateşin üstündeki kestanelerden seçtiklerini içine doldurmaya başladı.. kesekağıdını tarttı.. verdi.. parasını aldı.. tek kelime etmedi..

kurumsallaşmış satıcılardan alışveriş yaparken fiyata razı olmak durumunda olduğu için olsa gerek pazarlık yapmayı pek sevmezdi.. aslında hiç sevmezdi.. gücünün küçük esnafa yetiyor olması onun için delikanlılığa sürülecek bir tutam boktan ibaretti.. kestanecinin sessiz kabullenişi kendisini suçlu hissetmesine sebep oldu.. fazladan üç tane kestane için düştüğü duruma içerledi.. nerdeyse pişman oluyordu ki kesekağıdının pek de sıcak olmadığını farketti.. içinden aldığı bir kestaneyi soyup ağzına attı.. kestane çiğdi.. kestaneci de şerefsiz..

Cumartesi, Kasım 21

yazayazdım..

Geceyarası bi adem düşünmekte..
Düşünmekten bitkin düşmekte..
Düşünmeklik belası yakasından düşmese de..
Düşünmeden geçecek tek bi dakikayı düşlemekte..

ne şimdi bu.. şiyir mi oldu.. eşsesliliğin dibine vurma ödülü mü alıcaksın bununla.. bak bi de "a a b a" yapmış.. tu alla belacını vermesin.. şiyiri yazdı da uyağı ölçüsü kusur kaldı.. yabrak bu işleri bilader.. senin bünyene ters bu iş işte.. tamam ard arda geldiğinde senin ruhunu okşayan.. hissiyatını sıvazlayan.. havsalana maşaj yapan bi takım söz öbekleri var.. eloğlu yazmış.. sen de iki okudun mu hemen canın çekiyo.. anlıyorum.. ama bu iş senin harcın değil.. bak kaç kere denedin olmuyo.. zorlama istersen..

Bi mekanizma olsa mesela..
Siviçini of ettirebildiğimin mekanizması dense adına..
Kapadın mıydı edevatı herbişey oh olsa..
Mis olsa..
Nerde..

ahhuhhuaha.. yemin ediyorum leymsin.. dalga geçilince hemen serbest vezne geçtin.. bak bak. nası gülücem şimdi.. zuaahahahaa.. ya bilader nerden çıktı bu melankoli şeysi.. valla bak yabancı değilsin diye açık konuşuyorum.. başkasını bilmem ama sana hiç yakışmıyo.. erkek eşek üreme organına hasbel kader teknik iniş yapmış.. metamorfozdan yeni çıkmış ve “nerdeyim lan ben” bakışları atan şaşkın bi kelebeğin edasını görüyorum bu haline bakınca.. sen gel vazgeç bu sevdadan.. senin işin becerebiliyosan gülmek.. bırak melon şapkayı başkası taksın.. palyaço kostümü neyine yetmiyo bilader.. bak kızıyorum ama..

Ya da Bitse ya bu siktiriboktanlık..
Ya da ben sikerim lan böle işi deyiversem..
Hem de bozsam oyunu..
hakkat bu en iyisi oldu..
bensiz bi dünyada ne eksik olur ki..
güneş doğmaz mı mesela yarın..
trafik ışıkları inat eder mi..
o gelmeden yeşil yanmayız diye..
goncadan bi gül misal..
açmaz da bekler mi geri dönmemi..
ya da yeni pörtleyen bi popçu klip yapmaktan cayar mı..
sırf ben izleyemeyeceğim diye..
had canım..
had balım..
had marşmelovum..

ya bak harbi sıçıyosun diyorum.. şiyirinde kendine marşmelovum diyen birisin olum sen.. ötesi var mı bunun.. bırak bu inadı.. ama yok lan devam et.. bunun nereye varacağını merak etmeye başladım.. aslansın kaplansın yaparsın.. yürü beaah..

geçiceksin bunları..
varlığını ne kadar hissetirdin ki..
yokluğun anlaşılsın..
kimin en sevdiğisin ki..
kimin unutamadığı olasın..
lan..
neyse..
göt..

hah afferim sana.. şayir bu dizelerinde götüne seslendi.. tarihe kendi ağzına sıçabilen ilk insan olarak geçmek üzeresin.. hayır şekil zaten baştan beri boktandı da bu finalle içeriği de sikip attın ya bravo sana.. şu an ayağa kalktım ve avuçlarım patlarcasına seni alkışlıyorum.. breeaağvo.. bak biladerim.. gel şöle senle erkek erkeğe bi konuşalım.. buradaki zırvalarına iki eş dost bi kaç manita güzel dedi diye götün kalktı senin.. yazdıklarını bi bok sanmaya başladın.. ama değil.. emin ol değil.. lan valla değil.. iki gözüm önüme aksın değil.. tamam biraz ağır konuştum ama sen de laftan anlamıyosun ki bilader.. had geç oldu iç bi sigara da yat artık.. siktiret dişerini fırçalama bu gece.. benden izinlisin.. allah rahatlık versin..

Salı, Kasım 17

size filim tanıttım.. yiyin gali..



"oyun başladı" 2000 küsür tevellütlü türk alman kırması bi filim.. türü için komedi aksiyon reklam diyebiliriz.. ne sikimtırak bi tür lan bu gibi başkaca şeyler de diyebiliriz tabi.. ama sinema eleştirimemine sövmek yakışmayabilir..

kanka rolünde izlediğimiz ismail yk nın başından geçen tatsız bi olayın anlatıldığı filim sürpriz bir sonla bitiyor.. dur la anlatıyım.. şindi bu kanka parkta serseri serseri dolanıyo taam mı.. karşıdan bi çete geliyo buna dooru böle.. üç kişi.. sonra aralarında bi takım hesap sormalar.. biraz konuşcaz senleler.. noldu lan bizim beste diye hesap sormalar.. haraket çekme haraketin allanı görürsünler.. sonra tavır değiştirip bokunu yiyim ver lan bi besteler.. nolcak la versenler.. koşuşturmalar kovalamalar.. başrol kanka insanının tazıya kesmesi.. it gibi koşmalı kovalamalı bi sahne.. çetenin kankaya yetişemeyip suça yönelmesi.. motor çalması.. sonra beklenen dövüş.. taş sopa ve dahi allah ne verdiyse.. slov moğşın uçan tekmeler.. sonra nereden geldiği belli olmayan yönetmenin araya girmesi ve stop..

oyunculuklarından sıyrılmış rolü yapan oyuncular.. tebrikler öpüşmeler koklaşmalar.. o ara çete rolündeki elemanın ismayile noldu hacı bizim beste işi demesiyle loop a bağlayan hadiseler silsilesi.. hadise demişken.. örovizyonda dördüncülük çok bile ona.. hiç güzel söyleyemedi.. filme dönersek böle ilginç bi kurgu.. bu kadar düzeyli mizah.. bu denli sağlam bi cast.. müzik falan feşmekan işte.. hepsi süperdi.. herkes izlesin.. sonu da tam anlattığım gibi bitiyo.. çok şaşırmayı unutmayın tamam mı..



bunu beğenmeyen bunu da beğenmez.. merak edin diye ters piskoloci yaptım..

Pazar, Kasım 15

tutanaktır..

1.. insan ilaçtır.. ama her insan her derde çare değildir.. birine iyi gelen bir insan bir başkasına iyi gelmeyebilir.. doz aşımı ya da reçetesiz insan kullanımı beklenmedik olduğu kadar istenmedik sonuçlar da doğurabilir.. aman derdime bi çare diye kulaktan dolma insan kullanımı tehlikeli ve abestir.. ama illaki derdinize deva hastalığınıza şifa olabilecek bir insan serin ve doğrudan ışık almayan ve çocukların ulaşamayacağı bir yerde saklıdır.. büyü ki bulasın..

2.. ilişki bittikten sona eski sevgilinin ne haltlar karıştırdığına dair gösterilen ilgi ve alaka ilişki bitmeden önce sevgiliye gösterilse hiç bir ilişkinin bitmeyeceği deney gezi ve gözlemlerle kanıtlanmıştır.. itiraz edenler itinayla itlaf edilerek huzur sağlanmıştır..

3.. bir avuç dolusu fındıktan ağza atılan son fındığın acı çıkmasının kem talihle ya da mörfi kanunlarıyla alakası yoktur.. hammurabi kanunlarıyla alakasının olmadığını ise belirtmeye bile gerek yoktur.. mevzu tamamen ağız sahibinin yemeye iyi görünümlü fındıklardan başlaması ve devam etmesidir.. en iyi olasılıkla plansızlık.. en kötü olasılıkla dingilliktir..

4.. aşkın vücut coğrafyasındaki ikametgahı kalp değil midedir.. midedeki kelebek sortileriyle başlar.. gastrit sancılaryla biter.. kalbin tamtamları sadece olayı dramatize etmek için eklenmiş bi ritimden ibarettir.. baş rol midenindir.. ağaçlara taşlara hatıra defterlerine aşkın sembolü olarak kalp yerine mide figürlerinin çizilmesi uygundur..

5.. kendi yalanlarına inanabilen insanlar yeryüzündeki en şanslı kavmin bireyleridir.. sahip oldukları üstün beceri sayesinde gerçek ve tam anlamıyla mutlu olabilmek sadece onlara has bi nimettir.. misal.. ben dün öldüm ve bugün son bir şans verilerek yeniden dünyaya gönderildim.. senaryosunu yazıp yönetip oynayabilen insanın başkaca bir şeye ihtiyacı yoktur..

6.. merak hayatımıza yön veren en birinci duygudur.. merakın zıt anlamlısı korkudur.. korkunun zıt anlamlısı umuttur.. şayet bir düz mantık varsa ve şu an bizi izliyorsa merak umuttur..

8.. yazarlık deliliktir.. oturduğun yerden bi sürü karakterler olaylar betimlemeler entrikalar alengirler.. uydur uydur anlat.. sen ben yapsam deli derler.. sana bana deniliyosa yazarlara da denilmelidir.. denilmiyosa terbiyesizliktir..

9.. cumartesi ve pazarlar millet evlensin diye tatil yapılmamıştır.. bir daha vakitli vakitsiz evlenip tatil günümü rezil eden olursa mürüvvetine sıçılacaktır..

