Cuma, Temmuz 19

demokrasi benim için bitmiştir..

demokrasi en iyi ikinci yönetim şekliymiş de.. birincisi henüz bulunamadığı için falanmış da.. herkesin seçme ve seçilme hakkı varmış da hoyloy da loyloy.. kağıt üzerinde ne kadar şık ve fakat gerçekte ne kadar ütopik iddalar bunlar.. ne büyük yalanlar..

bi yalanın ne denli büyük olduğunu anlamanın en kolay yolu kimin söylediğine değil kimlerin inandığına bakmak.. ben mesela.. ne biçim inanmışım lan bu yalana.. beni bilenler bilir.. bilmeyenler için kısa bi özet geçeyim.. 35 yaşında.. bi hayli yaşamış yani..  eğitimin formal basamaklarında ne kadar ileri gidilebiliniyosa gitmiş.. iki dilde az çok okumuş yazmış.. epistemolojiye aşina.. şüphe ve akıl olmadan bir yargıya ulaşmamaya gayret eden bi herifim.. hani şu kendince külyutmaz takılan tipler vardır ya.. hah işte tam o hesap..

ne biçim de kandırılmışım lan.. bu hissi tanıyorum.. daha önce de çok büyük uykulardan uyanmışlığım oldu.. ama bu kez.. belki de son olarak bu olduğu için daha beter sarsıldım.. gevezeliği bırakıp konuya giriyorum..

soru şu.. demokrasi sandığımız kadar iyi bir yönetim şekli midir.. kuramı siktiredin.. bana siyaset biliminin bitmek bilmez sabır tüketen akıl durduran ayrıntıda boğduran tanımlarıyla gelmeyin.. uygulamayı çözümleyelim kafi.. üç beş yılda bir yönetime dair bütün haklarımızı hiç tanımadığımız bir erkeğe sırf bize benzediğini düşünüyoruz diye tümüyle ve beş yıllığına devredip usulca ayrılıyoruz sandıktan.. fakat gel gör ki bu seçtiğimiz kişiler genelde bize hiç benzemeyenler arasından en benzeyeni oluyor.. ya da en iyi rol yapanı.. en profesyonel yalan söyleyeni..

sonra bakıyorum meclise.. o bana benzer sandığım kişiler aslında bana değil farklı partilerden de olsa birbirine benzermiş de benim gözüme bi şey kaçtığı için öyle sanmışım.. bana benzemeyebilirler.. ben bi miktar kılçık bi tipim.. olabilir.. ben kendimi böyle kabul ettim seviyorum.. iyi de bilader.. anama babama abime ablama eşime dostuma komşuma köylüme.. hiçbirine benzer değil bu vekiller başvekiller bakanlar parti başkanları ezcümle siyasiler.. nasıl bi insanlarsınız oğlum siz.. sizi insan doğurmadı mı.. ne acaip heyvanlara benziyirsiniz..

şimdi yaklaşın.. kendimce mevcut durumun sebebini açıyorum.. çok partili parlamenter sistemin pisini bokunu ortaya döküyorum.. siyasete atılan yirmili yaşlarda bi genç olayım.. ve amacım başbakan olmak olsun.. ilk olarak gidip bi partiye kaydoldum.. yolum uzun olduğu için basamaklarda hızla yükselmem gerek.. hemen üstlerime yalakalıkla başlıyorum işe.. ama çevremde benimle aynı hedeflere koşan bi sürü genç var.. dava arkadaşlarım güya.. kimse kusura bakmasın.. o hedef benim olacak.. hepsinin kuyusunu kazıyorum.. gerektiğinde yalan gerektiğinde iftira.. zaten onlar da benden farklı değil.. ama bi farkımız var.. ben daha büyük yalan söylüyorum.. daha acımasız iftira atıyorum.. daha iyi yalıyorum.. ve ilk başarım.. falanca ilçenin gençlik kolları başkanıyım.. ilk ego tatminim.. artık benim de kendime ait yalakalarım var.. hem artık çok kişi tanıyorum.. iş bitirmeye de başladım.. siyasette çevre mühim.. hele ki vefa borcu olan insanlarla dolu bi çevre harika olur.. hem bu kadar çok çalışıyorken benim de bal tutan parmağımı yalamam gerek.. ballı mı kalsın.. çok çalışıyorum.. çok azimliyim.. herkez benim kadar çalışsa ülkesi için avhoooo ne biçin kalkınırız..

