Pazar, Aralık 12

incir çekirdeğiyle nükleer santral çalıştırmak..

durum komedisi en kıral komedidir.. sahne ya da ekrandaki oyuncu tek kelime etmez ama siz o arada karnınıza kıramp girene kadar gülersiniz.. zor olan bu biçemi yazıya aktarmak.. yapan var ama daha iyisi yapılabilir.. onu diyorum işte.. yapmak lazım.. kafa yormak lazım.. hatta bunun üzerine bi üslup geliştirip yazınsal anlamda ortalığın amına koymak lazım.. da.. geç oldu şimdi.. yarın yaparım.. yarınlara olan inancımı asla kaybetmiyorum.. mesela bi sürü kağıt var not verilmeyi bekleyen.. onları da yarın yaparım.. yarın olsun hayr olsun.. yarın olsun ilk iş yarın yapacaklarımı listelemek olacak.. tabi yarının yarını.. öbürküsü gün.. ne güzel bi günmüşsün sen öbürküsü gün.. yarından bile güzelsin.. harikasın güzelimsin aşkımsın öbürküsü gün.. şu an sana sarılıp yatmak istiyorum.. gerçi yatmadığım her an yatmak istiyorum ama şu yatıyo olduğum halde bile yatmak istiyosam bence bu bi aşktır.. ne demiş ozan..

♥ Ben seni dün sevmedim çünkü dün geride kaldı, ben seni bugün de sevmeyeceğim çünkü bugün de bitecek; ben seni yarın seveceğim çünkü yarınlar hiç bitmeyecek!♥

haketten ne demiş la bu ozan.. zati ozan adını da hiç sevmiyorum.. ozanlara karşı mesafeliyim.. nedir ne değildir bilemiyorum.. mesela benim çocukluk arkadaşlarım arasında hiç ozan yoktu.. bu hususta altyapım eksik.. ama örneğin bi kamil olsa.. bi seyfettin olsa.. ya da bi erol olsa.. bunlar hep çalıştığım bildiğim isimler.. tabi hal böyle olunca bi orçunla falan karşılaştığında afallıyor insan.. ders notu alamadan sınavdan çıkmış alığa dönüyor.. evet.. bu gecelik de bu kadar.. gene çok önemli konulara değindik.. gene incir çekirdeğini taşırdık.. bi dahaki sezonda yeni konu ve konuklarla görüşmek dileğiyle..

vesselam.. veddua.. vemmuah..

Pazar, Aralık 5

raad ol..

beni gerçekten tanımayan insanlar genellikle kendini beğenmiş bi insan olduğumu düşünür.. beni tanıyanlarsa kendini beğenmiş bi insan olduğumdan emindir.. bense kendimi gerçekten beğenirim.. kendimi beğenmeyeyim de seni mi beğeneyim lan it.. hem kimim var ki benden başka..

kendini beğenmişliği bir acz ya da zaaf olarak görmüyorum.. bunun için oldukça haklı sebeplerim var.. öncelikle insan kendisinin sanat eseridir.. evet.. kimliğinizde adını gördüğünüz şahıs bizzat sizin üretiminiz.. sizin ve tabi ki en yakınlarınızın.. dünyaya geldiğiniz günden beri farkında olmadan oluşturduğunuz bi eser bu.. verdiğiniz kararlar.. başarılarınız ya da hatalarınız.. hayatınıza aldığınız insanlar.. beğenileriniz.. nefretleriniz.. benimsediğiniz dünya görüşü.. hepsi ve daha fazlasının eşsiz karışımı sizsiniz.. ister kabul edin ister etmeyin bu eserin müessiri sizsiniz.. şimdi başa dönüyoruz.. yıllarca emek verdiğiniz bu yapıtı beğenmek ayıp mı.. neden olsun.. hadi bi takım dayatmalardan dolayı beğenmek istemiyosunuz ya da bunu itiraf etmekten çekinyosunuz diyelim.. kabul ama az biraz da olsa saygıyı haketmiyor mu..

bunları anlatyor olmamın bir sebebi var.. hadi samimi olalım.. kendi terimiz başkalarınınki gibi kötü kokmuyor.. hakeza osuruğumuz.. yani diyorum ki.. kendini beğenmeyen insanları ben de beğenmiyorum.. tevazu kibrin en sinsi hali.. yapmayın bunu.. kendinizi beğendiğinizi itiraf etmekten çekinmeyin.. eserinizle gurur duymaktan geri durmayın.. çünkü sizin üretiminizin diğer insanların üretiminden daha iyi ya da kötü olduğunu değerlendirmek çok zor.. çünkü bunu yapabilecek bir üst makam yok.. çünkü buna gerek de yok.. gelmiş bulunduğumuz işbu dünyada pek fazla kalmayacağız.. hatta neden geldiğimizi tam anlamadan çoktan gitmiş olacağız.. tam da bu sebepten bizden öncekilerin keşfettikleri ve bize dayattıkları oyunları oynamamız gerekmiyor.. aynı şeyleri elli farklı yoldan anlatmaktan sıkıldığım için sonuç paragrafıma geçiyorum..

istesek de istemesek de evreminizin merkezinde bizzat birinci tekil şahsımız bulunmaktadır.. orada tutsak olduğumuz ayrı bi konu.. ama oradayız.. bu net.. değilmişiz gibi davranmakla kimseyi kandıramayız.. bana kalırsa herkes herşeyin farkında.. ama değilmiş gibi yapıyor.. ve bu kadar miş gibi yapmak bizi yoruyor.. şu boynuna onlarca halka takan afrikalılar var ya.. onlardan pek bi farkımız yok.. bi rahat olabilsek.. bir diğerimizi kasmaktan vazgeçsek.. nasıl da güzel olur.. tamam hadi bu kadar nasihat yeter.. şimdi herkes gidip üç kere sağ üç kere de sol omzunu öpsün.. yannış anlaşılmasından korkuyorum ama.. ecnebilerin de dediği gibi.. go fuck yourself..

Perşembe, Kasım 25

tucetimus kompleksi ..

güncel olayları olsun.. toplumsal ilişkileri olablir.. veyahut ruhsal dünyanın derinliklerini.. hülasa otu boku her bişeyi çözümlerken mitolojiye gönderme yapmak acayip havalı bişey.. misal karıların babaya göz koyma gibisinden manyaklılıklarından dem vururken elektra kompleksine gönderme yapmak.. ordan kısa bir pasla topu herakles kompleksine geçirmek.. konuyu taçlandırmak için adonis kompleksine hafiften dokundurmak.. lan ben ne çok şey biliyorum havasına girip narcissus kompleksine değinmek.. sonunda kafayı tümden sıyırıp cassandra kompleksi tanısıyla huzur dolu bir hastane ortamına taşınmak gibi bir dizi muğacera.. hepsi de birbirinden şahane.. ama bitti mi.. mitoloji denen hede kafası iyi antik biladerlerimizin götünden sallaması ya.. düşündüm ettim.. benim neyim eksik lan dedim.. benim de kafam doğuştan iyi.. ben de biladerim.. benim de götüm göt.. ben de sallayabilirim.. ben neden tamamı yerli sanayi yeni bi kompleks üretmiyorum.. ve buldum.. tucetimus kopleksi.. önce hikayesini anlatayım..

eli sikinde avare gezmeklik ve maymun iştahlılık tanrısı tucetimus bi gün mahallede yine esnafa laf ataraktan dolaşırken çeşme başında dünyalar güzeli kapris tanrıçası oehbetusu görmüş.. ve "aman tanrım".. demiş.. -burda tanrım derken büyük ihtimalle zeusu kastetmiştir- ardından "anaaam karıya bak yaav" da demiş olabilir.. ben şahsen kendisinden her şeyi beklerim.. hiç de şaşırmam.. işte o ilk görüşte kara sevdaya tutulmuş.. abayı yakmış.. kalbine bi ateş düşmüş.. ve aşka dair ne kadar abartılı anlatım varsa hepsini yapmış işte.. tek tek saydırıp yormayın beni..

oehbetus da tucetimusa karşı boş değilmiş ama kapris tanrıçası olmasından mütevellit hemen yüz vermemiş.. "hayır" demiş.. tucetimus bunu "belki" olarak kabul etmiş.. demek ki bu "evet hayır belki" geyiği taaa o zamanlarda bile varmış.. tucetimusher türlü yavşaklığı deneyip altından girmiş üstünden atlamış oehbetusun kalbini kazanmış ve yerli dizilerdeki gibi efsanevi bi aşk doğmuş.. o kadar mutluymuşlar ki o kadar olur.. ilk zamanlar saatlerce konuşmalara öpüşmelere koklaşmalara yiyişmelere sevişmelere doyamayan genç ve ölümsüz çiftimiz çok geçmeden ilişkinin zart dediği noktaya ulaşmış.. birbirlerini öyle çok öyle çok seviyolarmış ki öpmek okşamak koklamak yetmemeye başlamış.. bi gün tucetimus tutmuş oehbetusu harttadanak ısırmış.. öle hafif bi ısırık değil ama.. etinden koca bi parça koparmış ve bundan çok büyük bi zevk almış.. oehbetus manyak mı lan bu herif.. demiş ama o da merak edip tucetimustan bir ısırık almış.. çünkü aşk iki kişilik saçmalamakmış..

gel zaman git zaman bu iki manyak birbirlerini gün sektirmeden ısırmaya başlamış.. neyse ki tanrı oldukları için çok kan kaybetmelerine rağmen hiç ölmüyorlarmış.. ama birbirlerinden et koparma işi artık hem can acıtmaya başlamış.. hem de bi sen bi ben derken güzelliklerinden eser kalmamış.. güzelliği de geçtim ısıra ısıra vücutlarından geriye neredeyse hiç bişey kalmamış.. tucetimus bakmış bu iş olacak gibi değil.. "zararın neresinden dönersek kardır bilader" demiş.. ve o çok sevdiği bitanesi oehbetustan uzaklaşmış.. çünkü bir arada olmak her ikisine de çok zarar veriyormuş.. "noldu bilader sizin aşkınız da yalanmış.. ehihiihi.." gibisinden makara yapanlara tucetimus"hergün birbirimizi yiyeceğimize ayrı olalım daha iyi değil mi bildader" demiş..

demiş demesine ama o iş o kadar kolay değilmiş.. tucetimus ne yaptıysa ne ettiyse oehbetustan ayrı kalamamış ve böle bi kaç kere ayrılıp birleşmişler.. her birleşmede birbirlerini ısırmaya yemeye devam etmişler.. sonunda bi gün.. bi hafta.. bi ay geçmiş.. bizimkiler oratada yok.. bi yıl geçmiş yine yok.. o zaman anlaşılmış ki bu iki salak birbirini son gramına kadar yiyip tüketmiş.. bitti..

yaaa işte böle kari.. o zamandan beri tüketilen ve son gramına kadar bitirilen bütün aşkları anlatmak için tucetimus kompleksi terimi kullanılmış.. nasıl ama.. iyi di mi.. bence süper oldu.. kesin tutar bu kompleks..

Pazartesi, Kasım 15

bütün olasılıklar yüzde elli..

bu yazıyı pilanladığım gibi sonuçlandırabilirsem istatistik bilimininin faydacılığını sikip atmış olacağımın müjdesini vererek başlamak istiyorum.. bu ne kadar mümkün olur sorusunun cevabı.. tabi ki yüzde elli..

şimdi herkes eline bir en yeni yetağle alsın.. ve deneyimize başlayalım.. parayı baş parmak mağrifetiylen tırrrlatırarak havaya fırlattık ve ani bi manevraylan yakalayıp elimizin tersine yatırdık.. henüz açmadık.. yazı veya tura gelme ihtimali nedir.. fifti fifti.. açtık baktık.. diyelim ki yazı gelmiş.. aynı parayı aynı baş parmağımızla bi daha tırrlattırdığımızda sonuca ilişkin öngörümüzde herhangi bir değişiklik olacak mı.. yanisi "geçen sefer yazı geldi bu kez tura gelme itimali daha fazla.." diyebileck miyiz.. cevap net.. hayır..

örnek iki.. bir kadın sekiz tane kız çocuk doğurmuş ve bezgin bir sevişmenin neticesinde dokuzuncu bebesine hamile kalmış olsun.. hangi babayiğit çıkar ve "şimdiye kadar hep kız oldu bu kez de kız olma ihtimali yüzde ellibirdir.." diyebilir.. cevap yine net.. hiçkimse.. buraya kadar okumuş olduğunuz örnekler fazlaca tırt geldiyse buyrun heppirlikte zurnanın zart dediği bölüme geçelim..

tarihi kayıtların tamamını inceledim ve yaşamış olan her canlının öldüğünü gördüm.. buradan çıkardığım sonuçla benim de öleceğim yüzde yüz gibi bişey.. ama ben.. ben olarak henüz hiç ölmedim.. yanisi ben vakası üzerinde yapılmış herhangi bir çalışma yok.. öyleyse benim de benden önceki herkes gibi günün birinde öleceğimi iddia edebilmek için elimizde yeterli bir kanıt yok.. ne biliyosunuz belki ben hiç ölmeyeceğim.. yannış anlaşılmasın.. ölmeyeceğim iddası da farklı bir olasılık değerine sahip değil.. ne demiştik.. bütün olasılıklar yüzde ellidir.. turp gibin sağlıklı olan ben kişisinin yarın sabaha çıkabilme ihtimalimlen.. doktorların uyanamaz dedikleri iks kişisinin yaşama ihtimali arasında zerrece bir fark yok.. bence yok.. var diyen beri gelsin..

hülasa.. tutulan bütün istatistikler geçmişin kayıtlarından fazlası değildir.. olmuşlardan yola çıkıp olacaklara ilişkin söylenebilecek tek bir şey yoktur.. bugünün vakaları her haliyle geçmişten bağımsızdır.. geleceğin ne getireceği hakkında elimizdeki tek değer yüzde ellidir.. istatistikçiler de çok bilmesindir.. bik bik etmesindir.. bok yesindir.. hatta tepemi attırmasındır.. fena yaparımdır..

yazının sonu.. bu kez istediğim gibi bitirebildim.. bir dahakine bitirebilir miyim.. sanırım buna cevap vermeme gerek yok..