10.. yedinci maddenin atlanmış olması saymayı bilmediğim anlamına gelmez.. fakat saymayı bildiğim anlamına da gelmez.. ben söylemeden bunu farkettiyseniz bu dikkatli olduğunuz anlamına gelebilir.. fakat gelmeyebilir de.. bütün olasılıklar yüzde elli..

yukarıdaki maddeler demokrasinin son olanakları kullanılarak ve hiçbir masraftan kaçınılmadan gayetiyle sorunsuz bir biçimde oylanmış ve oy tekliğiyle kabul edilmiştir.. bu tutanak yayımlandığı tarihten üç gün önce yürürlüğe girer.. iki gün sonra çıkar.. kafasına eser tekrar girer.. vatana millete ve yavru vatan kıbrısa hayırlı olsundur.. geçmiş de olabilir.. evet yüzde elli..




Salı, Kasım 10

iyiyim ben böle..

abi şu kız çok tatlı lan.. dizinin dibinde yaşlanırım.. gıkım da çıkmaz..

hakket bilader.. yannız pek hanım hanımcık.. bana uymaz.. ahlaka muğayyir sözleri dilinin ucundan çevir.. onu yap bunu yapma.. başka biri gibi ol.. utangaçlığıyla ayrı uğraş.. lan bölesiyle sevişmeye kıyamaz insan.. yok abi yok.. tamam masum olsun ama bacı muahbbeti de olmasın.. yeterince ilkokul aşkı yaşadım.. kafidir.. iyiyim ben böle..

bu nası.. tam kafa dengi.. erkek gibi karı..

vallaha mı.. lan bu da çok pis sövüyo bilader.. koymadığı tek cümlesi yok.. bu derecesi de çok adi duruyo.. kız kısmısına yakışmıyo.. elinden tutup eşle dostla tanıştırsam keraneden karı çıkardığım için herkes tebrik eder.. yok abi yok.. hem bölesiyle aynı yorganın altına girdin mi kim kimi siker belli olmaz.. bu dünyada namusumuz için yaşıyoruz bi yerde.. eksik olsun.. iyiyim ben böle..

dostum bak buna diycek bişey bulamazsın.. eğitimi kültürü tastamam.. kafası da zeyir gibi.. al bunu.. kaçırma..

iyi diyosun hoş diyosun da.. o beni beğenmez.. edebiyat dedin mi benim tüyler şaha kalkıyo.. en son okuduğum kitap bulaşık makinasının kullanma kılavuzu.. onun da çoğu yerini atlayarak okudum.. şimdi tut ki ecnebi memleket edebiyatlarından mevzuyu açtı.. ne halt edicem.. bi hatun için oturup kitap neyim okuyamam.. zaten öğrencilikten yakamı kurtaramamışım.. bırak allasen.. iyiyim ben böle..

şu nası.. bak ben çok tuttum.. memleket meselelerine duyarlı.. ideolojiyse en kıralı.. tartışmada on melih gökçek gücünde.. hı ne dersin..

bilader dalga mı geçiyon.. ne memleketi.. ne meselesi.. ben hayatımda ilk kez geçen seçimde oy kullandım.. o da pederin emri vakisiyle.. herif zorla seçmen kütüğüne adımı yazdırmış.. dedim etme peder.. senin oğlun başlı başına kütük.. ama dinletemedim.. devletçiliği tuttu mu demirel der.. başka da bişey demez sağolsun.. zaten ilkokulda kızamık olduğumda "okula gitmiycem bebeler daşşak geçiyo.." diye zırladığımda da kulamı çekip.. "sen devlete karşı geliyon lan eşşoğlusu.." dediydi.. deme o ki.. ben istemem böle karı.. onun yerine pederle mutlu mesut yaşarım daha iyi.. iyiyim ben böle..

abi bunu kesin beğeneceksin.. tam ortam kadını.. muhabbet desen muhabbet.. aşk desen aşk.. ihtiras desen o da var.. üçü birarada şeysi gibi.. su kat.. dik kafaya.. sen dinle beni al bunu.. zarar etmezsin..

bilader haklısın da .. onun da sabıka kaydı boyundan büyük.. ömrünün büyük bölümünü abazan gençlere vakfetmiş.. sınır tanımayan sevişme gönüllüsü gibi çalışmış.. az zamanda o kadar sevgili eskitmek için seçmeyici geçirgen olmaklık lazım.. eski sevgili hikayelerine bi başladı mı bitmek bilmez.. benim miğdem kaldırmaz o kadarını bilader.. iyiyim ben böle..

iyi de aslan parçası.. sana karı beğendiremiyoruz.. hayır çok matah bi bok olsan anlıycam da.. neyine güveniyosun bilader.. armudun sapı üzümün çöpü nereye kadar.. badak mı kesildin lan başıma..

o değil de.. hani çekirdeksiz karpuz var ya.. şu balıkların genetikleriylen oynayıp bi de kılçıksız balık yapsalar ne güzel olur lan.. löp löp yutarız.. valla çok üşeniyorum.. ehi..

Cumartesi, Kasım 7

kısa savaş..

bu işin şakası yok.. zamanın azalıyor.. doktor biraz daha ötelerse kurtaramayabiliriz dedi.. otur çalış işte.. ne var bunda bu kadar mücadele mevzu yapacak.. bi tarafından başlasan emin ol gerisi gelecek.. aslansın ve de kaplansın.. hava da inadına mı bu kadar güzel olur bilader.. bütün kainat aleyhimde ittifak kurmuş.. hayır hayır.. meteorolojik olayların oyununa gelip kararlılığından vazgeçme sakın.. siper et iradeni.. bak orda bi yerlerde mutlaka vardır az biraz irade.. olması lazım.. bilenler her insanda olurmuş diyolar.. sen de insan sayılırsın icabında.. senin de 23 çift kromozomun var.. saymadım ama vardır yani o kadar.. zamanı geri alamıyorsan yapacaklarını ötelecilik anlayışından bi cacık olmadığını hala anlamadın mı..

sen ki en güzel havalarda götünü kaldırıp pencereden bile bakmamış miskinliği dağlardan yüce bir insansın.. şimdi iki güneş açtı diye kendini dışarı mı atacaksın.. nerede kaldı senin kendine hürmetin.. hem kamil de telefonlarına cevap vermedi.. bi bokluklar var ama du bakalım.. altı yıllık uzatmalı ilişkiyi bi çırpıda çöpe atmış olamaz.. e peki sen neden bi daha aramadın.. bari onu ötelemeseydin.. kaç hafta oldu arayalı.. iki mi.. yuh.. lan kamil senin de yatacak yerin olmasın inşallah.. insan bi geri döner.. şu sebepten açmadım falan der.. en azından bu kadarını borçluydun bana.. allahım aklıma mukayyet ol.. tez danışmanıma platonik tripler atıyorum galiba.. yok yok bu gidiş iyi istikamatine değil.. ben çıkıp hava alayım biraz.. yarın var.. yarın da tatil.. yarın çalışırım.. ne güzel bi günmüşsün sen yarın..

ulan istanbulun havası.. hakketten orospuymuşsun..

Salı, Kasım 3

10 CLS


yaş onbir.. sene dokuzyüzseksendokuz.. liselerin altı-yedi yıl olduğu tarih öncesi çağlar.. bilgisayar icat edileli baya bi zaman olmuş ama insanların zihnindeki bilgisayar fotoğrafı bir daktilo ve bir televizyonun seviyeli birlikteliğinden alınmış mutlu bi kareden ibaret.. bilgisayar programclığıma ilk ve yegane adımımı attığım yıl.. okuduğum lisede seçmeli bilgisayar dersi var.. o dönemde her konuda olduğu gibi seçimi benim yerime bir başkası yapmıştı ama ben de memnumum..

bilgisayar öğrenmeye fotokopi bir kitabın sayfalarını hayranlıkla çevirerek başlıyorum.. önce teori.. sonra biraz daha teori.. sonra bokunu çıkarana kadar teori.. bir dönem geçiyor.. elime bilgisayar klavyesi değmemiş.. mouse desen hak getire.. o dönemde henüz icat edilmemiş.. yolda görsem bomba ihbarı yaparım.. hülasası kamasutra bilen bakir erkekten hallice bi vaziyet..

ikinci dönem bilgisayar laboraturaına gideceğiz ümidiyle kitabı sular seller gibi yutmuşum.. çarpım tablosunu ezberlemekte zorlanan ben ascii kodlarını yüz metreden teşhis ediyorum.. rüyamda bilgisayar kullandığımı görüp kamyon deviriyorum.. dört saniyelik rüyayı arkadaşlarıma dört saat kadar anlatıyorum.. onlar da tahrik oluyor.. mehlika sultana aşık yedi cüceler gibi gün sayıyoruz ve o gün geliyor..

binbir tenbih ve tehdit eşliğinde bilgisayar laboratuarına adım atıyoruz.. o an hissettiklerimin aynısının tıpkısını nasaya giden ilk türkten sorup öğrenebilirsiniz.. içeri giriyorum ama hala bir bilgisayarla göz göze gelebilmiş değilim.. çünkü hepsinin üstü örtülü ve hoca aç komutunu vermeden örtüyü açanı sikerteceğini defaatle söylemiş.. yapar da.. yemekhane kapısında dikilip tırnak kontrolu yapan kıl mı kıl bi adam.. yine de mutluyum.. bir bilgisayarla aynı havayı tenefüs etmek bile kalbimin ritmini coşturmaya yetiyor.. bütün ciddiyetimle hocayı dinliyorum.. o an aletlere yüz görümlüğü olarak çeyrek altın takıcaksınız dese inanırım.. o kadar da saf ve savunmasız olduğum bi dönem.. kalbimde bilgisayar aşkı.. başımda kabak yelleri.. dudağımda bi ıslık.. yok lan ıslık yok.. flaşbek.. hoca sikertir..

ve hayal kırıklığı.. ısınan havayla yükselen beklentilerin on bin fitten düşüp bal kabağı gibi paramparça oluşu.. sihirli değnekle eşdeğer tuttuğum aletin tek bi numarası var.. hangi tuşa basarsan ekranda o çıkıyor.. ekrana iki çizgi çızıttırmak için 10 cls ile başlayan ve sayfalarca süren komut yazmak gerekiyor ki ben aynı çizgiyi gözüm kapalı tek hamlede çizerim.. erken yaşta başladığım programcılıktan tez zamanda soğuyorum.. yıllarca bilgisayar görmek duymak konuşmak cazip gelmiyor.. batının ilmini almamı bekleyen büyüklerimi jön türklerden sonra bir de ben hayal kırıklığına uğratıp atari bilgisayarı döver olumcuların saflarında yerimi alıyorum..