ben anlatırken sıkıldım.. ama işte başbakanlığa giden yol aşşa yukarı böyle bir süreç.. bunu alın ve her aşama için yani toplamda 70 kez tekrarlayın..  bir nevi  halkın seçiminden önce gerçekleşen bi doğal seleksiyon.. bu süreçte elenenler oluyor.. yalakalık yapamayacak kadar izzetli olanlar hiç başlayamıyor bile.. ilk etapta yalan söyleyemeyenler eleniyor mesela.. düzgün kumpas kuramayanlar bi sonraki adımda.. iftira atamayanlar da eleniyor.. rüşvet almayan belediye başkanı olamıyor.. adam kayırmayan milletvekili olamıyor.. ihaleleye fesat karıştırmayanın bakan olması mümkün değil..

ve nihayet.. tepe noktaya gelindiğinde.. en hırslı aday.. en nitelikli yalancı.. en acımasız iftiracı.. en satılmış münafık.. en izzetsiz dalkavuk.. en ilkesiz ve en şerefsiz en en en kötü olan aday tahta oturuyor.. çünkü bunu hak etti.. çok çalıştı yalan değil..

alın size demokrasi.. düne kadar kutsallaştırdığım yönetim biçimi.. en hızlı koşanın değil en çok doping yapanın kazandığı bir yarış.. kurallarını kazananın belirlediği bir yarış.. kazanmak için bir önceki kazananın pisliğine bulaşmak zorunda olduğun bir yarış bu.. burada anlatılanları tek bir ülke üzerinden okumayın.. az çok hepsinde geçerli.. ya da diğer bi deyişle.. demokrasi o kadar iyi bir yönetim biçimi ki insan eliyle uygulanamıyor.. gökten melekler inerse belki..

neyse bunlar birikmiş içimde.. biraz uzattım sanırım.. umarım derdimi anlatabilmişimdir.. söyleyin bakıyım neydi amafikir.. kime terslendi şair..

Çarşamba, Mayıs 22

o soru..



ülke çapında öğretmen atamalarının bilgisayar ortamında yapıldığı baş öğretmen salonunda seyrek bıyıklı kumaş pantolonlu ufak tefek bir çocuk dikkatimi çekti.. yanına gittim..

- sen de atanmak için mi..
-- hayırlısıysa inşallah..
- bıranş ne..
-- ilahiyat.. din kültürü.. nasipse..
- benim de ingilizce..
-- sizin kolay.. atanırsınız kesin.. bu benim üçüncü denemem.. kpssden iyi aldım bu kez.. allah izin verirse atanırım inşallah..
- hee.. hayırlısı allahtan..
-- amin.. memleket nere..
- bursa.. orasıdır heralde.. çocukluğum orda geçti..
-- başlamadı hala.. çok heyecanlıyım.. bu kez atanırsam ilk maaşımla kurban kesicem..
- bu kadar çok mu istiyosun öğetmen olmayı..
-- elbette.. çok kutsal bi meslek bu.. peygamber mesleği.. çocuklara allahı anlatmak.. onları hak yola sevketmek.. sevaplarına vesile olmak.. harika bişey değil mi..
- bilmem.. öyledir heralde.. kurra başlıyo galiba..
-- evet başlıyo.. ben ön tarafa geçiyorum.. allaha emanet ol kardeşim.. inşallah sen de atanırsın..
- had işalla..

yanımdan ayrıldı.. kalabalığın içinde kayboldu.. onu bir daha hiç görmedim.. onun gibisine de pek görmedim.. bu kadar idealist.. bu kadar istekli.. bu kadar öğretmen olmayı hakeden bir öğretmen adayı.. atandı mı hiç bilmiyorum.. ama çok iyi bildiğim bişey var.. şayet atandıysa.. er ya da geç.. gizli ya da açıktan.. ama mutlaka.. öğrencierinin aklını kemiren şu soruyla karşılamıştır.. hem de başka hiç bi soruyla olmadığı kadar çok.. belki yüzlerce.. belki binlerce kez..

hocam ossbir çekmek günah mı..

