Pazartesi, Temmuz 27

muhtaç olduğum kudret damarlarımdaki sefil kanda namevcut..

bazen diyorum..
alıp başımı gitsem bi yere..
uzak ve sıcak bi yere..
ve küçük..
toprağı bol domates veren bi sahil kasabasına mesela..
eve kedi köpek keçi falan alsam..
balık da alsam..
sakal bıraksam..

ya da meslek değiştirsem..
sıfırdan başlayıp memleketin en zenginleri listesine girsem..
ginesin vergi rekortmeni falan olsam..
sakalımı kessem..

sonra dağıtsam..
hayat kadınlarından hayat dersi alsam bi miktar..
sabahlara kadar kumar oynasam..
varımı yoğumu kaybetsem..
bunu zerrece umursamasam..
deli gibi içsem içsem..
en adi şaraplarla güzel etsem kafamı..
tepem atsa..
gecenin körü gitsem çalsam kapısını..
sen var ya sen desem..
az orospu değilsin..
sonra bağırsam..
çık git ulan aklımdan..
git nereye gidiyosan kimin aklına gidiyosan git desem..
cevabını beklemeden dönsem götümü gitsem..
bi köprü altını mesken tutsam..
sakal bıraksam..
nefesimi tutsam..
tutsam..
tutsam..
ölsem..
sakalımı kessem..

Cumartesi, Temmuz 25

sensör şeysi..

lamba olsun.. musluk olsun.. kapı olsun.. sensörlü olanlarını pek bi seviyorum.. nasıl diyim.. partizanca bi bağlılık değil de sempatizanca bi yakınlık aslında bu..

beni farkettiklerinde ataletlerinden sıyrılıp toparlanmaları.. kendilerine çeki düzen vermeleri.. işte bişeyler bişeyler yapmaları kendimi önemli özel biriymişim gibi hissetmeme sebep oluyor.. misal merdivenlerden çıkarken sırayla pıt pıt pıt yanıyolar ya.. canlarım benim yeaa.. işte o sırada kendimi karşılama komitesinin önünden geçen bi protokol mensubu.. efenime söyliyim bi şeref konuğu gibi görüyorum.. lütfen rahatsız olmayın.. aman canım ne gerek vardı.. ben karanlıkta da çıkardım diyesim geliyor.. önüne geldiğim bi kapı iki yana doğru açıldığında mağara önündeki ali babaymışcasına fantastik duygular içine giriyorum.. sağolsunlar saygıda hiç kusur etmiyolar..

sensörler.. sensörlerimiz..

Perşembe, Temmuz 23

reçetesiz okunur..


bilgisayarını yeni açanlar için söylüyorum.. evvelden beri takip edenler için de 54 üncü kez tekrarlıyorum.. işbu biladeriniz yakında asker oluyo.. bu vesileylen tüm sözleri yusuftan ibaret olan ve ne tesadüftür ki adı da yusuf olan yusuf makamı bir şarkıyı dilime doladım.. nere gitsem söylüyorum.. etrafımdakilere allah sabırlıklar versin zira artık bundan ben bile sıkıldım fakat elimde değil.. dilimde..

bu arada yaklaşık 10 yıldır sahip olduğum bi sağlık sorunum vardı.. sağ ayağımın baş parmağını yukarı kaldıramıyorum.. esasen düşününce bir insan neden sağ ayağının baş parmağını yukarı kaldırmak ister ki.. diyebilirsiniz.. diyebilirsiniz dediysem hemen demeyin ulan.. izin değil o.. olasılık.. bu arada kendi kendime konuşmasam iyiydi ama odu bi kere.. al işte konu da dağıldı.. ne diyodum.. o baş parmak ağır ayakkabı giydiğimde sorun oluyo.. boşa adım atıyorum falan filan..

dedim askere gitmede şu arızayı bi belgelendireyim.. orda bot mot giydirirler.. bi de koştururlar.. yaraklara yan basma durumu olmasın.. önce baktım bi hastanenin internet şeysine.. onlayn randevu alınabiliyo.. pek bi hoşuma gitti.. zati bişeyi internetten yapabiliyo olmak o şeyi nazarımda çok cazip kılıyo.. misal pizza siparişi vermek.. bilet almak vs.. aldım randevumu gittim ortopedi kliniğine.. moderen zamanların doktorlarından akça pakça bi akkaşa derdimi anlattım.. derdim de işte bana bi kağat yaz ver.. askerde göstericem.. tabii olaraktan doktor bunu kabul etmedi.. ve o sinir bozucu süreci başlatan sihirli sözcüğü fısıldadı.. yok la fısıldamadı.. öle sihirli mihirli deyince fantastik bi ambiyans oldu.. cümle kontrolümden çıktı.. ve tabi konu yine dağıldı.. sihirli sözcük tetkik..

o dakka bu işten vazgeçmeyi düşündüm.. deneyimlerin bu işin hiç de öle kolay bitmeyeceğini söylüyodu ama bu raporu almazsam ilerde yaşayacağım zorluklarla raporu almak için yaşayacağım zorlukları şöle bi teraziye kodum.. tarttım ölçtüm biçtim.. devam diyoooor.. narasını da patlattıktan sonra emarcıya gittim..