Pazar, Kasım 14

sen gittin.. ben kayboldum..

ah sevgili sevgilim..
sana nasıl hasretim anlatamam.. ama anlatmayı deneyebilirim.. yani şimdi sen yoksun ya.. bu şehir boş gibi.. yannızlık 15 milyon kalibre.. bi sürü insan var ama hepsi tamamen israf benim nazarımda.. olmasalar da olur.. hatta daha iyi olur.. hani şimdi sen gittin ya.. yani mesela yarın istesem bile seni göremeyeceğim ya.. ya da dudaklarımda hissedemeyeceğim.. ya da gülüşünü duyamayacağım.. veyahut kollarımla sımsıkı saramayacağım.. ya da nefesini nefesime katamayacağım..ya da kokunu içime çekemeyeceğim ya.. işte bunlar bana ağır geliyor.. göğsümün üstüne bi kaç ton yük biniyor ve nefes alamıyorum.. iki soluk suni tenefüse muhtaç kalıyorum.. yani şimdi sen uzaktasın ya.. ben de tam o kadar kendimden uzaktayım.. sen bana bir adım yaklaşsan.. belki ben de bir adım da olsa kendime gelebileceğim..

ah yokluğu varlığımı tüketenim..
sen yokken bol bol zamanım oluyor.. delirmeye yetecek kadar fazla.. çıldırmaktan taşacak kadar bereketli.. tabi ben de bu vakti boşa harcamıyorum.. bi takım oyunlar buldum.. onları oynuyorum.. bi tanesi şu.. aklımdan seni tutuyorum.. sonra kendimle topluyorum.. çıkan sonucu bölmeye kıyamayıp çarpmaya başlıyorum.. defalarca çarpıyorum.. çarpıyorum.. çarpıyorum.. yorulunca başka bir oyuna geçiyorum.. o da şöyle.. kollarımı duvara yaslıyorum.. gözlerimi kapatıyorum ve saymaya başlıyorum.. hayatım.. güzelim.. aşkım.. canım.. kalbim.. bitanem.. nartanem.. nurtanem.. canparem.. kunduram.. sandukam.. zenbilim.. dilim damağıma yapışana kadar sayıyorum.. sonra gözlerimi açıp seni aramaya başlıyorum.. her yere bakıyorum.. bütün odaları dolaşıyorum.. her köşede bir anımızı sobeliyorum.. oyunlardan sıkılınca müzik açıp kitap okuyorum.. sayfalarla konuşuyorum.. onlar bana kendi hikayelerini anlatırken ben de her fırsatta araya girip onlara seni anlatıyorum.. geçen gün tanpınara senden bahsettim.. çok ilgilendi..
keşke tanışma imkanım olsa dedi..
neden olmasın dedim..
bi gün onu da alıp bizim enstitüye gelsenize dedi..
çok isteriz dedim..
dönünce behemehal bekliyorum dedi..
pek tabi efendim elbette dedim..
sonra o sana selam söyledi.. ben de ona çay söylemeyi teklif ettim.. o sırada nazan girdi lafa..

günlerdir kapımı kimseler çalmıyor..
göğsümden içeri yokluğun sızıyor..
bir demlik çayım var..
tütünüm de geçiyor..

biz de çay için kalmak üzereydik.. eh napalım.. madem çay demlenmiş.. gitmesek çok ayıp olur.. hem böyle zamanlarda insanları yannız bırakmak doğru değil.. kalktım nazanın oraya gittim.. nazan anlattı ben dinledim.. nazan doldurdu ben içtim.. nazan ağlattı ben ağladım.. nazan söyledi ben inledim.. nazan sustu ben sağır oldum..

ah nefesimin pusulası..
sen gittin.. ben boğuldum.. sen gittin.. ben..

Cumartesi, Kasım 13

asapiyatrik sorunlarım var..

sigara işlevsel bi tanı aracı.. forinstıns.. bi sigara yaktığınızda tadı kötüyse ve ağzınızda sıçılmış gibisinden bi tat bırakıyosa bu demektir ki hastasınız.. evet bu iyi oldu.. hepiniz hastasınız ipneler.. pis internet manyakları.. isimsiz pornocular derneği mensupları sizi.. sizi beni bilmezler.. sizi mezarlık kumarcıları.. sizi yazalık budalaları.. sizi pazarlık bozanlar.. sizi götü borazanlar sizi..

sigaraya dönecek olursak.. çok güzel bişey lan bu.. sihir gibi.. içine çekiyosun.. sonra ağzından burnundan çıkıyo.. bi dakka durun.. sosyal mesaj vericem.. sigara içmek ateşle oynamaktır.. yakmayın askerliğinizi.. sonra çooook gel testere dersiniz.. benden söylemesi.. "demişti" dersiniz.. sizden sonraki nesiller de sizin için "demişti demişti" derler.. ve bu saçmalık en fazla üç bilemedin beş nesil devam eder.. çünkü bizzat biliyorum.. forigzampıl.. şimdi aklıma gelmedi.. siz bi ara tekrar uğrayın.. şayet geldiğinizde o da gelmiş olursa ne ala mualla..

testereye geri dönecek olursak.. "gel testere" diye bişey yoktur.. çünkü testere de diğer mahlukat gibi adıyla değil bi takım garip ses taklitleriyle çağrılmalıdır.. tavuk çağırırken "geh bilibili" dediğimiz gibi testere çağırırken de "geh kaartkuuurt" demeliyiz.. bu türlü doğa seslerini taklit şeysine onomatopoeic denir.. ve bu sözcüğü tek seferde doğru yazabilene çam sakızı çoban armağanı kabilinden bir adet üstün hezimet madalyası verilir..

testereye ikinci kez dönecek olursak. testerenin gelip gelmeyeceği hususunda net bir şey söyleyemem.. kendisi gidip gelen bi edavat olmakla birlikte yine de sağı solu belli olmayabilir.. zaten başımıza ne geldiyse bu sağ sol davasından geldi.. örneğin sikilmiş göt davaları hep düşerken bu sağ sol davasının bir türlü hükme bağlanamamış olması çok garip.. en az sigaranın faydaları en çok testerenin umarsız davranışları kadar garip.. alt ve üst sınırlar bunlar..
alt ve üst sınırlar demişken.. yağ kontrol çubuklarındaki min ve max yazılarından bahsetmeden geçmek olmaz.. ya da neden olmasın.. sonuçta sikimizin keyfinden aldığımız motivasyonla yazan çizen yöneten seslendiren ve kesinlikle izlemeyen insanlarız.. insanlarız derken siz üstünüze alınmayın.. çünkü hepiniz hastasınız.. ipneler.. pis internet manyakları.. isimsiz pornocular derneği mensupları sizi.. sizi beni bilmezler.. sizi mezarlık kumarcıları.. sizi yazalık budalaları.. sizi pazarlık bozanlar.. sizi götü borazanlar sizi..

sigaraya ikinci kez dönecek olursak.. sigaram bitti ve çıkıp almaya üşeniyorum.. çünkü ben hep üşenirim.. size abartı gelebilir ama hiç yorulmadan 24 saat üşenebilirim.. tabi azmedersem.. çünkü azmettiğinde bir domates bile reçel olabiliyor.. bizzat yemesem bu kadar emin konuşmazdım.. domatese de bir adet üstün hezimet madalyası veriyoruz..

ve sözü üçüncü kez sigaraya bağlıyoruz.. bu kez internet üzerinden.. sevgili ve burnu bi karış havada cybernetics nerdleri.. internet olur msn olur.. bunlar üzerinden sigara göndermeyi bir an önce bulun buluşturun ve benim hizmetime sunun.. dikkat ediyorum uzunca bi süredir magazin sayfalarına girebilecek abuklukta bi buluş yapmadınız.. alın size fikir.. yapın getirin.. kontrol edicem.. hadi bekliyorum..

üçüncü kez testereye döncek olursak.. o testere size girsin.. pis internet manyakları.. isimsiz pornocular derneği mensupları sizi.. sizi beni bilmezler.. sizi mezarlık kumarcıları.. sizi yazalık budalaları.. sizi pazarlık bozanlar.. sizi götü borazanlar sizi..

Pazar, Ekim 31

sen anlamazsın..

yani diyorum ki anlam veremediğim şeyler var.. kendimi övmek hoş bişey değil ama bazı gerçekleri kabul etmek gerek.. kafası çalışan bi herifim.. tamam mazimde bi takım eblehliklerim oldu.. hali hazırda olmakta.. müstakbelde olacaktır da.. ama onlar minik ve sevimli salaklıklar.. hem hangimizin omadı ki.. hangimiz burnuna erik çekirdeği sokmadı.. hangimiz bi gsm baz istasyonu kulesinin tepesine tırmanmadı.. hangimiz askere gitmemek için askerlikten bin kat zor bi yolu tercih etmedi.. hangimiz özeleştiri yaparken bizliğe sığınmadı.. ya bu örneklere devam edemiycem galiba.. baya bi salakmışım lan ben.. yo yooo.. sadece ben değil.. salaksak hepimiz salağız..

yani demiyorum ki ben bişeyi anlamıyosam o şey anlamsızdır.. ama diyorum ki ben bişeyi anlamıyosam o şey büyük olasılıkla anlamsızdır.. tam şu arada bi örnek vermezsem siz değerli okurlarımın ilgisini kaybedebilirim..

anlamadığım şey örneği 1..
sağda solda sürekli bi dürüstlük hikayesi anlatılıyo.. işte samimi olsun yalan söylemesin hebele hübele.. tamam.. olayım dürüst.. yarın en bayramlık kıyafetlerimi giyip kamuya karışayım.. karşılaştığım insanlara "böyle göründüğüme bakmayın.. aslında ben bir dilenciyim.. çalışsam çalışabilirim.. ama özümde tembel bi mizaca sahibim ve çalışmak istemiyorum.. bu yüzden dileniyorum.. tembel olduğum kadar da dürüstüm.. hadi bana para verin.." desem.. kim çıkarır da üç kuruş atar.. onu geç en bayramlık ağzını açıp en gün görmemiş küfüreri etmez misin bana.. galiz galiz.. peki sen bu tipte bi dilenciye para verir misin.. ama türlü hüllelerle aldatsam yüreciğinden ne koparsa bişeyler verirsin.. vermesen de içinde bi eziklik duyarsın.. al işte sana bi çelişki.. gel de anla..

anlamadığım şey örneği 2..
sahip olmadığımız her şeyi istiyoruz.. yanımızda olmayan sevdiklerimizi özlüyoruz.. olmadığımız yerlere gitmek istiyoruz.. görünmediğimiz gibi görünmeyi arzuluyoruz.. ve fakat ola ki bunlardan birini elde ettiğimiz hallerde de ya hemen sıkılıyoruz ya da başka hedeflere göz dikip planladığımız kutlamayı es geçiyoruz.. e bu olan bitenin gayet farkında olmamıza rağmen değiştirebilmek adına elimizden gelen hiç bi şey yok.. çaba var mı desen.. bende o da yok.. sende olmayabilir ama bende var desen.. ona da inanasım yok.. gel de anlat..

anlamadığım şey örneği 3..
aslında yazıya başlarken vereceğim bi kaç örnek daha vardı ama şu an onları hatırlamıyorum.. hah biri de bu unutma hadisesi.. bak şimdi.. ben aynı ben.. kafa aynı kafa.. ortam sıcaklık falan hepsi aynı.. ama daha on dakka önce aklımda olan şey yok.. abi nereye gider bu fikir.. daha demin burdaydı.. fazla uzaklaşmış da olamaz.. unutulan şeylerin gittiği bi ülke bi coğrafya mı var.. ha bi de bazıları geri geliyo.. bazıları gelmiyo.. neye göre oluyo bu.. belki de bu sorunun cevabını da biliyodum ve unuttum.. hadi bakalım.. gel de hatırlat..

anlamadığım şey örneği son..
misal anlamlar yenilince biz de yenilmiş sayılır mıyız.. ya da terkeden midir daha az seven.. ya da incitmekten korkan mıdır sevemeyeceğini bildiği için reddeden.. o değil de kulunun sözüyle haraket eden bi tanrıya dua etmek 32 yaşındaki bir çocuğa nasıl izah edilir.. ya da kabul olmayan dualar için hangi makama dilekçeyle itiraz edilir.. abi bu apartıman gibi gemiler nasıl suyun üstünde duruyo lan.. durmayı geç.. bi de gidiyo namıssızlar.. vayamınakoyasın yeaa.. gel de koyma..

Perşembe, Ekim 28

parmak çocuk..

sınıfta böbürlenerek parmak kaldıran arkadaşını öğretmene işaret edip buna söz hakkı ver gibisinden sevimli mimikler yapan ezik bi çocuk vardır.. tanıdınız di mi bu piçi.. her sınıfta vardır bu modelden.. üç numara tıraşlı kafası yaramazlıklarının sabuka kaydı yarık izleriyle doludur.. aslında hiç bi sorunun cevabını bilmeyen bu piçin arkadaşlarına hava atmak için parmak kaldırıp.. öğretmen baktığında kafasını kaşıyo gibi yapması oldukça sıradandır.. en olmadık zamanlarda parmak kaldırmadan ortaya atlamasıyla aldığı parmak kaldır da konuş uyarıları ona vız gelir.. heceleyerek de olsa bildiğini okur.. Haftada bir vukuuat sebebiyle gelen annesine öğretmenlerin yaptığı zeki ama çalışmıyo.. çalışsa yapacak hergele.. yorumlarının öznesi olmuştur her zaman.. evet tembeldir ama sevimlidir kerata.. bi yolunu bulup o çirkin sıfatı sevdirmesi aslında ne büyük beceridir de kimse pek farkına varmaz o yıllarda..

işbu piç.. parmak kaldıran arkadaşını öğretmene işaret ederken aklından sınavda o arkadaşından alacağı kopyalar mı geçmez.. çalışkan arkadaş kişisi bi kızsa bahçedeki ağacın altında kıstırıp öpmek mi geçmez.. neler gelir de geçer o iki kepçe kulağın arasındaki havası inik veleybol topu ebatlarındaki kafasından..

bi kaç yıl sonra kamışına yürüyen suyun tazyikiyle üç numara tıraş yerini bol jöleli alengirli saçlara bırakır.. işte o yıllarda sütyen takmaya henüz başlayan kızların ilgisini çeker.. kızların efendi adam yerine piç tercihinin 1.60 boyundaki yürüyen ispatıdır.. daha önceleri sınıfın en çalışkanı olan ve ilk paragrafta parmak kaldırırken böbürlenen çocuğa aşık olan kızlar artık bu piçin peşinden ayrılmazlar.. parmak kaldır da konuş uyarıları yerini arkadaşım indir o elini tehditlerine bırakalı bi kaç yıl olmuştur.. parmak çocuk okul çıkışı parkta kendisinden bi kaç yaş büyük benzerleriyle ilk sigarasını yine bu yıllarda içer.. alt komşunun kızıyla öpüşür.. kelebek sallamayı.. bilardo oynamayı öğrenir.. elli küsur arkadaşı.. altı tane sevgilisi.. bir tane kan kardeşi vardır.. dünyanın en mutlu insanıdır..

zaten neden gittiğini babası öğretmenleri ve kendisinin de bilmediği okulundan nihayet ayrılır.. buna bir tek annesi üzülür.. işe girmez çalışmaz.. annesinden aldığı paranın yarısıyla kontür diğer yarısıyla bira alır.. her gün babasıyla kavga eder.. kapıyı çeker çıkar.. gece geç saatte kimse duymasın diye sessizce kapıyı açar.. babası yanında yatan karısına sen yüz veriyosun bu eşşoğlusuna.. yarın bi işe girip çalışacak.. çalışmıyosa siktirsin gitsin.. o kadar.. der.. ama piçin çalışmaya niyeti yoktur.. bi kaç işe girer.. birileriyle kavga edip çıkar.. bi kıza aşık olur.. kız yüz vermez.. arabesk dinler.. daha çok içer daha çok kavga eder.. bi yolunu bulup kızı kendine aşık eder.. vakti gelir bin türlü şamatayla askere gider.. binbir türlü palavrayla geri gelir.. komutanları onu çok sevmiş.. çok rahat askerlik yapmıştır..

annesine sevdiği kızı anlatır.. önce iş bul.. çalışmayana kız vermezler der annesi.. bu yaşına kadar güvenliği sadece tehdit eden piç güvenlik görevlisi olur.. naylon kumaşlı palyanço kıyafetini andıran üniforma ne de çok yakışmıştır ona.. artık bi işi vadır.. sevidiği kızla evlenectir.. yine dünyanın en mutlu insanıdır.. işyerinde telefon çalar.. müdür onu çağırmıştır.. aynada saçını başını düzeltir.. müdürün odasına çıkar..

parmak kaldırırken böbürlenen çocuk ceketini güvenlik görevlisine uzatır..
- bunu hemen kuru temizlemeye götür.. oyalanma sakın toplantıya giricem.. der..

arkadaşını öğretmene işaret edip buna söz ver gibisinden sevimli mimikler yapan çocuk askerden yeni gelmiş olmanın şartlanmışlığıyla..

