Cuma, Şubat 20

Bir gündelikçinin günlüğü..





pazartesi
bugün güne erken başladım.. sil süpür yıka çim akşam oldu.. nasıl geçti anlamadım.. anlamadığım bir şeyi anlatmamı beklemiyorsunuz herhalde.. Aman deli mi ne?

salı
bugün hanımımdan gündem dışı söz isteyip sessiz kalma hakkımı kullandım.. güzel bi sessizlik oldu.. Kafamızı dinledik.. Çıt çıkmıyordu.. 

çarşamba
bugün günümü gün etmeye karar verdim.. edemedim. felekten bi gün çalasım vardı.. notaları unutmuşum.. bi de bi karar aldım.. artık kötü şaka yapmayacağım.. kelime oyunları falan.. akustikten mizah çıkmıyor. Mesela günlük yerine büllük desem gülmezsiniz.. Ama ben gülerim.. Sen de Güler misin sevgili büllük?

perşembe
günleri karıştırdım.. ben aslında bu günü cuma sanıyordum.. Ay hepiniz de birbirinize benziyorsunuz canım.. Sen o şey değil miydin? Hani o öğleden sonra Yatıp da hava kararırken uyanmıştım da sabah oluyor sanmıştım.. O gün değil miydin sen allasen.. Hayret vallahi aynısı..

cuma
cumanız mübarek olsun..

cumartesi
dün demiştim ya hani.. oldu mu cumanız mübarek.. Hay Allah neden olmadı acaba? Halbuki hep olurdu.. Bak merak ettim şimdi.. Acaba.. Acaba.. Aklıma kötü kötü şeyler de gelemedi.. Ben galiba aptal oldum.

pazar
ben de işte ne olsun gündelik meşgalelerle geçiriyorum vaktimi.. ikindi okundu mu?

Salı, Şubat 17

çocuk aklı

hep çocuk kalmak bu olmamalıydı. yetişkinliğe erişememiş bir toplumda yaşıyoruz ve çocuk aklımızla büyük sorunları çözmek için parlak fikirler ürettiğimizi sanıyoruz. evet yetişkin niteliklerinden yoksunuz. bir kısmı ergen egosuna  bir kısmı çocuk saflığına diğer bir kısmı ergen içekapanıklığına belki başka bir kısmı çocuk gaddarlığına sahip koca bir kalabalığız. yetişkin aklıyla 2+2 basitliğinde olan ve dünyanın başka yerlerinde yaşanmış üzerine düşünülmüş ve nihayetinde çözülmüş sorunlara her kafadan bir ses keşmekeşliğinde çözüm arıyoruz. aslında derdimiz çözüm aramak da değil sanki; sadece aklımıza ilk geleni dile getirip ruhumuza çöken ağırlıktan kurtulmak. vicdan rahatlatmak. dilenciye para vermek gibi mesela. o parayı verirken amacımız yalvaran gözlere duyarsız kalmanın yaşatacağı vicdan azabından kurtulmak. halbuki büyük olasılıkla bu yaptığımız şey dilencilik kurumunun devam etmesi için mafyatik bir organizasyona küçük bir bağışta bulunmaktan başka bir şey değil. küçük aklımızın anlık dehası. neredeyse çocuk sevimliliğinde ama yetişkin aklıyla bakınca zararlı.

çocukluğumdan aklımda kalan bir anı. hayal meyal hatırlıyorum. parkta kaydıraktan kayan beş altı çocuğuz. hiç yetişkin yok. bu çocukların ikisi kayıp eğlendikten sonra diğerlerinin kaymaması için kaydırağa tükürüyor. amaçsız bir vandalizm örneği. geriye kalan çocuklardan biri, en çok kaymak isteyeni yani en heveslisi "bakın" diyor. "şimdi ben bir kere kayıp kaydırağı tükürüklerden temizleyeceğim. ama sakın bi daha tükürmeyin." ve dediğini yapıp kayıyor da. pantolonunun arkası ıslak pis paslı çamurlu. aşırı fedakarlık. ama bitmedi. o amaçsız vandal çocuklar geri gelip bir daha tükürüyorlar kaydırağa. amaçsız vandalizmle aşırı fedakarlığın mücadelesinde karşılaşılan sonuç belli: fedakarlık kaybediyor.