şok.. emarcı ayağımın değil.. bacağımın değil.. belimin emarını çekti.. bi de bu süreçte hiçmihiç kapalı yer korkumun olmadığını farkettim.. valla öle serin serin pek bi iyi geldi.. nerdeyse uyuycaktım.. tabi aklımda neden belimin çekildiği gibi bi soru işareti olmasaydı.. sona dedim adam o kadar yıl okumuş etmiş.. vardır bi bildiği.. güvendim sığındım..

bi kaç gün sonra sonuçları götürünce o güvendiğim sığındığım akça pakça doktor beni yanıltmadı.. L3 ve L4 kod adlı omurlarım biraz fazla samimi olmuşlar.. gruptan kopup kendi başlarına bi takım alengirler çeviyolar.. tabi sinir sistemi de buna bozulduğu için kapris yapıyo.. sağ ayak baş parmağımı devreden çıkarıyo.. vaziyet bu.. dedim çok güzel.. hadi rapor ver.. bu kez o güvendiğim sığındığım akça pakça doktor vardı ya.. hah işte o ibine beni yanılttı.. dedi olmaz beyin sinir cerrahisine gidiceksin.. tabi cerrahi lafını duyunca benim bi kanım çekildi.. bi tırstım.. dedim doktor ben iyileşmek istemiyorum.. rapor istiyorum.. dedi olmaz seni sevkettim bile.. dedim teşekkür ederim.. bakın burda ne kadar sinirlensek de kibar olmalıyız mesajı veriyorum.. alın onu taam mı..

derken derken geldik bu güne.. sağ ayak baş parmağımla başlayan.. belimle devam eden süreç beyin cerrahisiyle sonuçlanınca türk doktorlarına emanet edilmenin kıvançını bi kez daha yaşadım.. bişey ima etmiyorum lan.. cümle öle çıktı.. yazı uzadığı için sıkıldım değiştirmeye elim varmıyo.. beyin cerrahı olan ve boş zamanlarında küçük ve orta ölçekte dağlar yarattığını sandığım götü kalkık arkadaş her hali ve tavrıyla bi an önce git başımdan dercesine maruzatımı dinledi.. tetkiklerin sonuçlarına baktı.. dedi ki.. ameliyat olmak ister misin.. bu nası bi soru lan.. çay söyliyim çay içer misin rahatlığında soruyo bi de.. ne diyim ki ben.. saol bilader oldum da geldim mi diyim.. dedim istemem.. dedi zaten pek bi gençsin.. evet evet böle dedi.. gözden çıkaramadı beni sağolsun.. on yıl sonra falan gitsem direk biçer.. neyse uzattım.. sonunda istediğim raporu yazdı..

bu kadar ceremenin sonunda istediğimi elde etmiş olmanın hazzıyla coşa koşa bahçeye çıktım.. bi sigara yaktım.. raporuma bi daha baktım.. laaann.. lan.. üstünde reçete yazan bi kağıt parçasına çiziktirmiş bişeyler.. falanca kişi arızalıdır.. ağır spor yaparsa hepten bozulur falan filan.. hay dedim sikeyim ben böle işi.. bunu farkında olmadan sesli söylemişim.. bankta yanına oturduğum teyzem şakin k dan kaçarmış gibi olay mahallini terketti..

hayır bilader..insan bu kadar uğraşınca padişah fermanı gibi bi belge görmek istiyo.. reçete ne lan.. reçete ne.. götünüze koyim sizin türk doktorları.. atayı da siz öldürdünüz zati.. bakamadınız dağ gibi adama..

zbank..