- emredersiniz komutanım..
der.. çıkar..

o artık dünyanın en mutlu insanı değildir..

Cumartesi, Ekim 23

yassak bilader..

burada politik yansımaları olabilecek tartışmalardan uzak durmaya çalıştım hep.. bana göre değildi.. duyarsızlık değildi bu ama bu yolla tartışmak anlamsız geliyordu.. bu tavrımdan tümüyle vazgeçmedim ama türban tartışmaları canımı çok sıkıyor ve sessiz kalamıyorum.. bi arkadaşımla sohbet ederken onun kafasını siktiğim gibi burada da sizin beyninizi gözüme kestirdim.. bi kereden hiç bişey olmaz deyip olaya girelim..

yıllar süren ve bir türlü çözülemeyen bir sorun olarak türban yasağı öyle dallanıp budaklandı ki artık tartışanların en büyük referansı sahip oldukları kuru inatları olmaya başladı.. saflar her tartışmada biraz daha belirginleşti.. aynı tarafta toplananlar birbirinden güç aldı ve oluşturdukları sinerjiyle diğer taraftan daha çok nefret etti..

oysa ki bu konu tartışılırken temel alınacak daha nesnel referanslar olmalı.. aslında var da.. konu politik bir boyutta değerlendiriliyor çoğunlukla.. siyasi bir sembol olduğu.. iktidar partisinin seçmen tavlamak için bunu kullandığı.. siyasal islamın laiklikle hesaplaşma çabaları.. ve daha pek çok argüman.. diğer bazı tartışmacılar konunun tarihsel boyutuna odaklanıyor.. kılık kıyafet devrimi.. şapka kanunu.. atatürkün temellerini attığı çağdaş laik türkiye modeliyle türbanın uyuşmazlığı.. gericilik.. asurlar sümerler hititler.. dogmatik sembollerin üniversiteye girmemesi gerektiği.. ve daha fazlası.. hukuki boyutta tartışanlar da var doğal olarak.. anayasanın laiklik ilkesi.. mahkeme kararları.. yönetmelikler.. kamusal alan.. hizmet alan.. hizmet veren.. türban.. sıkmabaş.. çene altı.. ve uzar gider..

başka boyutlar da var ama ben daha fazla uzatmak istemiyorum.. yukarıda saydığım ayrıntılara boğulmadan konuyu kendimce doğru bir konuma oturtabildiğim bir boyuttan daha bahsedicem.. insani boyut.. evet.. tartışmaların arasında kaybolup giden ya da daha beteri göz önünde olması istenmeyen bir boyut bu.. insan hakları ve bireyin özgürlüğünden söz ediyorum.. yasağın haklarını gasp ettiği insanların vergi verdikleri.. vatandaşı oldukları devletlerinden bekledikleri yüksek öğrenim alma hakkı.. devlet din dil ırk renk mezhep kıyafet gözetmeksizin her vatandaşına eşit olarak vermekle yükümlü bu hizmeti.. bir vatandaşı için koyduğu ölçütler bir diğeri için olanlardan farklı olamaz.. olmamalı.. kapıya bir görevli dikip sen dur.. sen geç.. demek için dış görünüş yeterli bir ölçüt olmamalı..

konuyu insani boyutuyla ele aldığımda diğer tüm boyutların artık hiç bir önemi kalmıyor gözümde.. benim sıralamamda insan olmak.. çağdaş olmanın.. atatürkçü olmanın.. seküler olmanın.. sağcı veya solcu olmanın hepsinin önünde gelir ve karar vermemde hepsinin toplamından daha çok etki eder.. evet.. ben seçimimi yasaktan değil özgürlükten yana yapıyorum.. ve diğer boyutlardaki ayrıntıların hiçbiri bunu değiştirecek kadar önemli olamaz..

çok saf oduğumu düşünenler olacaktır.. saflıkla paranoya arasında bir seçim yapmam gerekiyorsa.. ben saf olmayı seçiyorum..

Cumartesi, Ekim 16

bal.. düğün.. mermi..

- dayı çay içer misin..

söylersen içerim bidene..

- bilader bize iki çay versene..

sen cağra mı içiyon.. içme yeğenim.. çağra çok fena.. adamın ferini fesini alır.. dey mi.. bence doğru gonuşuyom.. benim dedem vasiyet etti bana.. 114 yaşında öldü.. rakı içerdi ama hiç sigara içmemiş.. yayla havasını çekmiş çigerlerine.. bana da içme torunum dedi.. ben de ağzıma sürmedim.. onun yerine gider en iyi balı alır onu yirim.. dey mi.. bal yirim daha iyi onun yerine.. rakı içerdi ama rahmetli.. rakı iç.. rakı içerken yanında etini balığını yirsin.. rakıdan bi zarar gelmez.. ailen de yer nasiplenir.. rakı adamı yedirir.. ama cağra öle değil.. çek çek höffle.. kime ne faydası var.. cağra iştahını keser.. içme yeğenim..

- doğru diyosun da meret çok tatlı be dayı..

sen de haklısın icabında.. herkesin bi hastalığı var.. bazısı komar oynar.. bazısı içki bazısı da cağra.. bende duğün hastalığı var. duğün oldu mu işi gücü tarlayı tapanı bırakırım.. giderim.. hiç bakmam.. giderim derdimi tasamı unuturum.. yazın yaylada şenlik oldu muyudu ben bi hafta onbeş gün giderim hep.. burda dernek var.. otobis kaldırıyo.. ona binerim giderim.. benimki de duğün hastalığı.. cağra içeceğine duğüne git.. kafan genişler.. rahat edersin.. dey mi..

- düğün sevmiyorum ben..

la duğün sevilmez mi.. cağra içmesen severdin.. ben senin yerinde olsam o cağraya vereceğim paraylan mermi alırım.. yazın yaylaya gidende atarım.. bari sesini dinlerim.. dey mi.. sesini dinlerim.. eccük gencelürüm.. valla cağradan iyidir.. her gün beş kağat veriyon ona.. o paraylan bi çuval mermi alır atarsın.. bence doğru konuşuyom..

- senin çocuklar içmiyo mu..

içmez mi anasını bilmem nettiklerim.. ben onlara da çok anlatıyom ama dinleyen yok.. diyom oğlum bu iyi bişey olsa sizden önce ben koşar alırım hepisini ben içerim.. bırak bunu diyom.. dey mi.. iyi bişey olsa en çok ben içerim.. bunu bırak rakı iç sen.. duğüne git.. silah at.. cağra neymiş.. o paraylan git en iyi balı al onu yi..

- dayı sen ne iş yapıyon..

benim arılarım var.. arıcılık yapıyom.. çok güzel balım var.. hakiki katkısız bal.. gel sana en iyisinden vereyim iki kilo..

- kaç para..

kilosu 40.. ama en iyi bal.. yayla balı..

- dayı çaylar için sağol.. ben kaçayım.. sen de fazla durma bence.. dumanlı burası.. dokunur..

Cumartesi, Ekim 9

sakız..

uzunca bir süredir nerden geldiği ve ne zaman gideceği belli olmayan bir isteksizlik halini yaşıyordum.. öyle ki otonom sinir sistemiyle otomatik pilota bağlı olmasa bi gün nefes almaya üşenicem ya da kalbimin atmasından kafam şişecek ve o dakka biticekti her şey.. bu çok boktan bir ruh hali.. kendi gülmelerimin sahte oluşundan pay biçip aslında herkesin çok mutsuz olduğunu ve fakat bunun farkında olmadıklarını düşünür oldum.. bununla kalmayıp diğerlerini de ayıktırmaya.. onları da mutsuzluk çemberime katılmaya davet ettim.. nerede ya da kiminle olursam olayım gündemim mevzum bu bıkkınlık.. bi süre sonra kendimi etrafa mutsuzluk saçan biri olarak görmeme sebep oldu.. piskolocilerimin bozulduğuna hükmettim.. kendisimi karantinaya kapattım..

karantina sürecim çok verimsiz geçti.. mecbur kalmadıkça evden çıkmadım.. kıyafet değiştirmedim.. tıraş olmadım.. hayatıma bi çorap olsun yeni bişey sokmadım.. kendimi nadasa bıraktım.. bi miktar psikoloji okudum.. çeşit çeşit ruhsal bozukluklardan kediminkini seçmeye karar verdim.. hangisini okusam tıpkı ben.. hangisini okusam hiç ben değil.. pisikoloci bilimine olan saygımı yitirdim..

sonra filim izlemeye başladım.. deli gibi filim izledim.. filimler yaşadığım hayatı bi kenara atıp başkalarının hayatlarıyla oyalanmamı sağlıyordu.. beni ikişer saatliğine hayattan koparan filimler artan dozlarda almaya başladığım uyuştrucum oldu.. sonra durdum.. oldum olası bağımlıktan nefret ederim.. kendimi beğenmişliğimden olsa gerek her hangi bişeye bağlanmak ve bu bağımlılığın irademin önüne geçtiğini görmek canımı sıkar.. gereksiz yere irademi yaşatmak uğruna isteklerimle inatlaşırım.. yine inatlaştım.. ben kazandım..

hani bazen olur.. her zaman gördüğünüz bi şeye bi an gelir çok farklı bi gözle bakarsınız da sanki o şeyi ilk kez görüyormuşsunuz gibi gözünüzü ondan alamazsınız.. bazen şarkılarda da olur bu nane.. onbininci dinleyişimde çok sevdiğim şarkılar olmuştur mesela.. işte bugün bana bundan oldu.. her bi kimsenin her zaman söylediği bişey geldi aklıma.. küçük şeylerle mutlu olmak.. bunu o kadar çok duydum ve hatta belki söyledim ki.. sıradanlığı işlevselliğinin önüne geçmişti.. ama bu gün söylediğimde farklı bişey oldu.. sadece söylemedim. hissettim.. adeta iman ettim.. biat ettim.. tamam abarttım..

hemen denemeye karar verdim.. üzerimi değiştirip dışarı çıktım.. bakkala gidip bir tane şekersiz sakız aldım.. parktaki banka oturdum.. birazdan ağzıma atacağım sakızın hayatımda çiğneyeceğim ilk sakız olacağına kendimi inandırmaya çalıştım.. sakızımı ambalajından çıkardım.. ağzıma attım.. çiğnemeye başladım.. biraz sertti.. ne olduğunu anlayamadım ama hoşlandığım bi tadı ve kokuyu ağzımda hissettim.. çiğnemeye başladım.. dişlerimi sıktığım halde birbirlerine sürtmüyor olmalarına hayret etmeye çalıştım.. ettim.. bir taraftan sakızımı çiğniyor bir taraftan da aptal aptal gülümsüyordum.. sonra çok daha değişik bişey denemeye karar verdim.. sakızı öndeki dişlerime yaslayarak dilimle düzleştirdim.. orta yerinden dışarı doğru bir bombe yaptım.. dilimi geri çekip o boşluktan dışarı üfledim.. sakızın kaçmasını engellemek için dudaklarımla prosese mukayyet oldum.. şişirdim.. şişirdim.. patladı.. güldüm.. mutlu oldum..

kolaymış la..