olayın kahramanları çocuklar olunca bu olay -yine acı fakat- pek sıra dışı değil. gel gör ki biz sözde yetişkinler  olarak buna benzer olayları yaşıyoruz ve yaşamaya devam edeceğiz. hem de misafirlikte beğendiği oyuncağı çalan çocuk masumiyetinde değil yaşadıklarımız. beğendiği bir kadını elde etmek için canına kast etme iğrençliğinde. istiyorsam benim olmalı bencilliğinde. dünyada sadece kendisi varmış ve diğer bütün mahlukat ona hizmet etmek için yaratılmış rahatlığında. nereden geldiği tam olarak belli olamayan hadsiz ve manyakça bir özgürlük anlayışı. daha da acı olanı, ya bu anlayışa sahip olanlara katılacaksınız ya da er ya da geç, az ya da çok bu anlayışa sahip olanlar tarafından mağdur edileceksiniz. ne kadar kabuğunuza çekilirseniz çekilin bir gün bir yerde canınız yanacak. özgürlükleriniz elinizden alınacak. istediğiniz okula gidemeyeceksiniz mesela. ya da istediğiniz içkiyi içemeyeceksiniz. anadilinizi konuşamayacaksınız.ne bileyim  ibadetinizi yapamayacaksınız. istediğiniz gibi giyinemeyeceksiniz. çünkü bu ezen ezilen karşıtlığında orta bir nokta yok. kenara geçip gözlemci gibi olan biteni izleme şansınız yok. ya vicdanınızı kaybedip türlü- kendinizce haklı- gerekçelere sığınıcak ve ezen tarafta olacaksınız ya da izzetinizden vazgeçip zarardan köşe bucak kaçacak ve aklınızı da yitirmemek için kafanızı başka bir tarafa çevireceksiniz.

insan çok tuhaf bir karışım. hayvandan farkımız aklımız diye biliyoruz mesela. ama aynı akıl bizi çıkar düşkünü faydacı bencil yaratıklara dönüştürüyor. akla odaklanmak toplumsal huzuru getirmiyor. hedef fiziksel ve ruhsal tatmin odaklı bir hayat sürdürmek de olamaz. çünkü bu ütopyanın gerçek olabilmesi bir noktada hadsiz ve bencil özgürlük arayışıyla sonuçlanmak zorunda. doğası gereği insan bir noktada duramamaya, hep daha fazlasını istemeye programlı. sonra bir de ahlak var. kendinle de barışık olmak zorundasın bi yerde. her ihtiyacının gerçekleştiği bir hayat bile iç çatışmalarla zehir olabilir. o halde bulamayacağın bir huzuru aramakla geçecek bir ömre hazır mısın?

asla! bu noktada intihar ya da umut seçenekleri çıkıyor karşına. ben bütün karamsarlığıma rağmen umut yolundan gitmeyi tercih ediyorum. neden bu yolu tercih ettiğim konusunda ise elle tutulur tek bir gerekçem yok. belki sadece hayatta kalma içgüdüsü. belki gerçekten değişim mümkün. neden olmasın? ben ortalama bir insan evladı olarak kendi kısa sayılabilecek hayatımda bir kaç farklı bilinç düzeyinden geçtiysem başkaları bunu neden yapamasın? hem ben de henüz olmam gerektiği noktada değilim. kendini gerçekleştirmek nedir bilmiyorum ama her nasılsa henüz kendimi gerçekleştiremediğimi hissediyorum. büyük olasılıkla ölüm döşeğinde de aynı hislere sahip olacağım.

insana dair son bir tuhaflık var aklıma gelen. düşünmeden duramayan insan biraz fazla kafa yorunca en iyisinin fazla düşünmemek olduğuna kani oluyor :) çünkü soru dediğin cevaplanabilen bir şey olmalı di mi? yeni ve daha zor sorular doğuran değil. kim bilir belki de hayata cevapları değil de doğru soruları bulmak için geldik, olamaz mı?


Perşembe, Şubat 13

açlıktan ölüyorum..