Salı, Temmuz 21

gel beri yar gel beri..

dün gece..
hiç tanımadıım bir berbere..
sırf sıra yok diye..
usulca sokuldum..
subay tıraşı dedim..



melankoli pompalayarak başlıyorum bu yazıya.. çünkü mahalle berberleri tanımlanamaz niteliklere haiz acaip insanlardır.. türk erkek toplumunun yapı taşıdır onlar.. mahalle gençlerinin gönüllü haydar dümen idir onlar.. her türlü gizli kapaklı bilgi yarım saat süren traş seansları sırasında ilmik ilmik işlenir genç dimağlara.. öle sıradan insanlar değillerdir asla.. kolleksiyon merakı vardır bi çoğunun.. tesbih olsun..vesikalık foto olsun.. illaki bişey bulur biriktirirler.. bizim mahallenin genç berberi murat mesela teknolociye ayak uydurarak empeüç kolleksiyonu yaparken.. yılların berberi hayri abi tesbih kolleksiyonu gibi bi klasiğe gönül adamış.. tabi bu yüzden bi sürü müşterisini kaybediyo ama habarı yok abimin..

kıskançlıkta kadınlardan aşağı kalmaz mesela berber kısmısı.. tüm müşteri pörtföyünün saçlarının uzamasını milimi milimine takip ederler.. hele bi başka berbere gidin.. amanın.. bi kapris.. bi trip.. hayatından bezdirir adamı.. selam vermez.. traşınıza bok atar.. ""eşaağa benzetmiş.." der.. rezil eder adamı milletin içinde.. ama bi sonraki traşta yine ona giderseniz muamele duble olur.. masajından buhar şeysine full artı full..

lakin bi husus var ki buradan 70 milyonun önünde dert yanıp berberlere seslenmek istiyorum.. bakın güzel abiler.. şu saç yıkama olayına bi çözüm bulun.. kafamı o lavabonun içine içine bastırmıyo musunuz.. tüylerim diken diken oluyo.. ben de kadın kuaförlerindeki gibi kafamı geriye yaslayabileceğim lavabolardan istiyorum.. kıllara kaplı bi lavaboyu seyrederek kafamın yıkanmasına daha fazla tahammülüm yok.. yeter ulen.. yeter.. adamı zora kadın berberine göndertmeyin.. bulun işte bi çare.. bi de bi zahmet biraz dikkat edin.. şeye yani.. nası desem.. sürttürmeyin değdirmeyin ulan işte.. memlekette namusumuzla bi traş olamıycaz mı.. ırz düşmanımısınız lan siz..

daldan dala atlıyorum gerçi ama bu konuda çok yaşanmışlığım var çook.. berberlerle diyaloglarımı da aktarayım tam olsun..

- hayri abi..
-- efem hocam..
- sen kime traş oluyosun..
-- noldu.. nerden çıktı..
- yok abi sen sektörün içindesin ya.. bilirsin.. sen kime gidiyosan ben de bundan sonra ona gideyim..
-- !?

- abi şimdi yanları böle kısadan uzuna alıyosun.. ense temiz.. kulakların üstünü fazla açma.. çanaklar çıkmasın ortaya.. bi de üstleri geçenkinden biraz daha kısa al.. ok..
-- o kadar biliyosan kendin yap bilader..
- vaay.. derse çalışılmış.. öpüyorum abi.. bir - bir..

-- jöle sürüyim mi..
- paket yap.. ben evde sürerim.. iki - bir

- eline sağlık abi.. daha iyi oldu di mi..
-- tabi hocam.. insana benzedin..
- !? iki - iki.. neyse hayırlı traşlar hayri abi..

ya sayın kari.. öle işte.. bu berberler öle sıkıldıkça gidilesi.. doyasıya eğlenilesi.. pek bi renkli yerler.. vesselam..

la yazıyı güzel yazıyorum da.. bu sonuç kısmını getiremiyoyorum.. bundan sonra zbank diye bitirivericem yazıları.. siz sağ ben selamet..

bitti.. hadi naşş..

Pazar, Temmuz 19

aşklı mevzu..


an itibariyle saat 00:30 ve ben aşk tanımı yapmaya yelteniyorum.. allah sonumu hayır etsin.. zırvalamaya başlamadan önce bir şarkısıyla havsalamı hercü merc eden sezen aksu karısına "allah seni davul etsin emi" demek istiyorum.. onlarca.. belki yüzlerce kişiden dinlediğiniz okuduğunuz aşk tanımını bi de benden okuyun istedim.. çok şey mi istemişim ha.. bunu da mı çok görüyosunuz bana..

aşk.. bilumum organdan ve altıncı yedinci sekizinci vd. hislerden müteşekkil algılama sistemimize giren bir virüstür.. öyle garip bi virüs ki bu.. etkilerini ancak aylar.. yıllar sonra tam anlamıyla çözümleyebiliyoruz.. belki de asla çözümleyemiyoruz..

sair vakitte sapı olan armutlar veya çöpü olan üzümler bu virüsün etkisi altına girdiğimizde birden bire sapsız çöpsüz oluveriyor.. kılçıksız balık olur mu hiç.. oluyo işte..

insanoğlu denen ve acaip hayvanlara pek de benzemeyen yaratığın o acaip hayvanlardan farklı olarak neslini devam ettirebilmesi için yaratılmış bence bu virüs.. o gözler aşkla kör edilmese hangi aptal göz göre göre o kuyuya düşer ki.. hem de yüzünde apaptal bi gülümsemeyle yapacak bunu.. olacak şey mi.. oluyo işte..