Perşembe, Eylül 30

adımı sen koy..

macca pacca

gelin bak çok komik bişey anlatçam şimdi.. ben var ya.. çok saattir uyumuyorum.. aheauaehue.. çok komik lan.. gülerken kendimi kameraya çekip ağır çekimde izleyebilsem keşke..

gelin bak çok komik bişey anlatçam şimdi.. ben var ya.. çok saattir uyumuyorum.. ama bak müslüm gürses güzel bi abimizdir.. yağmurlu havada alınan ve bir daha kullanılmayan beş milyonluk şemsiyeye benzemez.. çünkü yağmurlu havada alınan ve bir daha kullanılmayan beş milyonluk şemsiyeye benzeyen pek az şey vardır.. o kadar azdır ki mesela.. ben hiçbirini bilmiyorum.. bir de muhabbeti bayan arkadaşlar vardır.. keşke olmasalarmış ama bu işlere ben bakmıyorum.. ol deyince olduran bi güç var.. türlü sınavlar testler falan.. geçelim bunları.. tek kalemde.. çünkü ikeada beleş dağıtılan kalemler eskisinden çok daha küçük ve ikea yöneticileri çok çakal insanlar.. tüketici piskolocisini mıncıklamayı iyi biliyorlar.. keşke bi de köfte yapmaktan anlasalar.. gönül istiyor ki inegöl adlı mobilya marketleri kurulsun.. mobilyasına kefil olamam ama köftesi daha güzel çünkü inegölün.. ya da şey de olabilir mesela.. ani bi kararla mağaralarımıza geri dönelim.. taştan mobilyalarımız olsun.. çünkü macca pacca her hangi bi ücretli metropol paryasından daha huzurlu uyuyor.. nesimiye sorulan sorulardan ve nesiminin verdiği siklemez cevaplardan bahsedip konuyu dağıtmak istemiyorum.. çünkü konu bütünlüğü bir yazının önemli bir unsurudur.. serim düğüm çözüm.. çünkü mesela sevişmek de böyledir.. size biraz sevişmekten bahsetmek istiyorum.. çünkü sevişmek futbol ve mucizevi selülit tedavisi karışımı bir mevzudur ve herkesin ilgisini çeker.. çünkü mesela sevişelim mi sorusuna ilgilenmiyorum demek çok ayıptır.. bazı kaynaklara göre sevişmenin kendisinden bile ayıp olduğu söylenegelmiştir..

gelin bak çok komik bişey anlatçam şimdi.. ben var ya.. çok saattir uyumuyorum.. şu dakika dinlediğim şarkı bitti ve yeniden başlatmak için yazıya ara veriyorum.. çünkü sessizliğin gürültüden daha fazla rahatsız ettiği zamanlar vardır ve sevişmek bunlardan biridir.. çünkü daha önce de değinmediğim gibi üç türlü sevişmek vardır.. ilk ikisini siktiredin.. çünkü en güzeli üçüncüsü olan hayvanlar gibi sevişmektir.. çünkü ademoğulları olarak hayvanoğullarından öreneceğimiz ne çok şey vardır.. fakat bunları öğrenmekle hayvanseverliğin pek bi ilgisi olduğunu sanmıyorum.. çünkü hayvan dediğimiz şey sevilmez.. köftesi yapılıp yenilir.. üstüne binilir.. derisi yüzülür üste başa ayağa giyinilir.. lütfen birbirimizi kandırmayalım.. hayvan sevgimiz kesinlikle tek taraflı.. çünkü zavallıların platonik varoluşundan faydalanıp dibine kadar sömürdüğümüzü bilmeyen yok..

gelin bak çok komik bişey anlatçam şimdi.. ben var ya.. çok saattir uyumuyorum.. ve bu hiç komik değil.. çünkü mesela şu yukarıda anlattıklarımdan çıkaracağımız bi ders var.. evet didaktik bi yazı bu.. sizi uyarmıştım.. öğreneceğiniz pek çok şeyin olduğunu söylemiştim.. bi dakka.. şarkı yine bitti.. onu diyodum işte.. o çıkaracağınız ders var ya.. sokun onu yerine.. çünkü mesela şeytan doldurur.. hiçbirimiz şeytan tarafından dolduruşa getirilmiş bir dersi almak istemeyiz.. müslüm gürses de istemez.. muhabbeti bayan arkadaşlar bile istemez.. ikea yöneticileri desen onlar da istemez.. macca pacca isteyebilir.. çünkü onun farklı zevklkeri var..

gelin bak çok komik bişey anlatçam şimdi.. ben var ya.. çok saattir uyumuyorum.. ee ama neden gelmiyosunuz siz.. daha yağmurlu havada alınan ve bir daha kullanılmayan beş milyonluk şemsiyenin ibretlik hikayesini anlatıcaktım..

Cuma, Eylül 24

tereddüt..

"Bir kere rüyamda kelebek olduğumu gördüm. Şimdi artık rüyasında kelebek olduğunu gören chuang tzu muyum, yoksa rüyasında chuang tzu olduğunu görmekte olan bir kelebek miyim bilmiyorum."

O an çok feci kakam gelmişti ve bi an için bile kendimi bıraksam yemin ediyorum fena halde altıma edebilirdim.. karnımdaki ağrı öyle böyle değildi.. sanırım bol miktarda gazlı bir eylem olacaktı.. hayır buna izin veremezdim.. içimden bir ses doğanın çağrısına kulak asmamam gerektiğini söylüyordu.. içimdeki diğer bir ses gurultuyla karışık homurdanıyordu.. çoksesli sindirim sistemimi bu denli karıştıracak ne yemiş olabileceğimi düşündüm.. hatırlayamadım.. onun yerine bir insanın dün ne yediğini hatırlayamamış olmasının pek hayra alamet olmadığını hatırladım.. sanırım uyku halindeydim ve bu gördüğüm en boktan kabustu.. yine de kendimi bırakmayı göze alamazdım.. bok içinde uyanacak ve bunu umursamayacak yaşları çoktan geçmiş olmalıydım.. emin olamadım.. kaç yaşında olduğumu bilemeyecek bir yaştaydım ve bu ilk tahminimle örtüşmüyordu.. aklımın bir kısmı bana büyük bir oyun oynuyor olmalıydı.. kim olduğumu kaç yaşında olduğumu ya da nerede olduğumu deli gibi merak ediyor olsam da cevabını bulmam gereken asıl soru o anda uyuyor olup olmadığımdı.. ve lanet olsun ki bundan emin olmanın bir yolu yoktu.. kendine çimdik atmak rüyada da yapılabilecek aldatıcı bir testti.. emin olduğum tek şey çok feci kakamın geldiği ve bir an önce sıçma kararı almam gerektiğiydi.. etrafıma baktım.. hiç kimseyi ve hiçbir şeyi göremedim.. bunun içinde bulunduğum müşkül durumun halline bir faydası olmadı.. uykuda da olabilirdim.. hafızasını yitirmiş bir görme engelli de.. düşündükçe iş daha da boka sarıyordu ve işin sonunun boktan ötesi boktan olacağına dair bir adet şüphe ve buna destek olan bol miktarda karın ağrısına sahiptim.. düşünmek yararsız düşünmemek olanaksızdı.. hafızamın yerine aklımı kaybetmiş olmayı istedim.. öyle ya.. aklını kaybetmiş biri kakasını tutma gereği de duymazdı.. belki de kakam geldiği için sağlıklı düşünemiyordum.. inanır mısınız bir an kendimi yeterince şartlandırabilirsem uykumdan uyanabileceğimi bile düşündüm.. fakat uykuda olmama ihtimalim bu derece bir şartlanmışlığa mani oldu.. sonsuz bir boşlukta sürekli düşüyor gibiydim.. yemin ediyorum yere çarpacağımı hissedebiliyordum.. fena çarpacağımı deli gibi hissediyor fakat aklımı kaybedemiyordum.. hala çok feci kakam vardı ve hala bi an için bile kendimi bıraksam fena halde altıma edebilirdim.. lanet olsun.. korkumdan altıma sıçamıyordum..

Cuma, Eylül 17

işte o haber..*

"Sigarayı bırak" telkini kanser ediyor
Filipinli Morrison Tobacco Co. şirketinin sponsorluğunda yapılan bir araştırma tıp dünyasında deprem etkisi yarattı. Annelerin sigarayı bırakma telkinlerinin sigaradan yaklaşık 8 kat fazla kansorejen etkiye sahip olduğu kanıtlandı.

Geçtiğimiz hafta içersinde Scientific Index adlı dergide yayımlanan bir makale sigara tiryakilerini ve ailelerini yakından ilgilendiriyor. Aslen İsviçreli olan ve Norveçli bir balıkçının oğlu olarak İsveç'te dünyaya gelen onkoloji profesörü Bjoern Anckarström tarafından yürütülen araştırma yıllardır dile getirilen "sigara kanser yapar" iddiasını rafa kaldırdı. 72 milletten 7200 denek ve annelerinin üzerinde gerçekleştirilen deney ve gözlemlerin sonucunda "içme şu zıkkımı", “bırak artık”, “hem parana hem sağlığına yazık”, “kendini zehirliyorsun” gibi sözlere maruz kalan deneklerin, sigara içmeleri ailelerince desteklenen bireylerden daha fazla kansere yakalandıkları ortaya çıktı.

Araştırmanın kaynağı sağlam: İsviçre

Prof. Anckarström düzenlediği basın toplantısında “17 yıl süren araştırmamın sonuçları gösterdi ki kanserin asıl sebebi sigara değil anne dırdırıdır. Yıllarca sigaranın günahını almışız boşuna. Bu araştırmayı yapmaya sigara içmeye devam eden herkesin neden kanser olmadığı anlamlandırmaya çalışırken karar verdim. Tesadüf eseri ailece sigara içen kişilerin daha az kanser olduklarını fark ettim ve anne dırdırına odaklandım. Sonuçlar tam da beklediğim gibi çıktı. Zaten böyle çıkmasa çok pis rezil olacaktım. İsviçreli bilim adamlarının şöhretine leke sürdürmediğim için çok mutluyum. Yeri gelmişken bizi İsveçli bilim adamlarıyla karıştıranlara da çok içerlediğimi belirtmek isterim” dedi.

Dırdırcı anneler şaşkın

Haberin küresel çapta yankı uyandırmasıyla birlikte anneler ne yapacaklarını bilemez bir halde tekel bayilerine gidip çocukları için sigara almaya başladı. Oğlunu geçen yıl kanserden kaybeden bir anne katıldığı televizyon programında “Oy ben ne ettim? Evladımın eceline sebep oldum. Keşke bırak deyip başının etini yemeyeydim. İç diyeydim. Daha çok içireydim. Tutaydım kendi elimle tütün saraydım. Oy benim dertli başım oy!” diyerek cinnet getirdi. Sigara şirketleri yeni reklam kampanyalarında “annelerin tercihi” ya da “anne eliyle sarılmış gibi” sloganlar kullanmayı planlıyor.

Sigarayla Savaşanlar Derneği ateşkes ilan etti

14 yıldır faaliyet gösteren Sigarayla Savaşanlar Derneği başkanı Adem Demlik muhabirimizle yaptığı görüşmede “Bunca yıldır yok yere savaşmışız. Ama artık bu saçma kavgaya son veriyoruz. Haberi alır almaz dernek başkanı olarak bizzat kendim sigaraya başladım. Arkadaşlara da birer dal ikram ettim. Zaten birçoğu bıraktım ayağına yatıp gizli gizli içmeye devam ediyormuş. Bundan sonra sigarayla değil sigaraya laf eden annelerle savaşacağız. Tabelacıya sipariş verdik. Derneğimizin yeni adı Dırdırcı Annelerle Savaşanlar Derneği oldu.” Diyerek mutluluğunu ifade etti. Makalenin yayımlandığı 31 Mayıs tarihi Dünya Sigaraya Yeniden Başlama Günü ilan edildi.

*hangi habermiş ki o yeaa.. diyenler bi önceki yazıya bakabilir..

Çarşamba, Eylül 15

işte o mesajlaşma..

sayın okur.. sen de en az benim kadar bilirsin.. bu internet hadisesine bi kere bulaştın mı gerisi gelir.. önce bi iki okumakla başlarsın.. sonra dur şuna üye olayım.. aa bu da güzelmiş.. bak yeni bi site açılmış.. aman ordan da eksik olmayayım derken bir de bakmışsın 15 tane nik 35 tane hesap sahibi olmuşsun.. tabi bu anlattıklarım benimle ilgili değil.. bizim bi arkadaş var da.. onun başına geliyo.. yoksa ben hiç de öyle internet manyağı bi insan değilim.. doğa suporları falan yapan bi tipim.. taam yeaa.. az biraz müptela olmuş olabilirim.. ama istesem bırakırım.. hem azaltıyorum bu günlerde..

herneysesi.. zaytung diye bi site var.. bilen bilir.. yalan dolan dolu bi haber sitesi.. ben ilk gördüğümde pek bi beğendim bu fikri.. çünkü özümde palavracı bi tabiatım var.. tabi hemen üye oldum ve şahane bi haber yazdım.. sonrası fena.. bekle allah yayınlanmaz.. isterseniz şimdi ben susayım ve sözü teknik takibe yakalanan mesaj kayıtlarına bırakayım.. işte o mesajlaşma..

fevkalade olağan -> zaytung - sayın yetkili.. 3 gün önce bi haber yazdımdı.. şimdi geldim baktım hala değerlendirilmeyi bekliyor.. tamam sizin de işiniz zordur illaki de.. ben de merak ediyorum ne olacak bu haberin istikbali.. okur mu adam olur mu.. her gün gelip gelip bakıyorum.. şu elli kağıdı alsanız da benim yazıyı biraz önlere taşısanız sırada.. al al.. benden bi çorba için had bakıyım.. ehhi.. ha bi de.. bu son dakika haberleri nerden yazılıyo.. haber ekle kısmında öle bi kategori bulamadım ben.. onu da bi şeetseniz diyorum.. had kolay gelsiiğiin..

zaytung - yapıcı yaklaşmınız sayesinde haberiniz az evvel değerlendirilmiştir sayın kullanıcı. umarız diğer kullanıcılar da sizi örnek alırlar bundan sonra. sevgiler...

fevkalade olağan -> zaytung - oh oh şahane olmuş onaylanmış bi de.. bu seferlik teşekkür benden olsun.. ;)

fevkalade olağan -> zaytung - bekleyen yazılardan "olur bunlar" sekmesindeki gitmiş.. hatta inanır mısın.. sekme diye bişey kalmamış la.. böle değişik sözler çıkıyo ecnebice.. onu diyorum işte.. nere gitti bizim yazı sayın yetkili..

zaytung - düzelttik sayın kullanıcı...

fevkalade olağan -> zaytung - sayın yetkili.. teaaa bi kaç ay önce "olur bu" dediğiniz bi haberim hala olmadı.. tamam oldurmayan allah oldurmuyo olabilir ama sizin de bu işte bi parmağınız var gibi.. eşe dosta zaytungta haberim çıkcak olum.. meşşur olcam.. diye haber salmamış olsam hiç mevzusunu yapmıycam ama.. hep yaptığım şeyler bunlar.. restimi çekiyorum yetkili.. ya haberi yayınlarsınız.. ya yayınlamıycaz dersiniz.. ya da ben yapacağımı bilirim.. incide tanıdıklarım var.. kötü şeyler olsun istemem.. bi miktar kafa siktiğimin farkındayım ama siz de hakettiniz yani.. sabır bekle nereye kadar yetkiliiii.. had öbdüm..

zaytung - id kaçtı sayın kullanıcı? bi daha bakalım, sıcak mıcak derken atlamış olabiliriz...ya sıcak değil de esas nem çok fena...

fevkalade olağan -> zaytung - aman diyim sayın yekili.. kendinize dikkatli olun.. id ip ne lazımsa veririm ben.. mesele yok yani o hususta.. bıyroaan.. id 20787

zaytung - oo bildiğimiz uzun habermiş yahu. onların olması biraz zaman alabiliyor. ama siz umudu canlı tutun. elbet bi gün olacak. güzel haber o...

fevkalade olağan -> zaytung - iyi madem bekleyeyim.. olmadı torunlarımız okur.. hep nasip bu işler.. di mi la sayın yetkili..

zaytung - öyle elbette. önemli olan gelecek nesillere iyi bi şeyler bırakabilmek...

fevkalade olağan -> zaytung - yok bilader.. çözdüm ben sizi.. "olur bu" deyip insanlara ümit veriyosunuz.. sonra biz de saf gibi her gün bakıyoruz siteye haberimiz çıktı mı diye.. maksat "tık" sayısı bereketlensin.. az çakkal değilmişiniz.. zaten ben anlamıştım.. ayrıca yalan haber yayınladığınız da gözümden kaçmadı.. yayınlamazsanız yayınlamayın.. ben de gider bloguma koyarım haberimi.. ne oldu.. siz kaybettiniz..


işte zaytungun gerçek yüzü.. hepsi de rüşvetçi ve yalancı ipneler.. bi de artizler.. yok neymiş bekleyecekmişim.. yok yea.. alın bu da size ders olsun..

gerçi alın dedim ama şimdilik bi şey alamıyosunuz.. mesajlaşmada mevzusu geçen haberi yarın atıcam buloka.. siz de biraz merak edin.. bekleyin.. çok sıkılırsanız mesaj atın.. mail atın.. trip atın.. falan filan..