çok açım lan..  şu an midem kendisini sindirmeye başlamış bile olabilir.. dışarıdan gurultu gibi duyulan çığlıklar tabi ki midemden geliyor..  cenabu rabbül alemin kimseyi açlıkla terbiye etmesin.. biri bu deyimi kullandığında gözümün önüne mangal başında bi allah figürü geliyor hemen.. beyaz kabarık şapkalı böle sakallı falan.. masadaki tabakta pişirilmeden önce açlıkla terbiye ettiği insanlar.. çok saçma.. deyimlerin saçma olmasına şaşırmıyosunuzdur heralde.. kaç yaşına gelmiş koca koca insanlarsınız.. hele bi de bu deyimi başka bi dile çevirmeye çalışın bi.. terbiye etmeyi de marine etme olarak alın falan.. seyreyle cümbüşü.. olmaz öyle şey..  hülasa deyimler ait oldukları dilde mahpus kalmaya mahkum zavallılardır..

ama mesela dayımlar öyle değildir.. dayımlara gelecek olursak.. gelemeyiz.. çünkü benim tek bir dayım vardı o da öldü.. gözlerimle gördüm.. onun da tek bir oğlu vardı.. oğlu dayımı kendi elleriyle mezara koydu.. sonra hep birlikte gömdük adamı.. hayırlı evlat böyle olur.. yeri geldiğinde babasını çukura gömer.. o adam ki seni bilmem ne kadar zaman taşşağında taşısın.. besleyip büyütsün.. sen tut onu bi  kaç metre çaputa sarıp toprağın altına göm.. nankör köpek.. ben değil lan değil.. kuzenim.. benim henüz yerim gelmedi.. gelmese de olur..  rica ederim bu bahsi kapatalım..

size biraz dayımdan bahsedeyim.. yok yok anlatıcam.. valla bak bi dinle.. ölünüzü öpeyim anlatıcam.. dayım.. ki kendisi benim doğum günümde ölmek suretiyle bana muhteşem bir hediye vermişti.. zira pek sevmezdim kendisini.. çünkü kendisi olarak tabir ettiğim şahıs tercihini insanlar tarafından sevilmemek yönünde kullanmıştı.. onun da insanları sevdiğini sanmıyorum.. en azından hiç şahit olmadım diyebilirim.. bi keresinde beni kulağımdan tavana çivilemekle tehdit etmişti.. gençliğinde anneme ve teyzemlere az çektirmemiş.. dövmüş sövmüş namuslarını beklemiş vesaire.. çağının ve coğrafyasının testosteron sahibi ve bir evin bir oğlu olan bir bireyi  ne yaparsa hepsini tastamam yapmış işte.. hayvan herif.. sonra evlenmiş.. karısını da sevmemiş pek.. o kısmına şahit değilim.. ama biliyorum ki çocuklarını  sevmezdi.. daha çok korkuturdu.. çünkü o kör algısına göre bir baba öyle yapmalıydı.. abartıyorum sanacaksınız ama ana babasını da sevdiğini sanmıyorum.. şoförlük yaptığı otobüs için öz ebeveyninden bilet parası aldığı anlatılırdı ailede.. minibüsünün kapısını sert kapattığım için kulağımı çektiğini hatırlıyorum da.. merhametsiz iblis.. yani bilemiyorum belki sevgi beslediği bi şeyler vardı ama öyleyse bile hiç şüphesiz bunu saklamakta son derece mahirdi..

sonra işte dediğim gibi öldü nemrut.. ölenin arkasından kötü konuşmak olmaz.. hayatı boyunca tek bir iyi yanını göremediğim adam hayatının iyiliğe dair yegane eylemini gerçekleştirip aramızdan ayrıldı.. ölüm güzel şey aslında.. dezenfektan.. rezil bi hayat yaşasan da ölerek tüm pisliklerinden arınabilirsin.. öldün ya.. dokunulmazsın artık.. hatta yaşarken merhametin zerresini göstermediğin halde senin için rahmetli bile diyebilir birileri.. böle bi şart yok ama illaki konu bir yere bağlanacaksa ifade etmeliyim ki.. içinizde sevmeye dair bi kıpırtı yoksa ve tercihinizi insanlar tarafından sevilmemek yönünde kullanmakta ısrarlıysanız ölebilirsiniz.. çünkü çok açım..


bana vakit ayırdığınız için teşekkür eder geride bıraktıklarınıza cenabu rabbül aleminden sabır niyaz ederim.. toprağınız bol olsun.. öptüm..