öyle garip halüsinasyonlara neden oluyo ki bu hastalık.. bi cüceyi mesela dev olarak görebiliyosunuz.. eksi kırk derece suda bile yüzmek gayet makul ve mantıklı gelebiliyo.. iki kıytırık satır gözünüzden yaş getirebiliyo mesela.. yazılma tarihinin üzerinden yıllar geçtiği halde hem de.. her noktasını hafızanıza kazıdığınız bi fotoğrafa bilmem kaçıncı kez dalıp gitmenize neden oluyo bazen.. unuttum önemsemiyorum artık dediğiniz bi sabahın gecesinde oluyo bu hem de.. olacak şey mi bu.. oluyo işte..

sonra bi şarkı dinliyosunuz.. belki daha önce bin kere dinlemişsiniz aynı şarkıyı.. ama bu son dinleyişinizde boğazınıza bişey düğümleniyo.. yutkunmakta zorlanıyosunuz.. sorular geliyo birden aklınıza.. cevabı olmayan sorular.. ardı ardına tokat gibi cevapsız sorular.. çataa çutaa.. öyle gerçek ki o tokatlar yüzünüzde patlayan.. durup dururken yüzü kızarır mı bi insanın.. kızarıyor işte..

en tuhafı da bütün bu tuhaflıkları yaşamış biri.. yine ve yeniden.. başına gelecekleri bile bile hem de bu kez.. yine aşık olabilir mi.. oluyor işte..

Çarşamba, Temmuz 15

tembellik manifestosu..



oblomov biladerim olsun.. damat lafargue paşa hazretleri olsun.. hepsi de tembelliğin kitabını yazmış.. resmini çizmiş değerli arkadaşlarımız.. lakin bizim içimizden de birilerinin çıkıp iki çift laf etmesi.. tembelliğe farklı bakış açıları katması fena olmıycak.. işte o kişi ben oluyorum.. alın buyrun size gül gibi manifesto.. tembellik edip okumamazlık yapmayın he.. çok üşenenler iki üç taksitte okuyabilir.. aşşası kurtarmaz..


tembellik hayatı kolaylaştıran şahane bişeydir.. bilim ve teknik bu kadar ilerlediyse bunu tembellerin zekalarına ve enayilerin çalışmalarına borçludur.. tembel yaratıcıdır.. çalışmaksa yaratıcılığa ket vurur..

çalışmak sanıldığı gibi bir erdem değildir.. aksine insanlık onuruna ayıkırı bir eylemdir.. tembeller onurlu insanlardır.. hırs hayatı çekilmez kılar.. tembellik ve hırs asla bir arada olmaz.. bu yüzden tembel mutludur..

beklemek pasif de olsa non-stop bir eylemdir.. beklemek insanı yorar.. bu yüzden tembel beklentisizdir..

tembel yarının işini bugünden yapmaz.. hatta erteleyebildiği kadar erteler.. bilir ki şayet o işi yapmadan ölürse karlı çıkacaktır.. misal.. askere gitmek.. sonunda gideceğini bilmek ertelemeyi anlamsız kılmaz.. ya gitmeden önce ölürsem.. diye düşünür tembel.. ve gitmez..

tembel insan iktisat bilir.. emeğini boşa harcamaz.. misal bir sonraki gece yeniden yatacağı yatağı toplamak için yormaz bünyesini.. gömleği düğmelerini çözmeden çıkarır.. ama buruşmaması için azami özeni gösterir.. hülasa tembel ince hesapların insanıdır..

tembel vurdumduymazdır.. geniş insandır.. ufak tefek sorunları büyütmez.. görmezden gelir.. misal dağınıklık asla bir problem değildir.. aksine etrafa saçılmış eşyalar belli bir düzene göre dağılmışsa aranan şeyi bulmayı kolaylaştırır.. eşyaları derleyip toplarmak demek ihtiyaç duyulduğunda bulmayı geciktirmek demektir..

tembel kanaatkardır.. yetiyorsa artmasa da olur.. hatta artması dert olur.. kafa kurcalar.. plan yaptırır.. bu yüzden gereksizdir..