Cumartesi, Eylül 4

kozmonot olaydım..

bi on sene kadardır yannış meslek seçtiğimin farkındaydım fakat doğrusunun ne olacağını bilemiyordum.. hatta kendisimde en genel anlamda bi çalışma götünün bulunmadığına ikna olmak üzreydim.. bugüne kadar.. bugün postmoderen bi epifani yaşayana kadar.. emesende arkadaş kılığında onlayn olan ibişin aslında bizzat hızır dedenin kendisi olduğunu bana hak yolu göstermesiyle farkettim.. titredim ve kendime geldim.. aydınlanmanın coşkusuyla hızır dedemin ak sakalına öpücük simaylisi gönderdim..

meğersem insanı bol bi meslek hiç bana göre bir iş değilmiş.. benim insansız bir hava sahasında çalışmam gerekiyormuş.. bu insanları sevmediğim anlamına gelmesin lütfen.. hatta kendisine söyleyeyim.. o anlama gelmez misin lütfen.. çünkü çocukkenki yemek seçiciliğim büyüyünce insan seçiciliğine dönüşmüş olsa da.. nadiren de olsa.. hobi olarak da olsa tek tük sevdiğim insanlar çıkıyor.. prensipli kişiliğim müsade etmediği için hobilerimle profesyonelliğimi birbirine karıştırmıyorum.. mesleki bi laiklik diyebiliriz buna.. hatta diyelim.. üç deyince heppirlikte.. birkiüç mesleki laiklik..

çalışma ortamımda zibilyon tane insan var.. bunların içine özünde iyi olabilecek insanların olduğunu da biliyorum.. sanıyorum desem daha isabetli olur.. diyeyim o halde.. sanıyorum.. ve fakat o öze inmeye gerek duymayıp yüzeyden yüzeyden tiksiniyorum insanlardan.. zaten çalışıyo olduğum için mutsuzken bir de oturup insan sevesim gelmiyor.. yanıma yamacıma yanaşan gülümseyen ifadeli insancıkları kekremsi mimiklerimle kışkışlıyorum.. iş ayrı.. insaniyet ayrı..

hızır dedemden aldığım ilhamla iman ettim ki.. ben kozmonot olacak adammışım da yannış olmuşum.. ne güzel bir meslekmişsin sen kozmonotçuluk.. yemek hadisesini minik kapsüllerle hallediyo olmaları evvelden beri fesatlıkla takip ettiğim bi vaziyetti ama bu amcaların yengelerin asıl mevzusu başkaymış.. uzaya bi çıkıyosun en az üç ay insan yok.. size garip gelebilir ama insansız ortam yerçekimsiz ortamdan daha çok cezbediyor şu anda beni.. sabahları ginaayydığın diyen uykusunu tam almış topitoşlara aksi seda vermek zorunda değilsin mesela.. gün içinde her biri ayrı bi çeşit olan çin ordusu kadar kalabalık japon askeri kadar sik kafalı insan görünümlü bilumum hayvanatla cebelleş olman söz konusu bile değil.. en fazla telsizden hüstınla iki makara yaparsın sonra kumanda odasıydı gezegendi yıldızdı kuyruklu yıldızdı mikroskoptu teleskoptu falan takıl kafana göre.. başında amirin yok bişeyin yok.. insan yok diyorum bilader anla işte.. en mutlu günümde neşeme ortak olacağına bön bön bakma şu yazıya.. kalk bi biskolata dansı yap.. bi coşku mahiyetinde havaya ateş et.. ne bileyim yap bi şeyler..

lan okur.. dakika geçmiyor ki yeni bir farkındalık yaşamayayım.. algı ve idrak merkezime ulaşan bi son dakikada haberine göre benim kozmonot olmam imkansızdan daha zor.. yaş geçmiş.. eğitim yok.. bunları geçtim memlekette uzaycılık adına yapılan en kallavi proje maket uçakçılık.. yıkıldım.. kabenin etrafında altı tur attıktan sonra hacı olamadan yurda giriş yapmış ihramlı bir amca kadar yıkıldım.. mutluluk avucuma aldığım su gibi parmaklarımın arasından sızıp gitti.. tutamadım..

hızır dedem. sana da yazıklar olsun.. alenen hınzırlık bu yaptığın.. resmen ve fiilen gösterip vermemek.. haram zıkkım olsun o kiss simalylisi de.. sakalından utan be adam sakalından..

Pazartesi, Ağustos 30

kim o..

o işte.. onun için çok üzülüyorum.. hani şu üçüncü tekil şahıs olan o.. yannızlıktan müebbet yemiş olan o.. üç kişinin katıldığı yarışta ancak üçüncü olabilmiş olan o.. bir yarışta ikinciyi geçen kaçıncı olur sorusunun talihsiz ve isimsiz muhatabı olan o.. önemli olan katılmaktı tesellileriyle avutulan o.. canlı mı cansız mı insan mı hayvan mı dişi mi erkek mi hırlı mı hırsız mı belli olmayan o.. dedikodu oklarının potansiyel hedef tahtası olan o.. iki nokta arasındaki en kestirme çizgiyle alakası olmayan o.. senli benli kaynaşmaların hariçten gazel okuyanı olan o.. ikili mücadellerde kısmetine bok yemek düşen o.. şekli itibarıyle harf mi rakam mı olduğu bile tartışmalı olan o.. baş ve işaret parmaklarının birleştirilmesi suretiyle gösterildiğinde ibneliğe işaret eden o.. tombalak görünümüyle piknik tip sempatikliğinden başka bi varlığı olmayan o.. çevresinin genişliğiyle övününen ama hacminin olmadığını bile bilmeyen o.. üçüncü kişi olduğu halde üçüncü boyutla uzaktan yakından alakası olmayan o.. pi sayısının en haneli halini bilen ama kendi çapının farkında olmayan o.. bağlamını bulup hafiften uzatılarak söylendiğinde kendi şaşkınlığına bakmadan şaşkınlık ifade etme çabaları gösteren o.. hayatındaki en büyük başarısı oksijenin sembolü olmak olan o.. en takısız eylemlerin üstlenicisi olan o.. ötelendikçe ötekileşen o.. senden benden fırsat bulup kendini gösteremeyen o..
kim mi o.. bak gösteriyorum.. o işte..

Salı, Ağustos 24

araknafobia..

teknoloji insanı fareli köyün kavalcısı gibi peşine takmış bir bilinmeze doğru sürüklüyor.. kavalın sesi o kadar büyüleyici ki.. arada durup düşünsek bile zombileşmiş alıklar ordusu gibi uygun adım ilerlemeye devam ediyoruz o bilinmeze doğru..

"bindik bir alamete.. gedoyoz kıyamete amaniin.."

sanal ve gerçek arasındaki çizgi.. o çizgi her gün biraz daha incelse de hala var.. neyse ki var.. ama yakın bir zamanda kaybolacak.. nasıl bi hayatı yaşadığımıza bir bakın.. çalışmadığımız ve uyumadığımız zamanların ne kadarını alıyor sanal gerçeklik.. hem de bu görece ilkel haliyle.. bi de bunun daha da geliştiğini.. ne biliyim koku veya duygu transferinin de eklendiğini düşünün.. ya da her yerden zahmetsizce ulaşılabilir olduğunu.. allahım korkuyorum.. oksijen maskesi olmadan nefes alamamak gibi bişey bu.. düşünün.. bilgisayara bağlı süren bir yaşam.. yoğun bakım gibi.. yaşam destek ünitesi gibi.. fişini çektiğinizde hayat bitecek.. kokmakta haksız mıyım..

"o maskeli balo ve onun sahte yüzleri.."

hele ki sahteyle gerçeğin bu kadar iç içe geçmesi.. benim diyen babayiğidin pirinci taşından ayıklayamayacak kadar algı kanseri olması da eklenince korkum bir kat daha artıyor.. hem bu karşımın ne kadarının pirinç ne kadarının taş olduğunu bilmek de olanaksız.. belki de sadece kaşık değil pirinç de yok.. sanırım şimdi matrixi yazanın nasıl bir ruh halinden geçtiğini biraz daha anlıyorum.. evet bu iş karakola biter.. illaki bi hır gür çıkacak.. bize hissettirmeden bu kadar kontrolü altına alabilen ikinci bir tehdit daha göremedik adem babadan bu güne.. üçüncü dünya savaşı çoktan başladı aslında.. bu savaş sanıldığı gibi makinalar ve insanlar arasında ama sanıldığının aksine insanlığın topyekun olarak kaltıldığı bir savaş değil.. her birey için ayrı bir cephe açılıyor ve maalesef her cephede insanoğlu ya kaçıyor ya da kaybediyor bu savaşta.. üstelik tam olarak neyle savaştığını bile bilmeden.. kaybetmenin bedeli ömür boyu esaret.. hafifleştirilmiş müebbet hapis yani.. çünkü kaybeden ne ne kaybettiğinin farkında ne de bunun sonucunda esaret altına alındığının.. çünkü düşman ilk zaferini algıyı esir alarak ilan ediyor.. avını yemeye başlamadan önce uyuşturan bir zehirli örümcek gibi.. evet tam da bi örümcek gibi.. "ağ"ını sabırla kurmuş ve bir sonraki avını bekliyor.. düşününce "world wide web" ve "net" gibi kavramlar daha bi anlamlı geldi sanki..

"yalan dünya.. herşey bomboş.. yolcu sarhoş.. hancı sarhoş.."

Cumartesi, Ağustos 21

foto..


misal vesikalık foto.. bi kere adında hayır yok.. vesika dedin miydi benim aklıma ilkin eski türk filimlerinde kadınlara verilen para karşılığı sevişme ruhsatı mahiyetindeki vesika geliyor.. gerginlik daha o dakika başlıyor yani..

daha önce çekilen yüz fotrafından doksanı bok gibi çıkan bi deneyim insanı olaraktan fotraftaki o ciddi görünüşün altında nasıl kaygıyla kıvranan bir ruh halinde olduğumu sanırım siz de tahmin edersiniz.. tümceyi fazla karışık bulanlar veya derdimi anlamayanlar için altyazı geçiyorum..

"lan gene erdal inönü gibi çıkacam kesin.. baksana herif hiç de özen göstermiyo.. gülümsesem mi lan.. bari gözüm kapalı çıkmasa.. aha patladı kodumun filaşı"..

emin olun aklında bu türden bin türlü edişe taşıyan birinin gülmesinden de pek bi sonuç alınmıyo.. o bok gibi çıkan 90 fotoğrafın bi çoğu gülümseme çabaarıyla o hale gelmişti.. anca fotoğrafçıya benim yerime başkasını sokmam lazım ki sonuç değişsin..

bütün mahalleli fotoğrafçının kravatıyla resim çekindiğimiz günlerden bugüne değin geçen zamanda fotojenik olmadığım tesellileri de kesmedi ve gerçek bi hesaplaşmanın vakti geldi.. başımı iki elimin orta yerine aldım.. kendi kendime bu işi çözeceğime dair söz verdim.. fotraflara baktım bi önce.. sonra bi de aynaya.. ya ayna yalan söylüyodu.. ya da fotolar.. anlamanın bi yolu vardı.. üçüncü kişiler.. yanisi ben birinci kişi oluyorum.. aynadaki arkadaş ikinci kişi.. üçüncü de sen falan işte.. bir iki sordum.. abi bu foto bana ne kadar benziyo.. iki popüler cevap aldım.. aynısının tıpkısı.. ve tıpkısının aynısı.. işte o gün küstüm o yalancı şerefsiz aynalara.. yıllarca kandırdılar beni.. işte o gün barıştım kendimle.. dedim.. abi malzeme bu.. ister beğen ister beğenme.. bununla idare ediceksin..

Çarşamba, Ağustos 18

afedersiniz..

hiç saydınız mı.. ne kadar da çok insan var.. tüket tüket bitmiyor.. sayabileceğimden çok.. tanıyabileceğimden çok çok.. tüketebileceğimden çok çok çok fazla..

varolduğunuz için sağolun.. ama ben almıyım.. bu kadarına ihtiyacım yok.. tamamınıza yakınınız fuzuli.. şimdiye kadarki gayretinizi takdir ediyorum lakin bence artık üremeseniz de olur.. varolan insan rezerviyle bi kaç bin ömür idare edebilirim..

bundan öte doğan her çocuk israftır.. hatta hazırda hayatta olanların yüzde bir çoku da.. evrenimin merkezinden yaptığım son hesaplamaya göre gereksinim duyduğum insan sayısı 43.. bir de ben.. etti 44.. dünya 6 milyar insan için çok küçük.. şimdi sizden bir ricam var.. koltuklarınızı dik konuma getirin ve ölün..

beni dinlediğiniz için teşekkür ederim..