şimdi durduk yerde ben bunları neden anlattım.. çünkü.. yirmi yıl sonra farkettim ki bu deneyim aslında benim kişisel tarihçemin olabilecek en kısa özetiymiş.. tarihin tekerrürle olan imtihanı hep aynı notu vermiş..

10 CLS
20 SIÇ

Cuma, Ekim 30

nasıl mıyım..



naber.. nasılsın.. nasıl gidiyo.. hayat nasıl.. ne var ne yok..

oldukça sıradan çıtır çerez sorular.. her gün karşılaştığım kişi adedince sorulur bana bunlardan.. ne sıradan.. ne kadar kolay bi soru.. ama benim için hiç öyle değil.. bu sorulardan biriyle karşılaştığımda kitlenip kalıyorum.. nasıl olduğuma dair durup düşünmem gerekiyor.. tuhaf olanı çoğunlukla bir yanıtımın olmaması.. iyi değilim.. kötü de değilim.. yuvarlanıp gitmek suretiyle idare ettiğim bişey de yok.. şükür ya da şikayet etmemi gerektiren belirgin bir sebep de yok.. mutluluktan uçmuyorum.. dünyam başıma yıkılmadı.. kendime yakıştırabildiğim bir niteleme sıfatı bulamıyorum.. evet budur..

nasıl mıyım..
sıfatsızım.. nötrüm.. difoltum..
yeter bilader.. sormayın artık.. durduk yerde hayatı sorgulatmayın.. zaten meyyalim var.. bi de tuz biber ekmeyin nolur.. ya da siz nasılsanız bana da aynısından olsun..

nasıl mıyım..
bu soruda pas hakkımı kullanmak istiyorum.. hangi cevabı versem yannış oluyo sonra.. daha ilk sorudan çuvallıyorum.. evet nedir ikinci soru.. bari o çalıştığım yerden gelsin..

nasıl mıyım..
iyi değilim.. bakın.. beğendiniz mi yaptığınızı.. o kadar kafa yorunca kötü oldum.. dur bi dakka.. demek ki sen sormadan önce iyiydim.. ve farkında değildim.. bu kadar da mal olunmaz ki.. yok canım.. iyi olsam bilirdim heralde.. yani geçmişte iyi olduğum günler olmuştu.. olmuş muydu.. sahi en son ne zaman inanarak ve hissederek iyi olduğumu söyledim..

nasıl mıyım..
küfür mü ediyosun bilader.. dur ama.. ben sana yapacağımı biliyorum.. asıl sen nasılsın..

Pazar, Ekim 25

alışveriş..

hayat bir alışverişmiş meğer.. en basitinden nefes alıp vermekle başlıyoruz yaşamaya.. öyle de devam ediyor.. ilgi alıp veriyoruz.. çocukken bize gösterilen ilgiyi yaşlandıklarında ebeveynlerimize geri veriyoruz.. geleceğimizi alabilmek için bugünümüzü vermemiz gerektiğini de onlardan öğreniyoruz.. bitmiyor.. karşılık alamadığımız bir aşkı sonsuza dek sürdüremiyoruz.. açtığımız kredi bitince hop vazgeçiyoruz aşkımızdan.. ya da tersi olsun.. başlangıçta hiç bi şey hissetmesek bile bizi seven birini sevmeye başlıyoruz.. aldığımız sevgiyi geri veriyoruz.. ayın karanlık yüzüne geçelim.. yapılan bi kötülüğü cezalandırmak için sabırsızlanıyoruz.. bu kez alışverişin adı intikam oluyor.. göze göz.. dişe diş.. kibarcası adalet.. özü yine alışveriş..

aldım verdim.. ben seni yendim.. zamanla ustalaşıyoruz alışverişte.. çok alıp az vermeye çabalamak işimize geliyor.. beş alıp üç verdik mi karda oluyoruz mikro ekonominizce.. hak etmeyene verebileceğimiz bir artık değer birikiyor çıkınımızda.. ver kurtul politikası yetişiyor imdadımıza.. yüklerimizden kurtarıyor.. artık değerimizi alıp yerine karşılıksız umut çekleri veriyor.. baktıkça beni hatırla kabilinden..

al ver.. ver al.. dostlar alış verişte görüyor görmesine de.. nihayetinde el boş.. avuç tam yalanmaklık.. yediğimiz kadarı çıkmış işte bağırsaklarımızdan.. arada bi kaç parazit nasiplenmişse ne ala.. ötesi tortu.. yani ben.. elde var bir.. o da komşunun hakkı.. ya da külün karşılığı.. ne sandın.. karşılıksız mı olacaktı bi avuç kül.. bir nefes duman bile değilken hem de.. biraz kül.. biraz duman.. o benim işte..

sona gelince.. hani gitme vakti.. mutlu ettiklerimizi üzerek ve üzdüklerimizi sevindirerek ayrılıyoruz.. topraktan aldığımızı toprağa.. atmosferden aldığımızı atmosfere.. insandan olanı insana.. aldığımız kadarını veriyoruz.. ne bir eksik ne bir fazla.. boşlukta kapladığımız hacmi sonradan yok olmak üzre bırakıp borçsuz alacaksız ayrılıyoruz.. sonsuz dinginlikte minicik bi çırpınışmış hayat.. suya yazılan destan.. al ve ver arasında sıkışıp kalan bir eşittir işareti.. ilk nefeste ciğerlerimize dolan hava son nefesimizle çıktığında anlıyoruz ki hayat bir alışverişmiş meğer.. aldığımız kadarını vermek şartıyla yaşamışız.. emaneten..

bir istisna var.. giderken açık bıraktığımız bir hesap.. evlat.. aslında çocuk sahibi olmak öyle çok üzerinde kafa yorup yaptığımız bi şey değil.. programlandığımız üzre tahrik oluyoruz sevişiyoruz ve oluyor.. ama bu diğer zamanlarda bu konuda düşünmeyeceğimiz anlamına gelmemeli.. misal şimdi..

çocuk sahibi olmanın çok bencilce bir seçim olduğunu düşündüğüm zamanlar oluyor.. baş roldeki insan yavrusunun dünyaya gelmek ya da gelmemek seçiminde hiç bi söz hakkı yok.. doğacağı yeri ya da ana babasını seçmek de yok.. bir oldu bittiyle doğuyor hayata.. ne olup bittiğini kavramaya başladığında çoktan yaşını almış hayata ve ailesine bağlanmış oluyor.. nadiren düşündüğünde ebeveyninin değişiklik arayışının veya birbirlerine bağlanma gereksiniminin ya da gelecek kaygısının hatta giderken dünyada iz bırakma arzusunun bir mahsulü olduğunu fark etse de onları affetmekte zorlanmıyor.. affetmekle kalmıyor model alıyor.. ve insan nesli devam ediyor.. emanet alınan hayat bir sonraki nesle veriliyor.. alışveriş devam ediyor..

geride bir iz bırakmak için tek şansımız bir insan üretmek.. varis sahibi olmak yani.. genlerimizi birikimimizi dünya görüşümüzü dilimizi hayallerimizi öfkelerimizi nefretlerimizi mücadelemizi bize dair ne varsa hepsini yaşatacak bir insana muhtacız.. çünkü her ne kadar itiraf etmekte zorlansa da bu deli divane gönül sonsuzluğa müştak.. komik oldu bak şimdi bu.. yokluktan bilinmezlikten kaçtıkça yine aynı çukurda buluyoruz kendimizi.. saçma bi bayrak yarışı.. kendimizi içinde bulduğumuz bu bayrak yarışında koşmuyorum ulan demek gerek belki.. hayırsız evlat olmak gerek.. bana verdiğiniz emaneti vermek için çocuk yapmıyorum diyebilmek.. alışverişi tümden bozmanın başka yolu var mı..

Cumartesi, Ekim 24

aşkın @ hali..




seni ilk gördüğüm günü hatırlıyorum.. üzerinde o çok yakışan pembe puantiyeli avatarın vardı.. bi sitede kendi halinde biloglar yazarken bi anda beni kendine çektin.. daha o ilk görüşte vuruldum sana.. uzun süre gizli gizi takip ettim.. yazdığın yorumları defalarca okudum.. ezberledim adeta.. sonra gönderdiğin postlara yorumlar yazmaya başladım.. ilk başlarda kıl oldun bana.. sonra ısındın.. ne de olsa en dandirik yazılarına bile gözümü kırpmadan yağdırıyordum itifatlarımı..

sonra o ilk mail.. bütün cesaretimi toplayıp sana o ilk maili gönderdiğim gün kalbim duracak gibi oldu.. metni yazıp göndere tıkladığımda içimde fırtınalar kopuyodu.. sonra bekledim.. bekledim.. bekledim.. tam dört gün sonra cevap geldi.. inbox ımda nickini gördüğümde dünyalar benim olmuştu.. artık biz olmuştuk ve nurtopu gibi iletişimimiz vardı.. kalbimin ritmini düzene sokup maili açtığımda benim türlü komiklikler barındıran boyun kadar yazdığım mailime hımm tşk lol gibi tırt bi cevapla karşılk verdiğini gördüm.. o kadar mesuttum ki..

sonrası daha hızlı gelişti.. ardı ardına yazılan mailler.. devam eden yorumlaşmalar.. msn alışverişi.. internetin kuytularında yiyişmeler.. sabahlara kadar süren flörtöz muhabbetler.. bilogtan biloğa oynadığımız kovalambaç saklambaç birdirbir ve uzun eşek oyunları.. allahım bir rüyada gibiydim.. ruh ikizimi öteki yarımı dünyanın en mükemmel kadınını bulmuştum ve bunun için götümü sandalyeden kaldırmama bile gerek kalmamıştı.. ne olur bitmesindi bu rüya.. sonunda evlilik olsundu.. ne olurdu allahım bi beş dakka daha uyusaydım..

lakin örümcek kılıklı kader ağlarını çoktan örmüştü.. bana "ii geceler bebeem.. çok uykum geldi.. yatorum ben.. mucks.." yazıp gittiğin bir gecenin sabahında uyandım ve ilk iş olarak kompütürümün pavyon ışıklı açma düğmesine bastım.. inboxımda biloğuna yorum yazıldığını gösteren 83 gönderi olduğunu gördüm.. heyecanla sayfanı açtığımda site komple başıma yıkıldı.. bir başka blogcanla sabaha kadar fingirdeşmiştin.. bu gerçek olamazdı.. bunu bana yapmış olamazdın.. o an binlerce dolar saydığım kompütürümü pencereden atmak istedim.. sonra hala taksitlerini ödediğimi hatırlayıp vazgeçtim.. onun yerine siteden rasgele bi biloğa tıkladım.. karşıma çıkan ilk karşı cinsimi takibe atıp ona aşık oldum..

mutluyum huzurluyum.. allah belanı versin..