Cumartesi, Nisan 13

sırt senin için..

dönüp arabanın arka koltuğundaki kağıda uzanmanın başıma bunları açacağını nereden bilebilirdim.. bu sabah uykumun en tatlı yerinde sıcak yatağımda dönerken acı içinde uyanacağımı bilsem o gerizekalı kağıda uzanır mıydım hiç.. şuan dünya üzerindeki en nefret ettiğim şey o kağıt parçası.. ikincisi de akılsız başım.. çünkü başımıza ve sırtımıza ne geliyorsa birinci dereceden sorumlusu yine biziz..

sağlık her şeyin başı.. ağrımayan yerlerinin kıymetini bil.. ağrımayan bir sırtın ederi nedir deseler hiç düşünmeden önüme konan açık çeke imza atarım.. ah bi geçse..bu kadar abarttığıma bakma.. canım tatlıdır benim.. tatlı olmasan canım der miydim sana.. ah cancağzım.. sırtım öyle bir tutulmuş ki.. nefes almak bile bir işkence.. her soluk sırtıma saplanan bir hançer.. bu işkence bitsin diye bütün bildiklerimi anlatmaya hazırım..

sanırım ilkokuldaydım.. mahalledeki camcının dükkanının vitrinine yapıştırma harflerle bir tabelası vardı.. Camcı Hüseyin.. işte günlerden bir Pazar olacak heralde.. zira kapalıydı camcı.. şeytana mı uydum ne olduysa artık.. sen git.. o camdaki yazının ilk harfini sök.. oldu mu sana amcı Hüseyin.. bilemiyorum bu tutan hüseyinin ahı mı.. ama sırtım fena tutulmuş be cancağzım..

modern tıbba pek inanmıyorum.. alternatif tıbba hiç inanmıyorum.. ama gel gör ki alternatif saçmalıklara bel bağlamadan da edemiyorum.. aklıma gelen her saçmalıktan medet umuyorum.. çünkü her şeyin iyi geldiği bir şey mutlaka vardır.. az önce yazdığım itiraf iyi gelmedi mesela.. belki iyi gelir diye bi sigara içtim.. iyi gelmedi.. sonra belki su iyi gelir dedim.. o da olmadı.. hah hırka.. tabi ya.. sıcak da tutar sırtımı.. hırkamı giydim bir hevesle.. maalesef o da iyi gelmedi.. oturdum bunları yazıyorum.. ama bu da iyi gelmiyor..

ama hani söz temsil şimdi kapı çalınsa.. oflaya ahlaya kalksam yerimden.. açsam.. hani olmaz ya.. sen gelmiş olsan.. ne de iyi gelmiş olmaz mısın.. sırtıma.. vallahi kendim için bişey istemiyorum.. dedim ya sırtım.. beni sırtımdan vuruyor.. hem öpersin belki.. öpünce geçiyomuş bir rivayete göre.. başka bi şarkıda da tenim ilaçtır benim diyodu.. onu da bi denemek lazım.. Allahtan ümit kesilmez.. hatırlıyorum daha önce midem ağrıdığında iyi gelmiştin.. zaten sen ne zaman gelsen her seferinde çok iyi gelmiştin bana.. dedim ya her şeyin iyi geldiği bir şey vardır diye.. benim de iyi gelenim sensin.. daha kaç kere söylemem gerek.. bi gelsen.. iyi gelsen..