Pazartesi, Ağustos 16

kedili yazı..

vay anasının ebesi.. lan kediler de hapşuruyomuş meğersem.. garip olan bunu 30 yaşında öğremiş ya da farketmiş olmam.. bi de hapşururken çok şapşal görünüyolar.. gülmekten çok yaşa bile diyemedim.. ayıp oldu biraz.. ama olsun.. o da ağzını kapamamıştı.. sanırsam öle görgü kurallarına falan pek takılmıyo .. bohem bi tavrı vardı pisiciğin.. dünya şeysinde değildi.. imrendim..

seviyorum lan kedileri.. ama pilatonik bi aşk bu.. sevgimi belli edemiyorum pek.. uzaktan uzaktan.. ayağımın ucuyla faln.. tam sevgi de değil aslında.. sempatizanlarıyım sadece.. galiba köpeklere olan husumetimin de etkisi var bu yakınlaşmada.. çünkü köpeklerden ne kadar nefret ediyosam kedileri de tam o kadar seviyorum.. ne eksik ne de fazla.. düşmanımın düşmanı dostumdur hesağbı..

hakaretvari imalarla nankör diyolar ya pisiklere.. ben öle düşünmüyorum.. hayır nankör olabilirler ama ben bunun hakaret değil iltifat olduğunu düşünüyorum.. itolitler gibi yalak değiller.. karakterli hayvanlar vesselam.. gerek iç politikalarında gerekse dış ilişkilerinde azami bağımsızlar.. zaten britani gavurları da kedi deyince "nankör" yerine "independent" sıfatını uygun görüyorlar.. köpek gibi değiller mesela.. sahiplerini her gün bilmem kaç saat yürüt işet sıçırt gibi sorumluluklardan muaf tutuyorlar..

kedim yok.. hiç olmadı.. muhtemelen hiç olmayacak.. bu konuda neden bu kadar zırvaladığım hususunda kafalarda bi şüphe kalsın istemem.. peki nedir.. şudur.. karılar seviyo böle muhabbetleri olum.. ondan şeyettim..
bitti..

Cumartesi, Ağustos 14

içimdeki ergen..

meğersem ben ergenliğini yaşamadan büyümüş bi herifmişim.. bak çocukluk hususunda pek bi sorun yok.. sobalı evde büyümek olsun.. ayaklarımı ve kollarımı açarak kapıya tırmanmak olsun.. kara şimşek başladığında eve koşmak olsun.. kayahana bir aslan miyav dedi şarkısında eşlik etmek olsun.. ne gerekiyorsa hepsini ve daha fazlasını ortalama yaşıtlarım kadar yaşadım.. gayet iyi hatırlıyorum..

sonra bir baktım ki herif olmuşum.. arada önemli bi basamak eksik.. ne bir ana babaya asi gelmek var.. ne kimselerin beni anlamadığını düşünmek zamanları.. saplantılı olsun imkansız platonik olsun kayda değer arızalı bi aşk yaşanmışlığı hakeza yok.. şekil şemal itibarıyla özentili akımlara kapılıp maymuna dönme pahasına marjinalleşme çabasını geçtim.. isteği bile olmadı.. lan amerikan traşı dahi olmadım ben.. onlu yaşlarımdaki kılık kıyafetim düşünüyorum.. şimdi neyse aynısının yüzde otuz-kırk daha kısa olanları.. kilom zaten pi sayısından daha sabit.. o vakit neyse hala o..

lakin bu ergenlik ölmeden önce yaşanılması gerekli bi naneymiş ki ben de gecikmiş de olsa bi takım dangalaklıklar baş gösterdi.. hayata ve getirdiklerine karşı "hoca bana kafayı taktı.." mısraı meşhurundaki baş rol oyuncusu meçhul öğretmen gibiyim.. bulduğum her fırsatta "gel tahtaya.. cevap ver bakalım.. varoluşunun maksadı nedir.. ne değildir.." gibisinden kazık sorular soruyorum hayata.. aldığım cevapların çarpraz kur hesabıyla türk lirasında bulduğu değer beş paraya bile denk gelmiyor.. altının onsu bu duruma arka sıralardan pis pis sırıtıyor.. ve bu hayatımın hiç hoşuna gitmiyor.. sonuç her seferinde sıfır eşliğinde çökertme eylemi.. rezilllik yanında promosyon..

ha bi de.. ensemde çıkan bi kaç sivilce acayip canımı sıkıyor.. ergen kokulu pis ve kindar bi ergenin ahını almış olabileceğimden fena halde şüpheleniyorum.. fenalığın derecesi eminliğe kadar uzanıyor..

Pazartesi, Ağustos 9

güldürmeyeceksin..

ağustos böceği haşaratını bilirsiniz.. karıncayla bi mevzusunun olduğu masalı da var hani.. sıcaktan uyuyamadığımız gecelerde carcarcar kafa siken bi eklembacaklı işte.. bu geveze böcüün erkek olanları 12 yıl toprak altında larva olarak kaldıktan sonra gözünü açtığı dünyada sırf bi manita yapabilmek uğruna bir aylık ömrü boyunca bütün gece carcar ötüyo ya.. çok acıklı bişey lan bu.. ibret almak isteyen erkekler için kitap dolusu nasihate eşdeğer bir hikaye aynı zamanda..

kadınlar kendilerni güldüren erkeklerden hoşlanırmış.. pehh.. hiç alakası yok.. kadınlar asıl analarını ağlatan erkeklere tapar.. komik olana güler gülmesine de.. güler geçer işte.. zaten o söz de tipsiz parasız ve eksik girişimciliği olan erkekler için söylenmiş bence.. ama pratikte kısmen geçerli olduğunu gören biz erkek sefilleri testosteronumuzdan aldığımız güçle yaldır yaldır komiklik yapıcaz derken ağustos böcüğünden beter bi hale düştüğümüzü çok geç fark ediyoruz.. komik olucam derken komik duruma düşmek dersem biraz daha eli yüzü düzgün bi cümle olur..

şu an elinize verdiğim bir son dakika kararına göre bundan sonra komik olmak için çaba göstermeyeceğime mouseum ve klavyem üzerine yemin ediyorum.. tek bi kadına tek bi temel fıkrası bile anlatırsam iki gözüm önüme aksın.. yeter la.. alemin palyançosu ben miyim.. kadın milletine güldürme borcum olduğuna dair bi senet mi imzaladım.. imzaladımsa da ödemiyorum lan.. var mı ötesi.. oh be..

ha olur da gene mizahi bi takım mevzulara girersem bilmenizi isterim ki bunun kadınlarla bi ilgisi yoktur.. bu arada yanlış anlaşılmaları engelleme notu olarak -erkeklerle hiç mi hiç alakası yoktur- demek ve olanca homofobimi gözler önüne sermek durumundayım.. zaten belirli bi düşünsel olgunluğa erişen bir erkek her şeyden önce kendisi için komiklik yapar..

son olarak bana bu kişisel aydınlanma fırsatını sunan sevgili ağustos böceği biladerime sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.. umarım bu yazımı o da okur da yolcusu olduğu yannıştan geri adım atar.. gözünü seviyim biladerim.. az kuğl ol yeaa.. az biraz ağır ol.. yemin ediyorum çıkardığın ses kendi kafanı şişirdiğine değmez.. ayrıca o masaldaki karınca da çok şerefsizmiş he.. hiç sanattan müzikten falan anlamıyomuş.. amına kodumun pinti varyemezi.. had öptüm antenlerinden..

Cumartesi, Ağustos 7

biraz sıcak mı ne..

aslına bakarsanız bi süredir aklımdaydı.. bu kış hiç kar tatili yapamamış olmam bana koymadı değil.. ama doğalgaz faturasının az geliyo olmasından dolayı pek ses çıkarmıyodum.. lakin bilader bugün kati kanaat getirdim.. bu iş ciddi.. o nasıl bi sıcaktır öle.. ecnebi hamfendilerin tenasül uzvu gibi yanıyo ortalıklar..

vaktiyle.. amerika atmosferi kirletsin ben de burda onlar dünyanın keyfini sürmeye devam etsin diye bi tarafımı yırtayım diyerekten bu küresel ısınma işlerini pek iplemiyordum.. gördüm ki bu iş böle gitmez.. hani önceden bana dokunmayan bi yılan vardı ya.. hah işte.. o şerefsiz bugün bana da tısladı.. burdan tüm insanlığa bi çağrıda bulunmak istiyorum..

lan oğlum.. itliğin lüzumu yok.. akıllı olun.. bakın durum ciddi bilader.. çok feci oldum lan bugün.. bayılcak gibiydim.. şimdi de öle gerçi ama mağarama girdiğim için pek hissetmiyorum.. sadece ben de değil.. elimize ulaşan son bilgilere göre.. şu an itibariyle millet sıcaklardan sevişemiyormuş bile.. neyse ki öle bi problemim yok.. saplığım sağolsun.. hadi bakalım.. gözümsünüz.. ne gerekiyosa yapalım..



yannız şunu farkettim.. bu küresel ısınma konusunda pek bişey bilmiyomuşum.. şunları yapın bunları yapmayın demeye yeltenir gibi oldum.. ama baktım database bomboş.. bi gidip araştırayım..

beş dakka sonra..

küresel ısınmayla ilgili şöle bi bakındım geldim.. atmosferin karbondioksit ve diğer gazlarla kirletilmesi ve sera etkisi gibi şeyler hakkında hemmen uzman oldum.. neyse lafı uzatmadan neler yapmamız gerektiğini listeliyorum.. çıkarın kalemleri bi yere not alın..

* aman diyorum.. duyarlı olun..
* kaynaklarımızı idareli kullanalım.. israf etmeyelim..
* tıraş olurken diş fırçalarken falan musluğu kapatalım..
* ekonomik ampuller kullanalım..
* araba kullanırken kalkışta pati çekmeyelim.. bayır aşşa giderken fitesi boşa atalım..
* it gibi soluk alıp verip havayı kirletmeyelim..
* havayı kirletenlere gördüğümüz yerde küfredelim.. küfretmeyenleri uyaralım.. iplemezlerse onlara da küfredelim.. gerekirse tükürüp kaçalım..
* bitkiler ışık olmadığında karbondioksit ürettikleri için.. geceleri bi el feneri alıp ağaçlara tutalım..
* zorunlu haller dışında araç kullanmayalım.. evde oturup internet manyağı olım..
* yemek falan da yapmayalım.. sıcakta yenmiyo zaten karpuzdu yoğurttu öle idare edelim..
* birer yelpaze alıp yerküremizi yelleyelim.. serinesin yavcucak..
* öeaaa.. bi de.. sevelim sevilelim.. dünya kimseye kalmaz..

bu yazıyı bi mülyon kişiye göndermeyen kendi terinde boğulsun..

Cuma, Temmuz 30

eyvallahsız olmak..

gurur duyabileceğin tek bi özelliğim olsa bi tek eyvallahsız olmakla gurur duyardım.. ıssız bi adaya giderken alacağım üç şey olsa biri bu diğeri de vantilatör kayışı olurdu.. üçüncüye gerek bile yok.. o derece..

ipim kuşağım sikim taşağım mottolu bi hayat yaşamak gibi bişey bu.. hiç kimseye.. hiç bişeye eyvallah etmeyerek kendini bin türlü sıkıntıya atmak amma ve lakin yine de garip bi huzuru hissedebilmek bi yerde.. gün gelip maddi zarara uğramak.. başka bi gün yannız kalmak.. yine de yediği boktan başını kaldıramamak.. onörlü olduğu kadar habis bi huy.. bana nerden bulaştı.. evvelden beridir var mıydı bilemiyorum lakin.. şimdi düşündüm de.. iyi ki var.. hatta sevincimden hepi börttey şarkısı bile söyleyebilirim şu dakka..

sanırım bi takım kasaba muhtaç olmama yanlısı atalarımızdan beridir var bu nane.. bendeki misalleri neredeyse hayat hikayeme denk düşecek bi hacme sahip ama yine de bi kaç tanesini yazıyım.. misal son çalıştığım kurumun müdürüyle 6 yıl kadar selamlaşmadım.. adamın öle pek fena bi huyu olduğundan değil.. sadece otorite olarak orda bulunuyo olması ve selam verdiğimde sanki yavşıyormuşum gibi hissedeceğim için yapmadım bunu.. tamam bi kaç kez zoraki "nassın müdürüm" dediğimde götünü dönüp gitmiş olması da etkilemedi değil.. etkiledi yani.. çift olumsuz olunca kafam karışır gibi oldu.. garantiye almak için yazdım.. ama emin olun üç kuruşluk çıkar için o zilleti yaşamamaktı amaç.. ha ne oldu.. bi dönem ekistıradan ne varsa üzerime yıkılmaya çalışıldı.. neyse ki onu da hallettim ama konu bu değil.. eyvallah etmemek kısmını anladıysak fazladan uzatmaya gerek yok..

diğer bi örnek de alışveriş diyaloglarından olsun.. sene bilmem kaç.. paranın para olduğu öğrencilik yılları.. sirkecide fotraf makinası almak için dolanıyorum.. bi model var.. onu alıcam.. fiyat aşşa yukarı aynı hepsinde.. bi dükkan makinanın çantasını da beleş veriyo.. akıl fikir herbişey diyo ki oradan almak gerek.. neyse adamla konuşmaya başladık..
- çantası da dahil di mi bu fiyata..
-- tabtabi..
- bi görebilir miyim..
-- ne yani..çantasını beğenmezsen almıycan mı.. ehi..
- bi bakayım ben..
-- bıyır bak..

çantayı çıkardı.. ben de baktım.. tezgaha bıraktım..

- çantasını beğenmedim.. almıyorum..

ha ne oldu gittim aynı aleti aynı fiyata çantasız aldım ama o herifin yüz ifadesini görmek buna değdi.. mutluyum.. huzurluyum.. varsın çantasız olayım.. alışveriş falan ufak olaylar da bu zurnanın en zart dediği yer gönül işleri oluyor.. orda hakket eyvallahsız olmak apayrı bi sabır istiyor ki normal şartlarda on beş kişinin sabrını şırıngayla çekip bi adama encekte etsem yine de işlemez gibi.. lakin imkansız değil.. bi teklifi ikinci kez etmeme.. kapris çekeceğine osbir çekme.. özür dileyeceğine saatler süren boş duvar seyirleri.. geri adım atmak yerine kendini bilinmezlerin kucağına atmak.. gibi bi sürü türevi var.. bunlar hakkında ayrıntı verip işin bokunu çıkarmak niyetinde değilim..

madem yegane ortak noktamız burası.. sonlara doğru geldiğimi hissettiğim işbu paragrafta bi de olayın sanal alem boyutunu şeyediyim.. her ne kadar kendime yakıştıramasam da sevilmek okunmak başkalarına önerilmek popiler olmak pohpohlanmak hepsi hoşuma giden şeyler.. bakın bunları yazarken "bizliğe sığınmamak" için zor tutuyorum kendimi.. yoksa her an "hepimiz istemiyo muyuz".. la başlayan bir cümle kurabilirim.. herneyse bunlardan hoşnut olduğumu itiraf ediyim.. lakin bunun için bi kere olsun samimiyetsiz davranıp sevmediğim birini seviyormuş gibi yapmadım.. küseceğini bildiğim halde tek bi cümlemi sarfetmeten geri durmadım.. ki o da küstü.. zaten siktir çekildiğinde küsmemesi garip olurdu.. ben de marifetmiş gibi bunu önceden bilmekle övünüyorum.. o bölümü okumamış yazılmamış sayıverin..

hülasası. eyvallahsız adam diğerleri tarafından nobran asosyal hödük kendini beğenmiş ve daha bissürü hakaretvari sıfatla tanımlanmayı göte almıştır zaten.. bunlar ona komaz.. buyrun ağzınıza geleni siz de söyeyin.. karşılığnda alacağınız cevap "tınnnnnnn"..

yannız bu yazıya istediğim gibi başlayamadım.. ifade etmek istediklerimin bi çoğunu yazarken unuttum.. istediğim gibi de bitiremiyorum.. lakin şu söze bağlarsam bi nevi sorumluluktan yırtarım.. anlatabildiysem hepimize.. anlatamadıysam sikimize ossun.. kendinize iyi bakın.. esen kalın.. allaha emanet olun.. fazla uzaklara gitmeyin.. çok koşup terlemeyin.. periyodik bakımlarınızı mutlaka yetkili servislerde yaptırın.. tanımadığınız kişilerle tanışmayın.. yeminizi suyunuzu eksik etmeyin.. had öptüm..