Pazartesi, Ekim 19

kadın hastalıkları..

oooh canıma değsin.. nası da kandırdım sizi.. başlıktaki bilgiye bakıp bu yazıda vajina ve havalisine musallat olan illetlerden bahsedeceğimi sanıyosanız -ki sanmıyosanız fena göt olucam- yine yanıldınız.. ah sevgili okuyucularım.. sizin piskolocinizi mıncıklamak nasıl haz veriyor bana anlatamam.. ne dedik.. bu kadın hastalıkları farklı.. her kadında rastlanmaz bunlara ama erkeklerde hemen hiç görülmediği için gönül rahatlığıyla kadın hastalığı olarak tanımlayabiliriz.. evet hep birlikte yaparız bunu..

giriş mahiyetinde bi kaç laf daha edicektim ama baktım iş uzayacak millet daha uzaktan görünce korkup okumaktan vaz geçecek.. burda kesip ilk hastalığa hep birlikte göz atalım mı.. evet hep birlikte yapalım bunu..

temizlik hastalığı..

temizlik pek tabi olmazsa olmaz bi gereklilik.. şimdi girişe bunu neden yazdım.. çünki bi kaç ipne çıkıp bana pis herif sen ne anlarsın gibisinden çemkirebilir.. bunu yapabilecek potansiyeli görebildiğim bi hayli insan tanıyorum.. arkamı sağlama aldım.. devam edelim.. evet hep birlikte öeaaah..
bu kadın kısmısının bazısı vileda kovasındaki suyu kaçırmadık delik bırakmıyor azizim.. eline bir bez parçası alır almaz hulkumsu bi gulyabaniye dönüşüp siliyor.. ovuyor.. toz alıyor.. parlatıyor.. durmak nedir bilmiyor.. misal bu sabah mutfak camından dışarıya doğru duman üflerken alt kat komşumuz ilişti gözüme.. kadın o meşhur civciv sarısı bezlerden almış eline.. ve tabi gözü dönmüş.. kendinden geçmiş bi halde.. ne yaptığının çok da farkında olmadan.. çatıdan aşağıya inen pilastik yağmur tahliye borusunu siliyordu.. önce bi gözlerime inanamadım.. idrak yetim böyle bi sınava hazır değildi.. uyum sağlamak biraz zaman aldı.. bi daha bi daha baktım.. hatta bakakaldım.. bu şaşkınlık uzunca bi süre devam etmiş olacak ki sigaranın yarısı içilmeden kül olmuş.. kadın harbiden bina dışından geçen gri boruyu siliyor.. pes yahu pes.. billahi yazık.. böylelerinin eline bez vermiyceksin bilader.. o boruya yaptıklarını gördükten sonra evin içinin nasıl olabileceğini düşündüm.. kocası olacak biçarenin yerine kendimi koydum.. irkildim.. sigarayı yan apartmanın çatısına fıydırdığım gibi içeri girip kanepenin arkasına saklandım.. erkek doğup bu gibi bi hastalık riskinden muaf olduğumu düşünüp şükrettim..

örtü hastalığı..

anlamsızlıklar komedyasının ikinci perdesi.. örtme eyleminin amacı nedir kardeş.. -kendin sor kendin cevapla mode on- ilk aklıma gelen soğuktan koruma.. şarkısı bile var.. üşüdüm üstümü örtsene anne deyu.. ikincisi saklamak.. ipne gibi kıvırtan sihirbaz milleti pek bi sever bu işi.. kaybetmek istediği şeyin üstünü örter felam feşmekan.. bu yolla gizem katar mevzuya.. üçüncü amaç.. korumak olabilir.. dış etkenlerden zarar görmesin diye arabanın falan üstünü örter bazısı.. güneş geçmesin diye kafasını örter.. biri gelip parmaklamasın diye götünü örter.. örter de örter.. düşünüyorum başka bi sebep var mı diye.. ama aklıma gelmiyor.. pekala.. bir televizyon neden örtülür bilader.. -kendin sor kendin cevapla mode off- üşüyo mu bu alet.. biri götünü mü parmaklıyo.. ya da birinden mi saklıyoruz koca zamazingoyu.. sadece televizyonla kalsa belki ses çıkarmayabilirdim ama.. telefon.. buzdolabı. çamaşır makinası.. ayakkabılık ve hatta tüp.. evet yannış okumadınız tüp.. şu fani gözlerle bunu da gördüm ya artık kesin açık gitmeyecekler.. ve bundan sonra göreceğim şeylerden hiçbiri beni şaşırtamayacak anlıyo musun burcu.. allahım nası o ana geri döndüm birden.. nası canlı o resim gözlerimin önünde.. bildiğin gri yaldızlı boyalı enine dolgun bi tüp.. ama pelerin giydirilmiş.. boyun kısmından don lastiğiyle büzülmüş bi pelerin bu.. sanki tüp değil de bir süper kahraman.. öyle karizmatik bi duruşu var.. tek kusur pelerinin uçlarındaki dantel işlemeler.. o biraz dağıtıyor süper kahraman imajını.. komik gerçekten.. gülüyorum.. ama o örtüyle gurur duyan bir kadın olduğunu bilmek de bi o kadar acıklı bi hikaye.. bi insan kendine bu eziyeti neden çektirir.. anlamak mümkin değil.. allah acil şifalar versin.. çok acı cok..

yazının sonunda bi kez daha erkek olduğum için şükretmek istiyorum.. bir penisim olduğu için hiç bu kadar mutlu olmamıştım.. dur açıp bi daha bakıyım.. yinir lan bu..

not.. resimde gördüğünüz şey bi çizgi filim karakteri değil.. bildiğin tüp.. elpici tübü..


Cumartesi, Ekim 17

size kitap tanıttım.. yiyin gali..


orda burda görüyorum.. insanlar ne güzel okudukları kitapları tanıttıkları yazılar yazıyo.. okuyoruz ediyoruz.. her taraflarımız kültür oluyo.. böle yüzümüz gözümüz her bi yanımız.. ben de özendim.. erkek çocuk olmam dolayısıyla bi yerimin şişeceği riskini göze alamadım ve işbu yazıyı peydahlamaya karar verdim.. koşun lan toplanın.. kitap tanıtıyorum..

size okuduğum son kitaptan bahsediyim.. buna "son okuduğum kitap" diyenler de var ama bence o kullanım çok yannış.. hep kitap okumamaktan oluyo bu yannışlar işte.. neyse.. kitabın adı bosch bulaşık makinası kullanma kılavuzu.. sanırım orijinal dili almanca.. ben türkçe çevirisini okudum ama hiç bi çeviri kazasıyla karşılaşmadım.. kim çevirdiyse gayet usturuplu çevirmiş.. helal olsun valla..

kitabın yazarı çok mütevazi bi insan olduğu için adını belirtmemiş.. elime kitabı aldığım ilk anda ilgimi çeken de bu oldu.. düşünsenize biri bi kitap yazmış ve adsız olarak yayımlamış.. bu devirde kim yapar bu bohemliği..

dili çok akıcı.. kurgusu sağlam bi temele oturmuş.. alışılmadık bir biçem benimsenmiş.. yazar anlatmak istediğini kısa ve çarpıcı cümlelerle dile getiriyor.. hiç bi söz sanatı ya da dil cambazlığı yok.. sanırım yazar bu seçimiyle artislik yapıcam diye dilin amına koyan çağdaşlarından ayrıldığını göstermek istemiş.. sayfalarca sürecek yazılı tasvirler yapmak yerine görsel kullanmayı yeğlemiş.. son derece pragmatik bi seçim.. kesinlikle reader-friendly..

kitabın en ilginç yanı yazarın okurla olan ilişkisi.. yazar ilk cümleden başlayarak okurla arasında despot sayılabilecek bir usta çırak bağı kuruyor.. fişi tak.. düğmeye bas.. 30 dakika bekle.. gibi kesin yargılar okuru giderek etkisi altına alıyor.. itiraf etmeliyim ki kendi okumamın sonuna geldiğimde "git kaveden iki çay söle" gibi bi yönergeyle karşılaşsam emin olun gider ve o çayları söylerdim.. okuru yazarla bu derece bütünleştiren bi yapıt..

sıradışı biçemi.. abartısız sayılabilecek konu seçimi.. sade ama lezzetli dil kullanımıyla yazın dünyasında taşları yerinden oynatacak bir kitap okumak isteyenler mutlaka bu kitabı edinmeli.. garanti veriyorum başladığınızda elinizden bırakamayacak ve tek çırpıda bitireceksiniz.. kitaplığınızın en birinci mevkisinde tutup tekrar tekrar okumak isteyeceğiniz bir yapıt.. keyifli okumalar kitap dostları..

not.. kitabın nereden temin edileceğini bilmiyorum.. bana bulaşık makinasının yanında hediye olarak gelmişti..

Perşembe, Ekim 15

darlandım..

son bi kaç senedir sürdürdüğüm yaşamdan hoşnut değilim.. sanki bir başkasının hayatını yaşıyorum gibi.. hani biri çişe kadar gitmiş de.. bilader iki dakka dükkana bakıver demiş.. bi daha da gelmemiş gibi.. safça bağlandığım bi sorumluluk duygusuyla emaneten yaşıyorum işte..

bi çeşit hayal kırıklığı mı bu diye düşünüyorum.. değil.. evvelce geleceğe dair şöle etraflıca bi hayal kurduğumu hatırlamıyorum.. ama kurmuş olsaydım da bu mevcut durumu düşlemezdim heralde.. olmayan hayallerin kırılması da ilginç.. daha ilginç olanı yine ve hala geleceğe dair bi beklentimin olmaması.. önceden beklentisiz olmanın iyi bişey olduğunu sanırdım.. değilmiş.. beklentisiz olmak gün gelip hayat muhasebesi yapacak olunca neyi neyle karşılaştıracağını bilememekmiş meğer.. "şu olacaktı bu oldu.." diyebilmek yerine "ne bekliyodum ki ne olmadı.." gibi salak bi soruyla imtihan olmakmış.. sonrası tabi boş kağıt verip çıkmak..

sene 2007 de değişiklik arayışının sıradanlaşması diye bişey uydurup kendimce bi tanım yapmışım.. "yaşamanın anlamını yitirdiği ana denk gelir. yeni birşeyin verdiği heyecanın geçici olduğunu bilmek ve bu yüzden ondan tad alamamaktır. kara bir bulut gibi çöken umutsuzluktur. mutlu etmeyen beklentisizliktir. adet yerini bulsun diye yaşamaya devam etmektir. yaşamın üzerine kapattık tabelası koymaktır. bitmeyen cümleye koyulan noktadır." acıdır ki geçen zamanda dönüp dolaşıp geldiğim yer yine o nokta oldu..

bu sıralar hayat benim için konusunu anlamadığım bi film gibi.. nasıl olduysa bi kere başladığım için izlemeye devam ediyorum.. ne zevk alıyorum.. ne de sonunu merak ediyorum.. sadece izliyorum.. hiç müdahale etmeden.. uslu uslu izliyorum..

kendimle başbaşa kaldığım zamanlar fena bunalıyorum.. ne yüzüme bakacak yüzüm var.. ne değiştirmeye gücüm.. canınızı sıktıysam affola..