Çarşamba, Nisan 3

bikbik..

bazı güzel yazılar ne yazacağınıza dair en ufak bir fikriniz olmadan yazmaya başladığınız zamanlarda ortaya çıkar.. bu bir tespit değil bir temennidir.. nereye gideceğinizi bilmeden valizinizi hazırlayıp yola koyulduğunuzu düşünün.. amaç bir yere varmak değil.. yolda olmak.. bir sonuca ulaşmak değil sadece yazmak.. yazmak ama ne okur ne yazar ne edebiyat ne benlik ne derdini anlatmak için.. salt yazıyor olmak için yazmak..

ancak bu temenni her zaman gerçek olmaz.. hatta çoğu zaman gerçek olmaz.. genellikle sonradan okuduğumda götüme benzeyen ürünler çıkar ortaya.. bunlardan bazılarını siz de okudunuz.. biliyosunuz.. bi kısmını sadece ben okudum.. siz bilmiyosunuz.. bilmeyin canım siz de her şeyi.. bakın her boku bilen insan iticiliğinden kurtarıyorum böylece.. hem de suçu üzerime almak pahasına..

bi kaç yıl öncesine kadar yazmak benim için bi rahatlama biçimiydi.. defi hacet gibisinden.. sonra ne olduysa oldu.. uzaklaştım bu keyifli uğraştan.. şimdilerde anlamaya çalışıyorum.. hakket ne oldu lan.. niye yazmıyorum ya da yazamıyorum artık.. bu soruyu bazı okuyucular da ara ara soruyor bana.. halbuki soru sorulmaz.. ölü ölmüyosa yangın yanmıyosa soru da sorulmaz.. peki ne sorulur.. bişe sorulur.. bişe sorcam.. olum ben neden yazamıyorum lan.. yani yazıyorum tabi bişeyler ama neden eskiden aldığım lezzeti alamıyorum yazarken.. tamam her boku bilen insan olmayın dedim ama bi boku da bilin be kardeşim.. bi deyiverin hele.. neden..

cevab veremediniz çünkü veremezsiniz çünkü her ne kadar ben öyleymişiz gibi yapıyosam da kardeşler kıraathanesinde karşılıklı çay sohbeti yapmıyoruz burda.. neyse.. bi cevabı olanlar bi mektup yazsın yollasın.. hem benim de okuyucu mektuplarım olur.. ne güzel ironi di mi.. yazamayan yazarın neden yazamadığını yazan okuyucu mektupları.. tam külahları değişmek işte.. eski okur şimdi yazar.. beriki oldu okur.. falan filan.. geçelim..

şimdi.. benim malum soruya bulduğum cevaba geliyorum.. şu ki.. içerik sıkıntım yok.. allahıma bin şükür aklım fikrim hayalim yerinde.. yazmalık mevzu var yani.. yazsam roman olur gibi değil de.. ne bileyim öykü olur.. kısa öykü olur.. o da olmadı haiku olur.. ki kendisi tweet kavramının bin yıl önceki halidir bir bakıma.. olur yani bişeyler.. olmuyosa sebebi şu ki.. az önce de bu girişi yapmıştım ama demekki girilmiyo öyle kolay.. zorlamak gerek biraz daha.. şuu kiii.. benim belli bi üslubum yok.. evet yok.. yok.. hayır yok.. olmadı.. olamadı.. olamayorudu.. eski yazdıklarıma bakıyorum da.. o sıra ne okumuşsam.. kimlerle düşüp kalkmışsam derleyip bi üslup oluşturmuşum kendimce.. ama kendim de değil hani.. bi yazının girişi birini andırıyor.. ötekinin örgüsü bi başkası gibi kokuyor.. bi başkası komple etki altında alınmış ifade gibi.. bir türlü kendim olamamışım.. belki de bir kendim yokmuştu.. bir kendim bile yok anlıyor musun.. hadi gülümse.. gül gül.. valla sorun değil.. gül bakalım ağlamaklı halime..

ee nolcak şimdi.. valla bilmiyorum.. heralde geldiği istikamette gidecek gittiği kadar.. başkalarının diliyle kendi hikayemi anlatmaya devam edicem.. belki kendi dilimi bulduğumda da başkalarının hikayelerini anlatırım.. ödeşiriz.. napıcan.. akıtıcan içindeki zehiri..