Cuma, Temmuz 19

demokrasi benim için bitmiştir..

demokrasi en iyi ikinci yönetim şekliymiş de.. birincisi henüz bulunamadığı için falanmış da.. herkesin seçme ve seçilme hakkı varmış da hoyloy da loyloy.. kağıt üzerinde ne kadar şık ve fakat gerçekte ne kadar ütopik iddalar bunlar.. ne büyük yalanlar..

bi yalanın ne denli büyük olduğunu anlamanın en kolay yolu kimin söylediğine değil kimlerin inandığına bakmak.. ben mesela.. ne biçim inanmışım lan bu yalana.. beni bilenler bilir.. bilmeyenler için kısa bi özet geçeyim.. 35 yaşında.. bi hayli yaşamış yani..  eğitimin formal basamaklarında ne kadar ileri gidilebiliniyosa gitmiş.. iki dilde az çok okumuş yazmış.. epistemolojiye aşina.. şüphe ve akıl olmadan bir yargıya ulaşmamaya gayret eden bi herifim.. hani şu kendince külyutmaz takılan tipler vardır ya.. hah işte tam o hesap..

ne biçim de kandırılmışım lan.. bu hissi tanıyorum.. daha önce de çok büyük uykulardan uyanmışlığım oldu.. ama bu kez.. belki de son olarak bu olduğu için daha beter sarsıldım.. gevezeliği bırakıp konuya giriyorum..

soru şu.. demokrasi sandığımız kadar iyi bir yönetim şekli midir.. kuramı siktiredin.. bana siyaset biliminin bitmek bilmez sabır tüketen akıl durduran ayrıntıda boğduran tanımlarıyla gelmeyin.. uygulamayı çözümleyelim kafi.. üç beş yılda bir yönetime dair bütün haklarımızı hiç tanımadığımız bir erkeğe sırf bize benzediğini düşünüyoruz diye tümüyle ve beş yıllığına devredip usulca ayrılıyoruz sandıktan.. fakat gel gör ki bu seçtiğimiz kişiler genelde bize hiç benzemeyenler arasından en benzeyeni oluyor.. ya da en iyi rol yapanı.. en profesyonel yalan söyleyeni..

sonra bakıyorum meclise.. o bana benzer sandığım kişiler aslında bana değil farklı partilerden de olsa birbirine benzermiş de benim gözüme bi şey kaçtığı için öyle sanmışım.. bana benzemeyebilirler.. ben bi miktar kılçık bi tipim.. olabilir.. ben kendimi böyle kabul ettim seviyorum.. iyi de bilader.. anama babama abime ablama eşime dostuma komşuma köylüme.. hiçbirine benzer değil bu vekiller başvekiller bakanlar parti başkanları ezcümle siyasiler.. nasıl bi insanlarsınız oğlum siz.. sizi insan doğurmadı mı.. ne acaip heyvanlara benziyirsiniz..

şimdi yaklaşın.. kendimce mevcut durumun sebebini açıyorum.. çok partili parlamenter sistemin pisini bokunu ortaya döküyorum.. siyasete atılan yirmili yaşlarda bi genç olayım.. ve amacım başbakan olmak olsun.. ilk olarak gidip bi partiye kaydoldum.. yolum uzun olduğu için basamaklarda hızla yükselmem gerek.. hemen üstlerime yalakalıkla başlıyorum işe.. ama çevremde benimle aynı hedeflere koşan bi sürü genç var.. dava arkadaşlarım güya.. kimse kusura bakmasın.. o hedef benim olacak.. hepsinin kuyusunu kazıyorum.. gerektiğinde yalan gerektiğinde iftira.. zaten onlar da benden farklı değil.. ama bi farkımız var.. ben daha büyük yalan söylüyorum.. daha acımasız iftira atıyorum.. daha iyi yalıyorum.. ve ilk başarım.. falanca ilçenin gençlik kolları başkanıyım.. ilk ego tatminim.. artık benim de kendime ait yalakalarım var.. hem artık çok kişi tanıyorum.. iş bitirmeye de başladım.. siyasette çevre mühim.. hele ki vefa borcu olan insanlarla dolu bi çevre harika olur.. hem bu kadar çok çalışıyorken benim de bal tutan parmağımı yalamam gerek.. ballı mı kalsın.. çok çalışıyorum.. çok azimliyim.. herkez benim kadar çalışsa ülkesi için avhoooo ne biçin kalkınırız..