Cumartesi, Ekim 10

boyfriend jeans..

şu kot pantul tasarımcıları kendini ne sanıyo.. nasıl bu denli bi güvene sahipler hiç anlamıyorum.. lavuklar alenen kudretlerini üzerimizde test ediyolar ve her seferinde haklı çıkıyolar.. çıldırmamak elde değil..

normal bi insan solmuş rengi atmış götü dizi çıkmış bi pantulu giymez.. bal gibi güle oynaya giydirdiler.. yırtık bi pantulumuz olsa ya yamarız ya da temizlikte boyada badana falan giyeriz.. bunlar yırtıp öle sattı.. biz de giydik.. evvelce pantul belimizden düşünce rahatsız olur.. kemeri bi iki delik sıkar yukarı çekerdik.. ondan da vaz geçirildik.. hatta biraz daha düşsün diye aşşalara itekledik.. bunu da yaptılar..

en son bu boyfriend mevzusu çıkınca iyice tepem attı.. şimdiye kadarbükemediğin bileği öper başına korsun dedim ses etmedim.. buraya kadarmış.. sabrın sonu selamet olduğu gibi cinnet de olabiliyormuş okur.. lan allaşkına bi bakın.. bunun neresi estetik.. ablam paçaları sıvamış abdest almaya gidiyo gibi.. yapmayın etmeyin bacılar.. aklınızı başınıza devşirin.. bu oyuna gelmeyin.. az biraz anarşit olun lan.. ne öle moda diye her dayatılan da benimsenmez ki.. kendinizi düşünmüyosanız beni düşünün.. lan o kadar da hatırım yok mu..

kotçular.. durun az.. bunca yıl siz giydirdiniz.. geydirme sırası şimdi bende.. size de iki çift lafım var.. gücünüz kadınlara mı yetiyo lan sizin.. tipitoşlar.. delikanlıysanız.. büzüğünüze güveniyosanız.. erkekler için de girlfriend jeans yapsanıza.. hee noldu.. biliyosunuz tabi satamıycanızı.. yemedi di mi..

gözünü sevdiğimin homofobisi.. sen de olmasan bu kotçuların elinde şebek olcaz valleyi billeyi..

Çarşamba, Ekim 7

korsan taksiye evet..


-İstanbul'da taksiciler, ''Korsan Taksiye Hayır'' demek için 11 Ekim Pazar günü Çağlayan Meydanı'nda miting yapacak.-

mış.. bundan kelli bi süredir sağda solda taksilerin üstünde bi takım kartonlar görüyorum.. ve inanın hiç tasvip etmiyorum.. bakın bunu yazarken bi genel kurmay başkanı.. hadi olmadı onun sözcüsü olsun.. o kıvamda bi ciddiyetteyim.. güleni sikerim durumları yani..

yapmasınlar abijim.. yapıyolarsa da hiç ısrar etmesinler.. ben gelmem.. kılım lan size.. ayrıca her türlü korsan girişime de son derece saygılıyım.. hak hukuk işlerini başkası gözetsin.. şurda üç kuruşun hesabını yapan insancıklarız.. etikmiş betikmiş nemize bizim lan..

ben eskiden çok fakirken.. ehi.. öhhüm.. ben gülebilirim.. siz gülmeyin taam mı.. neyse işte çok fakirken taksiye binmek acayip lüks.. lüksten de öte israf gibi bişeydi.. hatta bi yaşa kadar taksiye binenin gavur olacağını falan düşünüyodum.. çok ihtiyaç olursa ölmeyecek kadar binilir tabi.. o ayrı bişey.. misal sırtına taşıyamayacağın kadar yük yüklenmiş.. misal bilmem kaç kavanoz salça konserve reçel turşu vs.. yerçekimi.. maddenin korunumu kanunu ve bi kas gücü olarak bizzat ben kişisi sabit kaldığı sürece o çuvalımsı leşin kımıldaması ve bi yerden diğerine gitmesi mümkün değil.. işte ancak o zaman taksi tutulabilir.. ya da gece geç bi saat.. toplu taşıma araçları çoktan günlük devir daimini tastamam eylemiş ve huzurlu derin bi uykuya kucak açmış.. ehi.. taam ciddi gülme.. gidilmesi gereken uzun bi yol var.. memleket şartları çetin.. yol uzun.. hayat zor.. ayaklar dermansız.. tayfun taliboğlu bilinç altınan pörtlüyo her zamanki gibi acitasyonun diplerinden kum çıkarıyo.. taksi tutma icazetinin verildiği ikinci durum da bu oluyo.. ama bunda da gündüz tarifesi için pazarlık yapmak şart..

bu ve kısa mesafeye gitmem benzeri türlü çakallıkları sebebiylen taksicileri sevmiyorum.. mecbur kalmadıkça kullanmıyorum.. taksi sarısı renginden tiksiniyorum.. asla ön koltuğa oturmuyorum.. bindiğim zaman gereksiz muhabbet etmiyorum.. paramın üstünü son kuruşuna kadar alıyorum.. koltuk döşemesine yılışkan tatakımı sürüyorum.. cam açıksa kapattırıyorum. kapalıysa açtırıyorum.. saçlarım yağlıysa kafamı cama yaslıyorum.. inerken kapıyı sert kapatıyorum.. hayırlı işler bile demiyorum.. ve hepsine laflar hazırlıyorum..

ayrıca.. 11 ekimde mahalledeki arkadaşlarlan tertip ettiğimiz bi korsan taksiye evet olayımız var.. miting mürüvvetimizde sizleri de aramızda görmekten şeref duyarız..

tarih.. dedik ya lan 11 ekim diye..
saat.. öğlen gibi..
yer.. caminin ordaki çocuk parkı..
not.. cemiyetimiz içkisizdir..

Cuma, Ekim 2

çok mu beklettim..

selam..
bak ben geldim.. hayatında başına gelen en güzel şey.. çıkaramadın mı beni.. nasıl olur.. peki ben hatırlatayım..

hımm.. bak mesela beşinci yaş gününde teyzenin aldığı lahana bebeğe benden bahsetmiştin..

- ağlama kızım.. baban işten gelice bizi lunaparka götürcek.. atlı karıncalara bindircek.. ağlama tamam mı.. hadi uyu şimdi.. eğğ eğ eğğ eğ..

dördüncü sınıfta durmadan saçını çeken çocuğu benimle karıştırdığını da mı hatırlamıyosun.. hani şu mektup yazıp hiç cevap alamadığın sümüklü.. neydi onun adı.. babasının tayini çıkınca ankaraya taşınmışlardı..

daha komiği de var.. ortaokuldaki matematik öğretmeninin ben olduğumu sanmıştın.. dur bakayım.. yazdığın o şiiri hatırlıyorum biraz.. şimdi komik gelicek sana.. bak şöle başlıyodu..

başımı kaldırıp bakabilsem bi kere..
anlatsa mahçup bakışlarım..
dilimin anlatamadığını..

sonra o lisedeki amerikan tıraşlı lavuk.. hala nasıl olup da fenerbahçeyi senden çok seven biriyle beni karıştırabildiğini anlamış değilim.. zaten senden önce nalana çıkma teklif etmişti.. neyse ki hatanı çabuk farkettin..

ama şu üniversitedeki sevgilinle üç yıl boyunca yaşadığın ilişkiyi anlamam mümkün değil.. onun ben olmadığını anlaman için illaki terkedilmen gerekiyodu sanki.. üç yıl yahu.. üç koca yıl.. nasıl farketmezsin..

aslında çok kereler gördün beni.. genellikle gözlerini kapatıp elini bacaklarının arasına götürdüğün zamanlarda çıkardım karşına.. ha bak bi keresinde.. hani mezun olduktan sonra hemen evlenen akadaşının nikahında.. kendini o masada beyaz gelinliğin içinde hayal etmiştin.. kalbin pıt pıt atarken gülümseyerek "evet" dediğinde baktığın yüz benim yüzümdü.. hiç mi hatırlamıyosun..

herneyse.. sanırım çok beklettim.. ama bak işte geldim ve yanındayım.. bu kadar geç kaldığım için çok özür dilerim.. beni affedebilecek misin..

not.. bu yazı böyle bitmiyodu ya.. neyse..

Pazartesi, Eylül 28

güzelleme..

- sence ben güzel miyim..

bence güzel sensin..

- o ne demek..

güzel bi çeşit toplumsal uzlaşı.. zamana yere göre değişip duruyor.. afrikada boynu en uzun olan en güzel oluyomuş.. bundan yüz yıl önce tombik hatunlar daha güzel kabul ediliyomuş.. zayıflara marazlı gözüyle bakıyolarmış..

- soruma cevap vermekten kaçıyosun..

cevap verdim.. bence güzel sensin..

- benim güzel olduğumu söyleyemiyorsun..

daha güzelini söylüyorum.. bence güzel sensin.. ben güzellik algımı diğerlerinin kabullerinden kurtatıp sana endekslemekten bahsediyorum.. güzelle arana bi eşittir koyuyorum.. geri kalan her şeyin güzelliğini sen cinsinden ifade ediyorum.. misal şu yavru kedi sen bölü yirmi kadar güzel.. seni güzellik çan eğrimin zirvesine yerleştirdim..

- ben yaptım oldu deyince oluyo mu..

ben yapmasam benim yerime başkası yapacak.. boynumu büküp herkesin güzel dediğini kabul etsem daha mı iyi.. hem tarafsız olmak gibi bi kaygım da yok.. güzellik yarışması jürisi değilim.. en güzel güzel benim güzelim desem kim hayır değil diyebilir.. dese bile beni ikna etmek için diğerlerinin düşüncelerinden başka nesi var ortaya koyacak..