tembel için zaman önemlidir.. angaryalarla kaybedilen her dakika uyku gibi.. kalıbı devirip yatmak gibi güzel anlardan çalınmıştır..

tembel insan oturma fırsatı varken ayakta durmaz.. yatma fırsatı varken oturmaz.. araçla ulaşım fırsatı varken yürümez.. gitme zorunluluğu yoksa gitmez..

tembel için spor yapmak amaçsız bir eylemdir.. gidecek bir yeri ve acelesi olmayan bir insanın koşuyor olması tembelin anlayışının dışındadır.. gereksizdir.. topu bir delikten geçirmek gibi sikindirik amaçlar tembeli cezbetmez.. rekabet ve hırsın yüksek düzeyde olduğu spor dalları tembelin hırs ve beklenti sahibi olmasıyla sonuçlanabileceği için çok tehlikelidir.. asla yapılmamalı.. çok zor durumda kalınırsa izlemekle yetinilmelidir..

tembel hatalarını telafi etmek için çabalamaz.. unutulmasını bekler.. ancak beklemek telafi etmekten daha yorucu olduğunda asgari önlemlerle durumu geçiştirir.. her iki durum da can sıkıcı olduğu için tembel baştan dikkatli davranır ve hata yapmamaya özen gösterir.. zaten aksiyon öncesinde uzun bir düşünme aşaması yaşar.. bu da hata olasılığını minimize eder.. misal bu yazıyı yazarken dikkatli davranıp imla hatası yapmadıysam düzeltme gibi bi işten yırtmış olurum.. ha dikkatli davranmama rağmen bazı hatalar varsa önemsmemeyi denerim..

tembel aşık olmaz.. olsa da çok uzun sürmez.. sürse de illaki biter.. ve en güzeli tembel çabuk unutur.. biten bir ilişkiyi hatırlamak ve tekrar tekrar üzerinden geçmek tembeli yorar.. yorgunluk korkusu da unutmayı hızlandırır..

tembellik topyekün bir yaşam tarzıdır.. orda tembelim ama burda çalışırım gibi kaçamak mantığa bürümeler geçersizdir.. tembel yaşamın karşısna çıkardığı her şeye tembel gözüyle bakar ve yorumlar..

ve son olarak bilinmelidir ki tembellik sanıldığı kadar kolay bir iş değildir..

Pazartesi, Temmuz 13

tatil kompossyonu..

hani adettendir.. tatilden dönünce hep yazılır.. nereye gittin.. ne yaptın.. nasıl çılgın attın.. ne takım ilginçliler yaşadın.. bilmem kaç küsur kelimeyle anlat..

sanırsam bu ödevi pek öle severek yapan yoktur.. misal ben hiç hazzetmezdim.. zati genellikle kısa sürerdi.. babamın dükkanında çalıştım.. bitti.. ama artık yılların yılı yaza çize o nasıl bi alışkanlık olduysa.. tatilden dönüp de kompossyon yazmayınca insan bi tuhaf hissediyo.. sanki tatil yarım kalmış gibi bişeyler.. sağda solda tatil yaptığı süreden daha uzun bir süre tatilde yaptıklarını anlatan insanlar görürseniz sakın ola onlara kızmayın.. gösterdikleri resimlerigötlerine sokmak gibi planlar yapmayın.. hatta yapabiliyosanız sevin onları.. gerekirse kucaklayın ulan işte.. elinize mi yapışır.. free hugs diye bişey var memlekette.. zaten onların bi suçu yok.. hepsi eğitim sistemimizin bok yemesi..

neyse ne.. tatil anlayışı istediklerini yapabilmek değil.. ve fakat istemediklerini yapmayabilmek olan.. özünde tembel biri olarak ben biladeriniz.. tatilde yaptıklarımı anlatmamayı tercih edicem.. bi yerde herkesin tatili kendine değil mi bilader.. burda hazır yapılmışını okuycanıza gidin efendi efendi kendi tatilinizi yapın.. ee peki ne anlatıcam diye kendime sordum az önce.. pek bişey bulamadığım için lafı gevelediğimi farkettim.. evet evet.. yaptığım tam olarak bu.. mesela şimdi de tatilin dinlenmek yerine eğlenmek için yorulmak olarak yapılıyo olmasından duyduğum rahatsızlıktan bahsederek konuyu biraz daha uzatabilirim.. ama bunu size olan saygımdan ötürü yapmıyorum.. icabında büyüklerimin ellerinden.. küçüklerimin gözlerinden bile öpüyorum.. tabi hep saygıdan bunlar..

hülasa.. bi süredir yoktum.. döndüm.. bi süre buralarda olurum.. sonrası karışık.. budur yaağne..