Salı, Temmuz 27

artık hayatıma girsen diyorum..

aklımdan bi sayı tutacaktım.. tutamadım.. aklımdaki sayıların hepsi tutulmuştu.. tutuksuz hesaplanmak üzere salıverilmiş tek bir sayı dahi yoktu..

zaten benim kendileriyle bi alıp vermediğim olmamasına rağmen sayıların benimle arası hiç bi zaman çok iyi olmamıştır.. kişisel bi şey değil.. ezelden beridir ortamlarımız ayrı.. ben daha çok sözcüklerle hoş beş ederken onlar da kendi aralarında dört işlem yapıyordu.. bi kaç kere aralarına girmek istedimse de hep o sözle karşılaştım.. "kaç".. bu benim için bir soru kelimesi değil duyduğum yerde gerisini beklemeden uyduğum bir emir cümlesiydi..

hiçbir zaman uğurlu bi sayım olmadı benim.. onun yerine telaffuz etmekten haz aldığım sözcüklerim oldu.. konu sayılar olduğunda hatırı sayılır bir eblehliğe sahibim.. matematiği roman gibi yorumlamam da ondan.. sayılar arasındaki üslü ve köklü ayrımına bozulmam da.. x in denklemin bir tarafında yannız bırakılmaya çalışılmasına içerlemem de.. bir kilo demirin bir kilo pamuktan daha ağır olduğuna bahse girmem de.. kırtasiye dükkanını boşaltan alinin harçlığının geri kalanıyla neden dondurma almadığına şaşırmam da.. yaş problemi dendiğinde benden önce doğmuş güzel kadınları.. havuz problemi dendiğinde kloru.. işçi problemi dendiğinde sendikayı anımsamam da.. üçgenin tarifi imkansız iç acılarını merak etmem de.. uyuyabilmek için koyun sevmem de.. çarpım tablosunun meşşur bir sanat eseri olduğunu sanmam da.. beşi beş kuruştan beş yumurtayı yirmiüç kuruşa almak için pazarlık yapmam da.. kaç vakittir sensiz olduğumu bilememem de..

hepsi ondan..

Cuma, Temmuz 23

bugün kozmos için ne yaptım..

her şey sabahın köründe uykumun acı bir elektirikli süpürge sesiyle bölünmesiyle başladı..

-anne noldu seferberlik mi ilan edildi..
--karışma sen.. halıları yıkıycam..
-ya nesi var halıların tertemiz işte..
--sen ne bilicen..
-ya başka işin mi yok.. yemekteyiz falan izlesene sen..
--karışma sen kadın işine..
-bak sütümü helal etmem..
-- ne sütü be.. deli..

inatlığımı annemden aldığıma göre onda benden çok daha fazla inat olduğunu söylememe gerek yok.. kaybedeceğim bi savaşı daha fazla uzatamadım.. süpürme faslı bittikten sonra..

-halı yıkama makinasını indir dolaptan..

emirler ardı ardına yağmaya başladı.. hayır göt kadar evde bir adet elektirikli süpürge.. bir adet halı yıkama makinası.. bi kaç takım vileda seti.. bir çamaşır makinası platosunu kaplayacak kadar çok ve envai çeşit deterjan ıvır zıvır.. sanırım temizlik hassasiyetimi babamdan almışım..
neyse makinayı indirdim de onunla kalmadı tabi.. yazık kadıncağız bu sıcakta uğraşırken yan gelip yatamam.. alır mısın elinden makinayı.. bir hışımla girdim halılara.. o nasıl bir performans.. aman allahım.. halı halı olalı böle bir muamele görmemiştir.. halının tüyleri diken diken oldu diyim ben.. siz gerisini anlayın.. derken temizlik bitti ve ne olduysa işte tam da o anda oldu.. deli gönül doğrulmak istedi ama ne mümkün.. on dakka eğik durunca salak vücut sanmış ki bir ömür öyle geçecek.. allahım doğrulamıyorum.. kambur oldum.. o nasıl bi ağrıdır öle.. o nası bi inleme..

lakin annem makinanın kirli su haznesini açınca gördüğüm manzara karşısında göz yaşlarıma hakim olamadım.. kapkara bi su.. abooov.. çamur gibi.. ne pismiş lan meğer bizim halılar.. kolera olmadan yıkadığımız iyi olmuş..

konu dağılmadan şu kirli su hakkında bi iki çift laf edeyim.. işte o kirli su var ya.. o suya bakmak insanın bütün yorgunluğunu alıyo.. vay be ne süper bi iş yapmışım şahane bi insanım ben moduna girip yüzünüze mutlu bi tebessüm konmasıyla nobel ödülü almış bi bilim adamı edasına bürünüyosunuz.. o derece anlamlı ki o kirli su.. atmaya kıyamıyorum.. bi şişeye koyup ömrümün sonuna kadar seyretmek geliyor içimden..

Perşembe, Temmuz 15

türkçe

dil ve toplum ilişkisini irdelemeyen kimse kalmamıştır herhalde.. dil ve kültür ilişkisi de her çözümlemenin vazgeçilmezi olarak değinilen diğer bir konu.. bi toplumu tanımak için diline bakmak "yeterli" olmasa da "gerekli" o halde..

misal.. eskimolar her gün gördükleri günlük hayatlarının ayrılmaz bi parçası olan kar sözcüğü için tam 16 tane farklı sözcük üretmişler.. eee.. bi tek "kar" deyip geçsen konuşacak başka bi konu kalmıycak tabi.. bi nevi zorunluluk..

bi misal daha.. şu bahtsız bedeviler de kumum envai çeşidine birer ad bulmuşlar.. deve konusunda da aşağı kalmamışlar.. erkeği ayrı.. dişisi ayrı.. yavrusu ayrı.. yaşlısı ayrı.. huylusu ayrı.. huysuzu ayrı.. bahtlısı ayrı.. bahtsızı apayrı.. her birini ayrı sözcüklerle anlatmışlar..

bu örneklerden sonra bi de türkçeye bakmak geldi aklıma.. hani deriz ya hep.. kendi dilim diye demiyorum.. türkçe şöle bilim dilidir.. böle güzel bilim yapılır.. yengen bi bilim yapsın.. parmaklarınızı yersiniz.. hem adeta matematik dilidir.. o derece kuralları oturmuş.. uslu usturuplu bir dildir diye.. tartışmanın bu kısmını teğet geçip asıl çarpıcı noktaya gelmek istiyorum..

türkçe bir küfür dilidir..

haydaa.. bu da nerden çıktı şimdi.. "güzel türkçemiz"e yapılır mı bu.. deyip beni aforoz etmeden iki dakka efendi olun da okuyun.. bi sakin ol.. bi gevşe.. örneği sadece eylemler üzerinden veriyorum.. cinsel çağrışımı olan ve küfür olarak kullanılabilen fiilleri sıralıyorum..

sevmek
yatmak
oturmak
düzmek
becermek
götürmek
sokmak
kaldırmak
indirmek
yatırmak
batırmak
geçirmek
yaslamak
dayamak
delmek
patlatmak
ayırmak
bastırmak
bağırtmak
kanırtmak
anırtmak
inletmek
gelmek
gitmek gelmek
vd.

görünen o ki toplum olarak güzel memleketimizde pek kar yağmadığı ve çöl şartları da egemen olmadığı için biz de boş durmayıp aklımızı uçkurumuzla meşgul etmişiz.. hani bunun final özdeyişi.. bıyroooan.. dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır..

Pazartesi, Temmuz 12

yok bişey..

olağanüstü sıradan bir gündü.. o gün ne ilikleri titreten kuzeyli bir soğuk.. ne de fırın kapağı açıldığında yüze vuran yalazaya benzetilebilecek bedevi bir sıcak vardı.. dere boyunca sıralanmış asırlık saygı duruşundaki çınar ağaçlarının iki el ayası büyüklüğündeki yapraklarından her hangi bir ses duyulmuyordu.. vadinin iki yamacı arasında işveli bir rakkase gibi kıvrılan yolda ne hırıldayan bir arabaya ne tozu dumana katan bir atlıya ne de umursamaz makamındaki ıslığıyla sessizliğe tecavüz eder halde aksak adımlarla yürüyen bir delikanlıya rastlamak mümkün değildi.. bir çift yaslı göz otobüs durağının karşısındaki ahşap köşkün paslı demir parmaklıklarından hiç gelmeyecek sevgilisinin yolunu gözlemiyordu.. mütevazi caminin avlusundaki yüzü çatlamış kurak toprakları andıran ihtiyar.. son yolculuğuna çıkmadan az önce üzerine yatıp dinleneceği musalla taşını.. höpürdeterek yudumladığı çayını emanet ettiği bir sehpa olarak kullanmadı.. sırtının kamburu kavun yüklü küfeyle bütünleşmiş satıcının ciğerlerinden kopan anlaşılmaz bağırtı hiç bir yerde yankılanmadı.. gelenek ve göreneklerine yaşından beklenmeyecek kadar bağlı olduğu asla bilinemeyecek bir çocuk arkadaşının ilk kez giydiği ayakkabıya bilerek ve isteyerek basmadı.. meydandaki çeşmenin gölgesinde tembelliğin tablosuna figüranlık yapan gececi köpek irkilerek başını kaldırmadı.. vagonları sevda özlem gurbet çilesi sıla hasreti ayrılık acısı kavuşma heyecanı ve envai çeşit hayat hikayeleriyle hınca hınç dolu tren istasyonda durmadı.. bayramdan bayrama yeni kıyafet sahibi olan afacanın eriyen dondurmasından süzülen damla üç yıl önce ramazan bayramında alınan paçaları bir karış havada pantolonuna düşmedi.. piposu solunum sisteminin doğal bir uzvu haline gelmiş kır sakallı yazar bütün mekanik cesaretiyle dijital devrime meydan okuyan emektar daktilosunun tek bir tuşuna bile dokunmadı.. fevkalade olağan bir gündü.. o gün anlatılmaya değer hiçbir şey olmadı..

Cumartesi, Temmuz 3

post-blogpost syndrome..

işbu yazıcığın yegane konusu “ortalama bi insan evladı bloguna post yazdıktan sonra neler yapar..” sorusunun yanıtını aramak olacak.. ortalama derken.. gözlemlediğim tek denek bizzat kendim olduğu için çıkan sonuçlar oldukça ve hatta son derece öznel.. diğer bir deyişle tırt olabilir.. aslında olmayabilir de.. zira tanıdığım bütün insanların ortalaması olduğumu düşündüğüm ve bu düşüncemi çok beğenip kendi sırtımı pişpişlediğim vaki.. siz yine de beğendiklerinizi alın.. beğenmediklerinizi bana bırakın.. "bi kerem bi tek sen sen bunları yapıyosun.. biz hiç te bile senin gibi değiliz.." gibi çemkirik şeylerle gelenin kalbini kırarım..

garip bi şekilde sonrasında neler olacağını öngören bir yazıya başladım.. şimdi buraya yazdıklarım olmazsa çok pis göt olucam.. onçün.. ne büyük bi riski göte aldığımı da bilerek.. insaflı davranacak ve benim öngördüğüm şeyleri normalde yapmayacak olsa bile hatır için yapacak bi kaç arkadaşa ihtiyacım var.. ücret dolgundur.. ödeme elden değilse de yanaktan ve öpücükle yapılır.. iyi de bilader şu giriş kısmından bi kurtul da konu gelişsin serpilsin artık dediğinizi duyar gibi oluyorum.. işim düştüğü için size hak veriyorum ve hemmen konuya zıplıyorum..

tıkır tıkır klavye sesleri -ki dünyanın en güzel seslerinden biridir- nin eşliğinde sular seller gibi yazılan bi yazının.. şöle bi geneline baktıktan sonra.. "yayınla" butonuna basmak suretiylen okuyucuyla buluşması anı kadar keyif veren başka ne var diye düşünüyorum.. aklıma zikişzokuştan başka bişey gelmiyor.. e tabi mevsimsel faktörlerin dürtüklemesi de etkili.. yazının gönderilmesinden sonraki bir kaç dakikayı size içsesim aktaracak.. heppirlikte dinleyelim.. buyurun sayın içses- kendisi türkücü değil ama olsa olurmuş- söz sizin..

olum yazdın ama pek de bi boka benzemedi sanki.. kim okur lan bunu.. lan illaki çıkar okuycak birileri.. bilom okur mesela.. o her şeyi beğeniyo.. beğenmese de beğendim der heralde.. o kadarlık bi insaniyeti vardır.. sonacıma zütlü okur.. magnet okur.. zeyyal okur.. erkekler de okur ama sırf pöpülerliğimi çekemedikleri için hasedinden okumamış gibi yaparlar.. lan koy götüne kim okursa okusun.. hiç kimse okumasa açar kendin okursun mastürbasyon tadında.. sanki hiç yapmadığın şey.. zaten kendi yazılarını senin kadar okuyan bi ikinci kişi yoktur..

du bakalım.. alelacele yazdık ama bi sürü hata vardır şimdi bunda.. bi kontrol etmeli.. neyse ya sonra bakarım.. şu sayaça bakalım kaç kişi okuyo.. vay ipneler.. neden okumuyonuz lan yazımı.. lan bulogır seni de adam bildik o kadar yazı yazdık.. yeaa beni haketmiyo bu sitenin insanları.. herkesin işi gücü fingirdemek.. şurda bi eser koyuyouz ortaya kimsenin siklediği yok.. yazık.. valla yazık..