- ben bi tek sana mı güzelim yani..

bi tek bana güzel olmak sana yetmez mi..

- ama bunu söyleyemiyorsun bile..

sadece iddialı olmak istemyorum.. senin dünyalar güzeli olduğunu söylesem mesela yalan söylemiş olurum.. ama şunu söyleyebilirim.. sen benim dünyamın güzelisin..

- senin dünyan..

küçümsüyorsun..

- hayır ama neden herkes gibi çok güzelsin diyemiyosun.. ne var bunda..

sana verdiğim şey istediğin şeyden çok daha değerli..

- bana sadece güzel olduğumu söyler misin..

hayır..

- sen beni hiç güzel bulmuyosun..

öaah.. evet.. çirkinsin..

- ama demiştin ki..

unut..

- pisliksin.. nefret ediyorum senden..

ben de..

- benden mi..

ikimizden de..

Perşembe, Eylül 24

onu yapmıycaktın işte..

bu yunuslar var ya.. hani herkes artis diyo havalı diyo falan.. ben çok üzülüyorum lan onlara.. şu manzaraya bi bakın lütfen.. adamın biri bacaklarını ayırmış adamın diğerinin arkasına geçmiş.. bütün gün.. bütün yıl böle.. benim diyen delikanlılın homo ya da homofobik olmaması mümkün değil..

kalbimin fesat olduğunu düşünmeden önce biraz daha okuyun lütfen.. şimdi libidosunun zirvesinde iki koç yiğit.. motorun damarlara pompaladığı adrenalin.. yüze vuran rüzgarın verdiği özgürlük hissi.. asilik.. alttan alttan çalışan motordan vibrasyon yoluyla alınan uyarılma.. sağlam bi fetiş unsuru olan üniforma.. partnerle arkadan ense hizasından konuşma.. vücut ısısını hissetme.. tehlikeli anlarda öndeki partnerin beline sarılarak güven duyma.. tüm bunların sonucunda o iki insan arasında bi elektiriklenme oluyosa ben hiç şaşırmam yadırgamam.. hepimizin bildiği bir brokeback mountain gerçeği varken işkillenmemin yersiz oluğunu söyleyemezsiniz..

yarın bi gün iki yunuscuk arasında "aşkıaam bugün öne ben geçiyim noğlur.." gibisinden bi konuşmaya şahit olursanız bunun suçlusu da bu iki insan değil onları livata batağına iten devlettir.. ben ecnebi polisleri görüyorum.. hepsi de tek biniyolar motora.. bi tek bizimkiler çift.. hayır zaten kadın erkek ayırmadan öpüşerek selamlaştığımızdan mütevellit gavur milletler nazarında ibnemsi bi intibamız var.. bi de polisler böle olunca üzerine tuz biber oluyor.. oldu olacak bunlara "yunuslar" yerine "kelebekler" diyelim.. gizlimiz saklımız kalmasn..

kırmızı ışıkta geçtiğim için 128 lira ceza yazan yunusa not.. seni uyardım.. o kadar da dedim bu seferlik görme diye.. iyi mi oldu şimdi.. bak rezil oldunuz 70 milyon türk milletine.. hayır sanki siz hiç hata yapmıyosunuz.. bi kere de yeşilde geçmez beklerdim.. ne güzel ödeşirdik.. nolurdu yani görmesen..
ipne kelebenk..

Salı, Eylül 22

gerçeği kim ne yapsın..


burada okuyacaklarınız -bence her kadına dair olsa da- bir kadına dair çözümlemeler olarak okunsun.. genelleme yapmıyorum ama yapsam tam olarak böyle yapardım..

mevzu kadın dünyasının gerçeküstücülük ile malül olmasıdır.. adettendir.. yüksek perdeden ahkam kesilirken şöle bi geriye gidip hız kazanılır.. ben de öyle yapıcam..

kadının çocuk hali.. kızçe.. babasının prensesi.. dünyaya geldiği anda karşısında bulduğu ilk belki tek ama kesinlikle en erkek model babası.. dünyanın en güçlü en büyük en cesur en sevilesi en en insanı.. gerçek olamayacak kadar mükemmel.. masallardaki karşılığı iyi kalpli kral.. kızçe tam da bu dönemde kadınca gerçeküstücülüğünün tohumunu atıyor.. ve kızçe büyür..

makyaj.. taze kadınımız makyaj yapanları beğenmeye.. makyaj yapmaya başlar.. makyajın yüze sürülen boyadan ibaret olduğunu bilip bilmemek değildir konu.. kadın estetiğin gerçeklikle ilişkisini sorgulamaz.. makyajlı güzelliğin toplumsal bi kabül.. bir çeşit gerçek dışılık olduğunu elbette bilir.. fakat bu farkındalık mevcut durumu kabullenmesini engellemez.. bi güzel makyajını yapar.. sonra makyajın yekten bir abartı olduğunu unutup abartılı makyaj yapanları yerden yere vurur mesela..

saç.. kadının "olmayana" düşkünlüğünün bi başka örneği.. genel tercih saçın gerçek halini değiştirmek yönünde.. düzse dalgalandırılır.. kıvırcıksa düzleştirilir.. sarıysa boyanır siyah yapılır..siyahsa boyanır sarı ya da kızıl.. ama illaki gerçek bi şekilde değiştirilir.. olduğu gibi rahat ve kendi halinde bırakılmaz..

erkek.. kadının gerçekle husumeti mevzu erkek olduğunda da değişmez.. bi taraftan dürüstlükten doğallıktan maskesiz olmaktan falan bahsederken diğer taraftan gerçek olandan hemencik sıkılır.. evet gerçek sıkıcıdır.. kurguyla rekabet edemeyecek kadar zayıf.. daha da önemlisi kadının gözünde değersiz.. bu açıdan bakınca kadının efendi adam yerine piç tercihini de çözmüş oluyoruz.. herif ne kadar kolpacıysa kadın için o kadar eğlencelidir.. aslında kadın baştan beri erkeğin yarattığı kurgunun farkındadır.. en az erkek kadar akıllıdır.. ama aklını kullanmamayı tercih eder.. gerçeküstüne olan tutkusundan ötürü inanmak ister.. becerdiği ölçüde inandığına kendini inandırır.. yalan da olsa söyle hoşuma gidiyor ulan der.. erkek bu oyuna ayak uydurduğu ve eğlence sürdüğü sürece masal devam eder.. tabi gün geçtikçe gerçekle gerçeküstü arsındaki fark giderek açılır.. ip gerilir.. gün gelir gerçekle yüzleşmek gerekir ve ip kopar.. fatura kendini olduğundan farklı gösteren erkeğe kesilir.. gerçeği görmemek için gözlerini kapayan kadın bi kez daha beraat eder.. gönül rahatlığıyla tüm erkeklerin köküne kibrit suyu döker..

çirkin olansa.. yalana bu kadar açken hala dürüstlük methiyeleri yazan kadınların olması.. lütfen yanii..

not.. gerçeküstücülük kadına has bi haslet değildir.. bazı erkekler kadınlara rahmet okutabilir.. kendimden bildim onu..

Pazar, Eylül 13

allah sizi davul edecek..


hemen üzerinize alınmayın.. sözüm meclisten dışarı.. sözüm sokaklara.. sözüm gecelere.. sözüm gecenin bi yarısı bir elinde davul bir elinde tokmak umurunda mı uyumaya çalışanlar rahatlığıyla kulaklarımı taciz eden davulcu kısmısına.. mübarek onbir aylar gelmeden önce kendilerine bi güzel geydiresim var..

şimdi mevzu şu ki.. bu arkadaşların alemi islamı uyandırma saati benim tam uykuya dalma saatime denk geliyo ve ben bu duruma bir teşehhüt miktarı bozuluyorum.. davulun sesi uzaktan bile hoş gelmiyor okur.. sıkıntılıyım hem de öle böle değil..

olayın ardındaki mantık şu.. insanları sahura kaldırıp amme hizmeti yapalım.. o arada cukkayı da cebe indirelim.. ilk bakışta makul bi hizmet ve alınan karşılığı olarak görükebilir.. ama değil.. hiç değil.. izah ediyim.. evvela kimdir bu uyandırılan insanlar.. herkesler deyip geçmeyin gözünüzü kırarım.. nerde sizin tasnifçi ruhunuz..

1. müslüman olmayanlar..
2. müslüman olan fakat oruç tutmayanlar..
3. müslüman olan oruç tutan fakat sahura kalkmayanlar..
4. müslüman olan oruç tutan sahura kalkan fakat davulcunun uyandırma saatinde değil de daha erken ya da daha geç sahura kalkanlar..
5. ve diğerleri..

görüktüğü üzre bu beş zümre insandan sadece ve diğerleri bu hizmeti kullanıyor.. ilk dört zümre ve genç subaylar rahatsız.. kaldı ki teknolocinin son gaz ilerlediği bilgisayarlan pizza siparişi bilene verilebilen şu çağda davul uyanmak için kullanılacak en ilkel araç değil mi a okur.. hal bu iken bu tokmakçı kısmısının eylemlerine daha ne kadar sessiz kalıcaz..

size bişey diyim mi.. mevzunun öle sanıldığı gibi dinle diyanetle de alakası yok.. ama sanki allahın emri gibi anayasanın ilk üç maddesi gibi kimse değiştirilmesini teklif bile edemiyo.. bu davul hadisesi peygamber zamanında yokmuş.. tee osmanlı zamanında bi aklı evvelin icat etmesi.. ki bu mucit arkadaşa bi çift lafım var.. lan dümbük.. sen kimsin lan.. kimsin sen.. milleti davulla sahura kaldırmayı allahın peygamberi akıl edememiş de sen mi akıl ediyosun.. pis herif..

şu an farkettim.. yarım saatir yazıyorum.. bi kere bile atatürk demedim.. hemen diyim..
canımız kanımız atatürkümüz en baba devrimleri tak tak yaptı.. yeri geldi hilafeti kaldırdı.. yeri geldi saltanatı kaldırdı.. tekkeyi fesi arap alfabesini falan komple kaldırdı da.. bu davula neden dokunmadı acaba.. neden davulu da kaldırmadın atam.. bugün yaşasan mesela fenerli olacağın gibi ramazan davulunu da kaldrır mıydın atam.. yapasın bi güzellik be atam.. çok dertliyim be atam..

içimi ne kadar döksem rahatlayamıyorum okur.. sen de öle mal gibi duruyosun.. bi tepki vermiyosun.. alacam tokmağı sana da dalıcam şimdi o olucak..