ben anlatırken sıkıldım.. ama işte başbakanlığa giden yol aşşa yukarı böyle bir süreç.. bunu alın ve her aşama için yani toplamda 70 kez tekrarlayın..  bir nevi  halkın seçiminden önce gerçekleşen bi doğal seleksiyon.. bu süreçte elenenler oluyor.. yalakalık yapamayacak kadar izzetli olanlar hiç başlayamıyor bile.. ilk etapta yalan söyleyemeyenler eleniyor mesela.. düzgün kumpas kuramayanlar bi sonraki adımda.. iftira atamayanlar da eleniyor.. rüşvet almayan belediye başkanı olamıyor.. adam kayırmayan milletvekili olamıyor.. ihaleleye fesat karıştırmayanın bakan olması mümkün değil..

ve nihayet.. tepe noktaya gelindiğinde.. en hırslı aday.. en nitelikli yalancı.. en acımasız iftiracı.. en satılmış münafık.. en izzetsiz dalkavuk.. en ilkesiz ve en şerefsiz en en en kötü olan aday tahta oturuyor.. çünkü bunu hak etti.. çok çalıştı yalan değil..

alın size demokrasi.. düne kadar kutsallaştırdığım yönetim biçimi.. en hızlı koşanın değil en çok doping yapanın kazandığı bir yarış.. kurallarını kazananın belirlediği bir yarış.. kazanmak için bir önceki kazananın pisliğine bulaşmak zorunda olduğun bir yarış bu.. burada anlatılanları tek bir ülke üzerinden okumayın.. az çok hepsinde geçerli.. ya da diğer bi deyişle.. demokrasi o kadar iyi bir yönetim biçimi ki insan eliyle uygulanamıyor.. gökten melekler inerse belki..

neyse bunlar birikmiş içimde.. biraz uzattım sanırım.. umarım derdimi anlatabilmişimdir.. söyleyin bakıyım neydi amafikir.. kime terslendi şair..

Çarşamba, Mayıs 22

o soru..



ülke çapında öğretmen atamalarının bilgisayar ortamında yapıldığı baş öğretmen salonunda seyrek bıyıklı kumaş pantolonlu ufak tefek bir çocuk dikkatimi çekti.. yanına gittim..

- sen de atanmak için mi..
-- hayırlısıysa inşallah..
- bıranş ne..
-- ilahiyat.. din kültürü.. nasipse..
- benim de ingilizce..
-- sizin kolay.. atanırsınız kesin.. bu benim üçüncü denemem.. kpssden iyi aldım bu kez.. allah izin verirse atanırım inşallah..
- hee.. hayırlısı allahtan..
-- amin.. memleket nere..
- bursa.. orasıdır heralde.. çocukluğum orda geçti..
-- başlamadı hala.. çok heyecanlıyım.. bu kez atanırsam ilk maaşımla kurban kesicem..
- bu kadar çok mu istiyosun öğetmen olmayı..
-- elbette.. çok kutsal bi meslek bu.. peygamber mesleği.. çocuklara allahı anlatmak.. onları hak yola sevketmek.. sevaplarına vesile olmak.. harika bişey değil mi..
- bilmem.. öyledir heralde.. kurra başlıyo galiba..
-- evet başlıyo.. ben ön tarafa geçiyorum.. allaha emanet ol kardeşim.. inşallah sen de atanırsın..
- had işalla..

yanımdan ayrıldı.. kalabalığın içinde kayboldu.. onu bir daha hiç görmedim.. onun gibisine de pek görmedim.. bu kadar idealist.. bu kadar istekli.. bu kadar öğretmen olmayı hakeden bir öğretmen adayı.. atandı mı hiç bilmiyorum.. ama çok iyi bildiğim bişey var.. şayet atandıysa.. er ya da geç.. gizli ya da açıktan.. ama mutlaka.. öğrencierinin aklını kemiren şu soruyla karşılamıştır.. hem de başka hiç bi soruyla olmadığı kadar çok.. belki yüzlerce.. belki binlerce kez..

hocam ossbir çekmek günah mı..