lan kaç dakka oldu yazalı bi allahın kulu yorum yapmamış.. internetin karanlık ve tozlu raflarından çürüyecek cağnım yazı.. du bi daha sayfaya bakayım belki biri görüp okumuştur.. o da yok.. hay sikecem böle işi.. emesende kim var.. birilerine zorla okutayım.. lan o da ayıp be.. zorla yazı mı okutulur.. du bakalım bi beş dakka daha bekleyeyim.. olmadı zorla morla okutucaz artık..

yenile butonuna bu kaçıncı basışım.. saniye başına düşen tık sayısı iki tam onda yedi.. hakket tadı tuzu kalmadı bilogun.. şunlara bak mına koduklarım.. herkes tiwit peşinde.. yazdıkları laflar da laf olsa.. sanırsın herkes oscar wilde amına koyasın.. fındık kabuğunu doldurmayacak mevzular..
aha.. birisi okuyo.. sayaçta bi kıpırdanma oldu.. lan okudun gittin de neden yorum yapmıyosun ipne.. söğüt gölgesimi bura.. neyse siftahı yaptık ya.. gerisi gelir.. lan yoksa günahını mı aldım herifin.. belki önce okudu şimdi yorum yazıyo.. tabi canım kesin öle.. bekleyeyim biraz.. lan bu kadar uzun sürer mi yorum yazmak.. beş dakka oldu.. ben koca biloku iki dakkada yazdım.. yok ya bu götoş da kesin gitti.. kim bilir emesende kiminle oynaşıyo.. hakketen bu bılogır milletinden adam olmaz.. bi daha yazmam ben de.. zaten kapatıcam silecem üyelik müyelik bırakmıycam.. bal dök yala yapıcam..

sanki milletin de çok derdi.. silip git.. kim ne der.. peşinden elçi gönderip geri mi çağıracaklar saf.. kime trip atıyosun.. zaten silsen de iki gün sonra geri dönmezsen ben de sen değilim.. bi daha bakayım sayfaya.. aboov.. bi sürü yorum gelmiş.. koş koş.. oku oku oku.. lan hepsi eş dost işte.. hatır için çizittirmişler bişeyler.. bi kere de yeni bi insan gelsin düzgün bi yorum yazsın.. yok efem çok sanatsal desin.. azcık daha grotesk olsaymış şahane olurmuş desin.. kafkeskliği tam kıvamında desin.. intertextualitesi az fazla kaçmış desin.. desin işte bişeyler..

ya ben hakketten nankörüm.. iki dakka önce kimse okumuyo diye hayata küsmüştüm.. şimdi yorum beğenmiyorum.. iyi de bunların nesini beğeniyim.. insan az bi özen gösterir.. olmaz ki böle yorum.. cevap yazsam mı.. birine yazsam ötekine ayıp olur.. hepsine toptan tek bişey yazayım.. hem olayı cool yapmış olurum..

tamam.. hadi bakalım yorumlara.. şu ne yazmış.. buna ne demeli.. bu ayar mı verdiğini sanıyo anlamadım ki.. neyse hepsine sıradan basayım kalayı.. en iyi yaptığım şey bu zaten.. kızan olursa "şaka la şaka" der kenara çekilirim..


yaa işte böle okuyucu.. az sonra yayınla butonuna tıkladıktan sonra olcaklar bunlar.. hadi bakalım hayırlısı.. bism..

Çarşamba, Haziran 30

darı başıma.. başım darıya..

bu seferlik idare et.. bi dahakine kesin gelirim.. söz.. dediğimde anlayışla karşılanacağımı beklemiştim.. hayatımın geri kalanında tek bir düğüne gideceğime yemin ettim.. bunun senin düğünün olması için ısrar edersen kendi düğünüme gidemeyeceğim.. dediğimde blöf yapmadığım gibi.. yerime bir kamberi vekil tayin edip gelmesem olmaz mı.. dediğimde şaka yapmıyordum.. arkadaşlarımın üzerinde hiç bi yaptırım gücümün olmaması ne denli kötü seçimler yaptığımın bir göstergesi olabilir.. gerçi bu koca meraklısını ben seçmedim.. bana atandı.. yine de aynı ilkokula başladığımızda günün birinde evleneceğini ve bunun bir salon düğünü olarak başıma patlayacağını öngörebilirdim.. lanet olsun ki başıma gelmiş ve gelecek her şeyde benim de bir rolüm var.. bir tek kellik hariç.. genetik mirasımı da reddedemezdim ya..

baldızlar.. bacanaklar.. görümceler.. kayınvalideler.. kayınpederler.. kayınbiraderler.. karlı kayın ormanında dönüş yolunu bulabilmek için yol boyunca attıkları ekmeklerin çoktan kuşların midesine gittiğini fark eden gretelin dangalak biladeri hansel gibiyim.. tek farkım kuşların midesinin olmadığını bilmem.. keşke ben de midesiz olsaydım.. taşlık sahibi bi güvercin olsaydım bunca iğrençliği daha kolay hazmedebilirdim.. hatta takla atmakla geçecek kısa ömrümde tek bir düğüne bile gitmeme gerek kalmayabilirdi.. en azından bu takım elbiseyi giymeyeceğimden eminim.. aslında bütün bu huysuzluğumun nedenini çok iyi biliyorum.. o da evleniyor.. bekarlık saltanatımın yıkılması yönündeki baskılar artacak.. ama hayır.. direneceğim.. rahat ve halimden memnun görünmeliyim.. çok daha zorlayıcı olanlarına direndim.. bunun da altından girer üstünde halay çekerim..
- hoş geldin canım.. yasemin belki gelmez demişti.. seni görünce çok sevinecek..
- olur mu nejla teyzecim.. iki elim kanda olsa kaçırır mıyım..
- gel ayten öğretmeninin masasına otur.. hadi artık darısı senin başına..
- eheh.. tabi tabi.. yani inşallah.. bakalım.. o da olacak..
- biraz etrafına bak.. düğün bu ayol.. bak ne güzel kızlar var..

nejla teyze ancak kızını evlendiren bi kadının atabileceği desibelde bi kahkahayla uzalaşarak dans pistindeki kalabalığa karıştı.. evet.. ihtiyacım olan şey tam olarak buydu.. şimdi mükemmel.. öğretmenimin tavsiyeleriyle de mücadele etmem gerekiyor.. heralde bulunduğum durumdan daha kötü bi hal ancak gelinlik giyip damadın kollarında dans ediyor olsaydım mümkün olabilirdi.. gerçi nerde bende o şans.. bu lavuğun hali vakti yerinde.. benim evleneceğin adam kesin işsiz güçsüz serserinin teki olurdu.. içip içip döverdi beni.. çalıştırıp elimde avucumda ne varsa alır at yarışına falan yatırırdı.. iyi ki erkek olarak doğmuşum.. bundan sonra her tanrının günü ve her ayakta işediğimde allaha şükretmeliyim.. çok salaksın oğlum.. tanrının gününde Allaha şükredecek kadar salaksın.. bir yalan uydurup arkadaşının düğününe gelmeyecekken türlü komikliklerle geçiştirmeye çalışacak kadar salaksın.. evlenmekten korktuğunu kendine itiraf edemeyecek kadar salaksın.. kendine üç kere salak diyecek kadar salaksın..

ayten öğretmenim elini öptüğüm anda başladığı konuşmasına nefes payı bırakmadan devam ediyordu.. arada vakit yaş çocuk evlen bul bulalım karar ver bekleme mürüvvet darı gibi sözcükler duyuyor fakat anlattıklarına konsantre olamıyordum.. zaten buna da gerek yoktu.. menapoz sonrası dönem tonton kadınların hit parçası olan sen de evlen türküsünü söylediği gözlerindeki ışıltıdan anlaşılabiliyordu.. tansiyonumu düşüren.. gözlerimi karartan bu ışıltıyı nerde görsem tanırdım.. evlilik için bir neden düşündüğümde aklıma bir tek bu insanların telkinlerinden kurtulmak geliyordu.. kendi düğünümü hayal ettiğimde gelin arabasının önündeki evleniyorum ve arkasındaki mutlu musunuz yazılarını görebiliyordum.. takı merasimi sonrasında topladığım altınları alıp kayıplara karışıyordum.. ama bu tatlı rüyadan her seferinde başıma düşen darı taneliriyle uyanıyordum..

bu kez darı serpiştiren yasemin ve çiçeği yakasında kocası ahmetti.. boyunlarına astıkları kurdeleyle salonu haraca kesmeye çıkmışlardı.. yakası göbeğine kadar açık gelinlikten yaseminin memelerine tepeden bakarken altını takmak bi hayli zor oldu.. öpüştük simleştik iyi dileklerimizi değiş tokuş etik ve ben oturdum.. onlar eşkıyalık yoluna devam etti.. ben oturdum.. ben hala oturuyordum.. beni tanıyanlar da bunu sık sık söylüyordu.. sen hala otur.. belki de haklıydılar.. belki de evlenen milyarlarca insanın bir bildiği vardı.. ne belkisi lan.. kesin vardır yani.. yok arkadaş.. benim bu yolum yol değil.. kurunun yanında yanan yaş olacaktım.. herkes camdan atlasa.. bi an bile düşünmeden ben de atlayacaktım.. yeterince oturdum.. artık ayağa kalkacaktım.. hayatımın hiçbir döneminde ve hiçbir konuda o anki kadar kararlı olduğumu hatırlamıyorum.. evet evet.. bu düğün bana iyi gelmişti.. gülümsememe engel olamıyordum..

o sırada ayten öğretmenimin ceketimi çekiştirdiğini ve beni oturtmaya çalıştığını fark ettim.. bilmediğim bir zaman dilimde ayağa kalkmıştım ve sanırım bir süredir ayakta duruyordum.. durumu toparlamak için ayten öğretmenime benimle dans eder misiniz genç bayan dedim.. ceketimi tutan elini ikinci kez öptüm.. bu kez başıma götürmedim.. birlikte piste çıktık.. ödev yapmadan yattığım gecelerdeki kabuslarımın kadını kollarımdaydı ve inanın berbat dans ediyorduk.. lunaparktaki çarpışan arabalar gibiydik.. dizlerimizin çarpışmadığı zamanlarda birbirimizin ayağına basıyor.. ayağımıza basmadığımız zamanlarda alandaki diğer çiftlerle çarpışıyorduk.. itin götünde daha ileri bir noktaya ilerlememe gönlü razı olmayan canım öğretmenim yoruldum ben diyerek bu işkenceyi bitirdi.. ben de lavaboya gitme bahanesiyle olay mahallinden uzaklaştım.. birinci sınıftaki 23 nisan müsameresinden sonra ettiğim ikinci danstı ve kaderin işvesi olacak ki bu da ilkokul öğretmenimleydi.. çocukluk travmama kaçak kat çıkmıştım.. bundan sonra dans dendiğinde okuldan başka bir şey anımsamam mümkün değildi.. ağrışım dünyamda dans ile ilgili arsaya haciz konmuştu.. kendime daha fazla acımamak için içeri girmedim.. salondan çıkarken kalabalık halaya dönüşmüştü ve emin olduğum tek bir şey vardı.. töre gereği tecavüzcümle evlenmek zorunda bırakılmadığım sürece evlenmem olanaksızdı..

Salı, Haziran 29

hıyargiller..

ilmi nebatat ile iştigal edenler bilir.. aslında çarşı pazar gezen ve zerzevatla beslenen her zevat da bilir.. bitkiler alemi kendi içinde bir takım familyalara ayrılmış ve bir çeşit kutuplaşma zuhur etmiştir.. bazıları aşiret gibidir bu familyaların.. misal..

baklagiller..
fasulye.. bezelye.. bezelyenin iricesi araka.. nohut.. bakla.. barbunya.. börülce karnıkara ve adını burada zikredemediğim niceleri.. bu şefersizler acaip provokatör karakterlidir.. insanı gaza getirmekte üstlerine yoktur.. sindirim sistemine bir azot bombası gibi düşer ve vücut ikliminin kimyasını alt üst ederler.. kuruluş ve yönetim bakımından tam bir aşirettir.. ailenin en büyük üyesi olan baklanın koyduğu tarla kanunları geçerlidir.. bu yüzden de aşiretin adı baklagillerdir..

turunçgiller..
mandalina.. portakal.. limon.. greyfurt.. turunç bu familyanın üyeleridir.. dört mevsim şort tişort gezen bu zibidilerde pek bi sıcak meraklısıdır.. iki soğuk görseler gripten kırılır cıtkırıldım tombalaklar.. lakayt görünümlerine rağmen askeri düzen gibi hemen hepsi tek tip giyinir.. rütbesine göre sarıdan turuncuya hiyerarşik bi zincirin irili ufaklı halkalarıdır her biri..

turpgiller..
böle bi familyanın var olduğunu belki de ilk kez benden duyuyosunuz.. neden.. çünkü bu arkadaşlar nebatat aleminin yer altı dünyasını yöneten bi mafyanın üyeleridir.. öle pek göz önünde değillerdir.. saman altından su yürütürler.. varlıklarını kimseye belli etmezler.. önde gelenleri turp.. şalgam.. havuç ve pancardır.. grubun en iri üyesi olan pancar görünümünün aksine şeker gibi bir arkadaştır.. tanısnaız eminim siz de çok seversiniz..

hıyargiller..
evet gene apıştınız.. ama bu kez haklısınız.. böyle bi familya yok.. yok ama neden yok.. bi sorun bakalım.. aslında gerek görünüşleri gerekse yetiştirilme tarzlarına ve aldıkları aile terbiyesine bakıldığında hıyar.. kabak.. kavun.. karpuz ve susak pek ala bir araya gelip fevkalade olağan bir tarzda kendi topluluklarını kuramazlar mı.. şu vakte kadar böyle bir familya oluşamamışsa bunun sebeplerini didiklemeli ve bir "hıyargiller olma bilinci"nin oluşması için gayret sarf edilmeli değil mi..

şahsi kanaatime göre bu arkadaşların ayrı düşmesindeki en büyük pay hıyarın olur olmadık hıyarlık etmesi ve emmeye gelmediği gibi gömmeye de bir o kadar mesafeli durmasıdır.. karpuzun büyüme hevesiyle yan gelip yatması.. kabağın çiçek sevdası.. kavunun kelek yapması ve susağın ağzının bozuk olması da buna eklenince haliyle işin boku çıkmıştır.. hal böyle olunca diğer bitkilerin aksine bu tohumuna yandıklarım daha doğru düzgün bir isim altında bile toplanamamışlar.. ne bir meslek grupları ne de bir sendikaları olmuştur.. yazık ve de günah değil midir.. onların da canı can değil midir.. ey ara sıra da olsa hıyarlık deneyimi yaşamış insanlar.. sorarım size.. bu yazıyı sonuna kadar okumuş olmak da çeşit hıyarlık değil midir.. hemen bilinçlenin taam mı..