Cumartesi, Eylül 5

hatun baskısı..


yok öle bildiğiniz patates baskısı gibi bişey değil bu.. yani hatunu boyayıp kağada yatırma ve bastırma durumları yok (levent kırca olsa buna çok gülerdi.. kulakları çınlasın) şöyle bişey oluyo bu hatun baskısı.. hani mahalle baskısı var ya.. onun bi değişiği.. demincek bişey yazarken aklıma geldi.. yanında hatun olan er kişiye yapılıyor işbu baskı.. yapanlar da her türlü satıcı kısımısı..

örnek bir..
bi parkta bahçede manitaya kolu atmış yürüyosunuz.. önce selpakçı bi bebe geliyor..

* abee.. alsana be.. güzel ablamın hatırı için al beea.. hade beaa..

zor bi durum.. hatun sizin çulsuz veya pinti biri olduğunuzu anlıycak.. ama durun panik yok.. üstesinden gelinir..

* sen benim sevgilime sümüklü mü diyosun lan ibibik.. alırım bak ayamın altına.. sieee..

örnek iki..
hatunla sinemadasınız.. şöle arkadan bi yerlere yerleşip oynayan filme aldırmadan kendi deneysel filminizi çekeceksiniz hesapta.. akıl tam olarak bel altında.. lavuk bi yer gösterici elinde fenerle damlıyor.. sözde yer gösterip cukkayı cebe indirecek..

* bahşişle çalışıyoruz efenim..

haydaa.. versen bi türlü.. vermesen hatuna rezil olucaksn.. tiksinecek senden.. ama tabi ki yine bi çözüm var..

* anladım da.. ben size buraya geliceğime dair bi söz vermemiştim.. ben gelmesem ne alıcaktın.. maaş vermiyolarsa çalışma.. ya da farzet ki ben bugün gelmedim.. ya da hiç doğmadım.. yokum aslında.. nolcaktı o zaman.. ayıp.. vallahi ayıp.. başka bi bahane uydursan inan çıkarıp verirdim ama böle insanı aptal yerine koymayın..

örnek üç..
en beteri de bu.. çiçek satıcıları.. ıyyh..

* yahşıhlı abim.. güzel ablama bi çiçek alsana.. dünyalar güzeli maşallah.. allah ayırmasın abiiim.. hadi be abim..

ahan da damardan girdi şerefsiz.. ne halt edicem şaşırdım.. hatun baskısıa yenik düşemem.. bi yol olmalı..

* ne zaman toplandı o çiçekler.. sera mı onlar.. doğal değil gibi.. bakıyım.. hiç kokmuyo bunlar.. benim dünyalar güzelime bunu mu layık görüyosun sen.. yıkıl karşımdan adi aşşşalık yaratık.. git onları çirkin sevgilileri olan adamlara sat.. defoooğl.. gözüm görmesin..

bütün bu vaziyetlerden işkillnemeyen bi hatunla birlikteyseniz.. sizden iyisi yok.. oldu da işkillendiyse yine sorun yok.. çünkü hatun az biraz maldan anlıyosa sizin ne cevval bi spontan zekaya sahip olduğunuzu görüp çoktan tav olmuştur.. hakket lan olmuş mudur.. olmuştur tabi yeaa..

Pazartesi, Ağustos 31

boktan bi mevzu.. III..


boktan bi mevzu efsanesi devam ediyor

nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak.. çok işgüzar bi emrivaki bu.. ilk okuduğum yeri hatırlıyorum.. bizim dükkanın yakındaki bi umumi hela.. ilk kez WC yazısını görüp bi türlü anlam veremedim yer aynı zamanda.. kapılarının üzerinde kadın ve erkek ayakkabılarının yerel bir ressam tarafından olabildiğince dandirik çizilmiş resimleri olan.. kadınlar bölümünü hiç görmediğim ama erkekler bölümünde plastik çiçekler olan.. pisuvarlarında bi takım anlamsız tabletlerin ve nedense sigara izmaritlerinin olduğu.. kabinlerde asla elimi sürmeye cesaret edemediğim renk renk plastik maşrapaların damlayan muslukların altında mevzilendirildiği sıradan keskin sidik kokulu bi hela.. ve duvarında bu yazı.. aynı yerel ressamın fırçasından çıktığına emin gibiyim..

nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak..

çocuk aklımla bile bu yazının anlamsızlığını farketmiştim.. günde bir hadi bilemedin iki kez gideceğim elin helasını neden bulmak istediğim gibi bırakayım.. mesela neden plastik çiçekleri kaldırıp kır çiçekleriyle bezeyeyim orayı.. neden erkekler bölümünün kapısına penis ve kadınlar bölümünün kapısına meme resmi yapıştırayım.. neden bursa işi havlular asayım misler gibi kokan.. neden fotoselli musluklar takayım.. neden plastik eldivenler bulundurayım hazırda benim gibi kıl müşteriler için.. neden ıkınan ve osuran insanların seslerinin diğerleri tarafından duyulmasını engellemek için müslüm baba şarkıları çalayım non stop.. neden neden neden.. neden bulmak isteğim gibi bırakma gibi zorunluluğum olsun..

hadi oldu diyelim.. hayallerimi gerçeğe dönüştürmeye karar verdim.. başka biri gelecek.. o da bulmak istediği gibi bırakmak için herşeyi kaldırıp kendi ideallerini hüküm sürecek.. değer mi bu zahmete.. değmez..

devam etmiycek..

Cumartesi, Ağustos 29

boktan bi mevzu.. II..


başlıktan da anlayabileceğiniz üzre ilk bölümü halkın teveccühünü kazanan boktan bi mevzu yazı dizisi devam ediyor hanım ve de bey efendiler.. sıçma rahatlığında yazan birisinin bu konuyu bu kadar sevmiş olması sizleri şaşırtmamıştır.. aslına bakarsanız bu yazıyı kendimi kendime ispatlamak gibi pek de ulvi olmayan bi maksada matuf olaraktan kılavyeye alıyorum.. nedir bu.. konu bok bile olsa okunmaya değer bişeyler yazabilir miyim.. bakalım görelim..

evvela.. insan organizmasının etrafında taze güzel görünen ve misler gibi kokan lezzetli rengarenk ne kadar zerzevat varsa tüketip tek renk ve iğrençlikle eşdeğer bir çıktıya dönüştürmesinden yola çıkarak bi dünya analoji yapılabilir.. ordan tüketimin boktanlığına dem vurup grimsi tablolarla felsefe yapılabilir mesela.. ama ben bunu yapmamayı tercih edicem.. hadi iyisiniz.. sizi çoluk çocuğunuza bağışladım..

akabinde.. bulunduğumuz coğrafyanın kibarlık budalası insancıkları sittin sene kadar bi süre bok demekten imtina etmişler.. akıllarınca lügat perendeleriyle maynum olmak pahasına bunun yerine ikame edebilecek başkaca ifadeler kullanmayı tercih etmişler.. atalarımızdır saygı duyarız.. lakin yedikleri bu haltı da görmezden gelecek kadar değil.. misal.. sen tut esasen "su-el" anlamına gelen ve dini bi terim olarak kullaılan "ab-dest" kelimesini bok ya da sidik yerine kullan.. evvelce umumi helalarda gördüğünüz "küçük abdest 50 büyük abdest 100" levhalarını hatırlarsanız mevzu biraz daha aydınlığa kavuşmuş olur.. peki merak ediyo muyuz bu kullanım nasıl olmuş da olmuş.. dilceğizimize yerleşmiş.. ben sizin yerinize de merak ettim.. ve araştırmadım.. zira gerek yoktu.. meğersem biliyormuşum..

şöyle ki.. terbiye timsali eski insanlar vaktiyle sıçmak ve ya işemek yerine "abdest bozmak" deyimini kullanırmış.. paşalar sürekli abdestli olaraktan dolaştıkları için çişleri geldiğinde "mirim ben bir küçük abdest bozayım müsadenizle.." diyolarmışmış.. gel zaman git zaman bozmak kısmı atılmış amma ve lakin "küçük abdest" baki kalmış.. küçüğü olur da büyüğü kusur mu kalır.. o da var doğal olarak.. şimdi tam burda bunu yazarken aklıma gelen bi soru var ki sormazsam çatlarım.. acaba o dönemlerde "sevişmek" yerine "gusül abdest bozmak" gibi bi deyim de türetilmiş miydi.. ya da bu yollu bi küfür mevcut muydu.. "gusül abdestini bozdumun evladı" gibi.. bu sorunun cevabını antropolog biladerlerimize bırakıp pek mühüm olan mevzumuza devam edelim..

ilk mektep yıllarındayız.. küfür ve argo alemine ilk adımlarımı atmak üzreyim.. bu deneyimi yaşarken kullandığımız sözcük neydi.. tabi ki bok.. zira o yıllarda leyleklerin bebek kargosuyla iştigal ettikleri yalanına olan bağlılığımdan ötürü sikmeli sokmalı mevzulara henüz gözümü açmamışım.. benim için bir insana söylenebilecek en ağır söz boktur.. ötesi yoktur.. yılları..
tabi böyle düşünen bir tek ben değilim.. beyaz kurdeleleylen bağlanmış örgülü saçlarını savuttura savuttura öğretmene doğru seyirten ve "örtmenim cayit çok ayıp bişey söledi ama söleyemem.." diyen şimdinin feysbuk müdavimi emel de benimle aynı görüşte.. bi tek o olsa yine iyi.. asıl mesleği işkence sanatları olan ve ihtisasını tebeşir kullanarak kulak ezme tekniği üzerine yapmış çok sevgili öğretmenim canım benim nermin örtmen de emelle aynı fikirde.. bu anıyı yazıya dökünce farkettim ki konu seçimimde bi takım psikanalatik etmenlerin bi hayli rolü olmuş.. yıllardır içime atmışım lan resmen.. patlaması bu güne nasipmiş..

bu boktan mevzuyu bi araştırmanın ilk adımıyla nihayete erdirmek istiyorum.. bu nasıl söylenir hiç bilemediğim için bodoslamadan dalıyorum.. lan var ya.. benim sigara içerken sıçmaklığım geliyo.. böle her sigara içtiğimde değil ama.. ee.. nasıl diyim.. yani geleceği varsa bu sigara içerken oluyo.. şayet bu durumu benden başka deneyimleyen birileri varsa buradan olmasa bile e posta şeysimden yazabilirlerse müteşekkir olucam.. kim bilir.. belki de bbc belgesellerine konu olabilecek öneme haiz bir gerçekliğin eşiğinden adım atmak üzreyiz.. bak bunu okurken gülüyosanız çok ayıp ediyosunuz.. nedir yani olamaz mı.. arşimet de hamamda kese atarken bulmadı ampulü.. gavur yapınca oluyo da biz yapınca mı olmıycak.. he bi de.. türkiyede "akrepler" diye bi müzük grubu olsa çok banal buluruz.. ne o öle ilkokul çetesi gibi diye dalga geçeriz.. "scorpions" olunca herkes ağzı açık ayran budalası oluveriyo.. ilginç şeyler bunlar..

ennihayet.. ilk baştaki soruyu cevaplamanın vakti geldi.. konu bok olunca sadece sıçılıyomuş bilader..


devam edicek..