Cuma, Mart 22

Bir yabancı..

Kendine yabancılaş.. görüntü şu.. koşan bi adam.. ama nası koşmak.. ağzından köpükler çıka çıka koşan atlar var ya.. işte onların yanından çiyuu diye geçiyor.. öyle deli sikmişçesine.. niye koştuğunu falan hiç bilmiyor.. mevcut kalorilerin hepsi bacaklara kaslara gitmiş.. beyin enerji alamıyor.. kapatmış kendini.. koşuyorum çünkü hep koşmuştum.. herkes koşuyor.. hem koşmayıp ne yapıcam.. yapçak bişey yok..

Şu sıralar ne çok duyuyorum bu sözü.. yapçak bişey yok.. bi kabulleniş.. bi eziklenme.. olsa yapmaz mıyım gibilerinden bi teselli.. ama en nihayetinde bi teslim oluş.. pes.. bizi yoran mücadele etmek.. bitsin de nasıl biterse bitsin.. aslına bakarsan sonrasında kendinle hesaplaşmak olmasa baya bi rahatlama da var içinde.. yapıcak bişey yok.. koyver gitsin.. nasıl.. oldu di mi bi rahatlama.. harbi yapcak bişeyim olmasa ya bi kaç on yıl kadar.. ne yapıyosam keyfimden yapayım.. zorunluluk olmasın.. zaman sınırlaması da olmasın.. yarım bırakma özgürlüğüm olsun falan.. hoş hayaller bunlar..

Ama dur.. al şimdi aynı ifadeyi.. her gün ve günde beş vakit tekrarla.. yapçak bişey yok.. yine yapçak bişey yok.. off çok sıkıldım yapçak hiç bişey yok.. insan sıkıntı yaratma konusunda kendine yetebilen bi varlık.. o teselli cümlesi.. o rahatlama ifadesi.. o arzulanan durum oldu mu sana cehennem.. zaten cehennemin fena yanı ateş ve işkence değil.. sonsuz olması.. bu bakımdan cennetten de bi farkı yok.. nihayetinde o da nihayetsiz.. ama bunlar başka başka mevzular.. adamı saptırır.. konudan yani.. yoksa sapmaktan korksam yola çıkmazdım..

Ben gevezelik ederken sen bu arada yabancılaşabildin mi kendine.. olmadı di mi.. benim de olmuyo genellikle.. zorluyorum.. gözlerimi kapatıyorum.. çünkü önemli işlere başlarken gözlerinizi kapatmalısınız.. bi de öpüşürken tabi.. olsa da öpüşsek.. geçelim.. sonra hayal ediyorum.. bedenimin içinden ruh gibi bişey çıkıyor.. tam o anda o çıkan ikinci bedenin gözünden bakmaya başlıyorum.. dur yanlış oldu.. ikinci değil.. asıl.. çünkü ikinci olan az önce terk ettiğim beden.. demiştim sana.. yabancılaşmak kolay değil.. neyse.. artık eski kendimize dışardan bakabiliriz..

sen ne görüyorsun bilemem.. ama ben az önce bahsettiğim deli sikmiş gibi koşan beyinsizi görüyorum.. zavallı öyle boş bakıyor ki.. yapmakta olduğu şey hakkında en ufak bi fikri olmadığı gözlerinden okunuyor.. tek bir anlam kırıntısı yok.. hayır sorsan bişeyler geveleyecek aklınca.. ama yok.. belki başkalarını kandırabilir ama ben içini biliyorum be abi.. unuttun mu.. az önce oradaydım.. birazdan döneceğim yer yine orası.. bilmez miyim ne kadar boş olduğunu.. hiç işte..

şimdi kendine gel.. hoş geldin.. bi daha sakın gitme.. zaten pek bi yere de gidemedin.. diğer her şey gibi bu çaba da boş.. hani bi anlam arama işi vardı ya.. benden sana bi tüyo.. anlam falan yok.. saçmalama.. sadece aramak var.. kabullen.. ya da siktir git işte ne bileyim..