Çarşamba, Ağustos 26

boktan bi mevzu..

lütfen birazdan yazacaklarımdan dolayı beni tenkit etmeyin.. hor ve hakir görmeyin.. neticede bu nanenin adı blogsa.. blog demek günlük demekse.. o gün napıyoruz onu yazıcaz di mi.. ha ben pek yapmıyorum ama anafikir bu.. misal ben bugün elli kere sıçtıysam ve bunu yazmadıysam hayatıma dair çok büyük bi bilgiyi sizden saklamış olurum.. size böle bi haksızlığı reva görmektense kişisel karizmamın yerle yeksan olmasını yeğlerim.. yani her zaman olmaz ama bu seferlik yeğliyeyim dedim.. ne yaptımsa sizin için..

ayıptır sölemesi ben bi kaç günür fena halde ishalim.. böle nası diyim götümden işiyorum gibi bişey.. hal bu iken günde vasati 40 kere oturduğum klozetten kalkınca insanlık hali dönüp eserime bakmak gibi bi ihtiyaç içersinde olmam.. ve hemen akabinde gördüğüm şey.. şey dedimse yannış anlaşılmasın.. bok yani.. işte o bok tam falına bakılmaklık.. ben hiç anlamıyorum o fal işlerden ama bilen biri orda ne şekiller görür.. ne kehanetler çıkarır.. ne üç vakitler.. ne adının ikinci harfi s ler.. neler neler.. gerçi benim bu sıçak falından pek bi beklentim de yok.. yeter ki ne zaman yeniden katı sıçabileceğimi söylesin.. başka bişey istemiyorum.. bununla mutlu olabilirim..

mutluluk dedim de.. hani şu abidin biladerimizin yaptığı mutluluk tablosu var ya.. rivayet olunur ki hikmetinden sual olunmayan nazım kişisi ressamıza "bana mutluğun resmini yapabilir misin abidin.." demiş.. abidin de kankişinin gönlünü hoş etmek için karalamış işte şöle bişeyler..
şimdi ben bunu neden anlattım.. şöle ki.. şayet abidin o muhabbetin yapıldığı sırada benim şu sıralar olduğum gibi cırcır olsaydı o resim çok farklı olabilirdi.. ya da şöle söyliyim.. aynı şey şu sıra benden istenmiş olsa elime aldığım tuvalin üstüne bob ross biladerimden öğrendiğim bi kaç usta fırça darbesiyle parıldayan mutlu bi klozet ve sevimli kaskatı irice ve tabi ki mutlu bi bok resmederdim.. mutluluğun resminin nesnesini bi bok olarak kabul etmek sizler için olduğu kadar benim için de kolay değil ama kabul edin.. müzmin bir ishal mağdurunu daha mutlu edebilecek tek bişey var mı şu yalan dünyada.. aslında tam da burda tasvir ettiğim gibi bi bok resmi iyi giderdi fakat benim de bi iğrençleşme eşiğim var.. yuh ulan o kadar da değil yane..


okur.. bak bi.. öle yüzünü ekşitme çarparım.. baştan uyarmıştım.. boktan bi mevzu olduğunu ta en tepeye yazmıştım.. ne bekliyodun yani..

Cumartesi, Ağustos 22

hiç yoktan iyi midir..


varoluş üzerine pekçok bişeyler söyleyenler var.. şimdi hakkını yemek olmaz.. yokoluş da bi o kadar enteresan bi mevzu.. daha bissürü hususu olduğu gibi yok olmayı da aklım almıyo.. bi prova yapayım diyorum.. kendimi hiç bi şeyin olmadığına inandırmaya çalışıyorum.. gözlerimi sımsıkı kapatıyorum.. ışık yok.. kulaklarımı kapatıyorum.. ses yok.. nefesimi tutuyorum.. hareket yok.. boşlukta olduğumu düşünüyorum.. üzerinde olduğum yatak yok.. sonra hiç bişey düşünmemeye çalışıyorum.. ben yokum.. ben yokum.. ben yokum.. bin kere aynı telkini versem de varım ulan işte.. buz gibi varım.. bi an bile yok olduğumu hissetsem yeticek aslında.. ama yok.. olmuyor.. ne etsem şarterlerimin tamamını kapatamıyorum.. yok olmayı arzuladığım ölçüde var oluğumu hissediyorum..

belki de seçtiğim yöntem yannış.. yok olmak için alışmak yolunu seçmeliyim.. misal.. koluma minik bi sinek bile konsa orda bişeyin var olduğunu hissedebiliyorum.. ama sürekli tenimle temas halinde olan giysilerimi hissetmiyorum.. bi misal daha.. her evin olduğu gibi içinde bulunduğum evin de kendine has bi kokusu var.. içerde geçirdiğim saatler sonunda o koku artık benim için yok.. ya da ta içimde paldır küldür atan kalbimin ritmini farketmem için özel bi dikkat sarfetmem gerekiyo.. dikkat etmesem o da yok.. daha bi dünya misal..

sonuç.. tam anlamıyla yok olabilmek için olan ve olabilecek olan tüm uyaranlara alışmış olmak gerekiyor.. olası mı.. bilemiyorum..

yok olmak derin bi mevzu.. alın size bi toğori daha.. bi takım akıl hastalıkları var.. gerçek ve gerçek olmayan arasındaki çizgi kayboluyor.. aynı şeyi hipnoz ile de yapıyolar.. ama tabi o geçici.. bunun ömür boyu sürenini düşünün.. hayal arkadaşı veya çoklu kişilikler gibi.. bununla ilgili bin tane filim kitap falan var.. şimdi bomba geliyor.. ya ben yoksam.. gerçekte var olan başka birinin hayalinde ürettiği hayali bir kişiliksem.. var olduğum tek yer o hastalıklı aklın bi köşesiyse.. ve orada hapsolduğum için bu durumun farkına varmam imkansızsa.. ya sen de yoksan.. öyle ya.. ikinci tekil kişinin varlığı birinci tekil kişiye şartlı.. ben yoksam sen hayli hayli yoksun.. o da yok.. onlar da yok.. her birimiz o hasta aklın iç içe geçmiş birer üretimiyiz..

çok saçma değil mi.. evet bunu ispatlamamın asla imkanı yok.. ama bi dakka.. bunun tersini ispatlayabilmemin de aynı şekilde bi yolu yöntemi yok.. bu da yok olmaya dair bir varsayım olarak kalsın.. matriksin aynısının biraz değişiğinin tıpkısı bi durum.. geçtik.. bitti mi.. hayır.. yokluk ve varlık daha çok su götürür..

dekart biladerim hiç alınmasın gücenmesin ama düşününce varolunmuyo bilader.. tamam kısmen olunuyodur ama o varlıktan bi tek düşünenin kendisi haberdar olunca mevzu biraz askıntıda kalıyo.. benim hiç olmadı ama yukarda da bahsettim.. hayali arkadaşı olan insanlar var.. bir başkasının varlığını test edip onaylamadığı bişey varsa bile yok sayılabiliyo bu materyalist dünyada.. yanisi ben bi kenara oturup arpacı kumrusu gibi akşamdan sabaha düşünsem kendime kadar varım.. sana ona buna ötekine berikine yokum..

hal bu iken.. beşeri yaşantının içinde varlığımızı hisset-tir-mek için diğer insanların düşüncelerinde bi takım dalgalanmalar oluşturmaya gerek duyuyoruz.. meğer ki otobüste yanımıza oturan yeşil gözlü esmer tenli dasdaş hatuna "yolculuk nereye bilader.." diyosak.. işyerindeki arkadaşımıza dünleyin izlediğiniz filimden bahsediyosak.. evde sıkılıp büzüldüğümüz bi vakit telefona sarılıp birilerine salça oluyosak.. işte tüm bunlar demincek dillendirdiğim ihtiyacın bir tezahürüdür.. varlığımıza şahit yazdırma telaşıdır.. dırdirturtür.. itiraz istemem..

heppirlikte mutlu sona yaklaştığımız şu kutlu dakikalarda mevzunun sanal boyutunu ele alacağız.. ele almak gene iyi aslında.. bunu konuşarak aktarıyo olsaydım ağza alıcaktım.. hiç öle random random gülmeyin biladerlerim.. siz de kulağınıza alacaktınız götelekler.. bu engel olamadığım espiriyi de yaptığıma göre mevzuya dönüyoruz.. dedik ki sanal.. şimdi ben burda bunları yazmıyo olsam.. ki nadir de olsa yazmadığım zamanlar oldu.. olur.. neden olmasın.. o dönemlerde siz sanal bebeklerim için aslında yok-t-um.. farkettim ki kendim için de durum farklı değil.. yok olmak güzel bişey olmadığından kelli harala gürele yazıyorum.. başkalarının yazdıklarını okuyorum.. okuduğumu belli ediyorum.. siz de aynısını yapıyosunuz.. hülasası hebbirlik olup sanal varlığımızın karşılıklı yalancı şahitliğine soyunuyoruz.. alış veriş olduğu sürece bozacı da şıracıda halinden memnun..

şimdiye kadar aynı şeyleri çorba edip tekrar tekrar yazmış olmamdan da anlayacağınız gibi aslında düşündüklerimi tam olarak anlatamıyorum.. ne etsem mevzuyu şu aşşadaki finale bağlayamıyorum..

bu yazıyı bitirip gönderdiğimde aç kurtların önüne bi parça et atmakla muadil bi duyguyu yaşayacağım.. garip olansa hemen akabinde ete saldıran kurtlardan biri de ben olucam.. böyle neşınıl ciyogrefik bi ambiyansta var olduğumu hissedicem.. sonrası da işte varlık ve yokluk arasındaki çizgide sek sek oynamak.. bir varmışım bir yokmuşum.. karışık karışık işler..

not.. tepedeki resme boşuna bakmayın.. orda bi bok yok..