Pazar, Ekim 31

sen anlamazsın..

yani diyorum ki anlam veremediğim şeyler var.. kendimi övmek hoş bişey değil ama bazı gerçekleri kabul etmek gerek.. kafası çalışan bi herifim.. tamam mazimde bi takım eblehliklerim oldu.. hali hazırda olmakta.. müstakbelde olacaktır da.. ama onlar minik ve sevimli salaklıklar.. hem hangimizin omadı ki.. hangimiz burnuna erik çekirdeği sokmadı.. hangimiz bi gsm baz istasyonu kulesinin tepesine tırmanmadı.. hangimiz askere gitmemek için askerlikten bin kat zor bi yolu tercih etmedi.. hangimiz özeleştiri yaparken bizliğe sığınmadı.. ya bu örneklere devam edemiycem galiba.. baya bi salakmışım lan ben.. yo yooo.. sadece ben değil.. salaksak hepimiz salağız..

yani demiyorum ki ben bişeyi anlamıyosam o şey anlamsızdır.. ama diyorum ki ben bişeyi anlamıyosam o şey büyük olasılıkla anlamsızdır.. tam şu arada bi örnek vermezsem siz değerli okurlarımın ilgisini kaybedebilirim..

anlamadığım şey örneği 1..
sağda solda sürekli bi dürüstlük hikayesi anlatılıyo.. işte samimi olsun yalan söylemesin hebele hübele.. tamam.. olayım dürüst.. yarın en bayramlık kıyafetlerimi giyip kamuya karışayım.. karşılaştığım insanlara "böyle göründüğüme bakmayın.. aslında ben bir dilenciyim.. çalışsam çalışabilirim.. ama özümde tembel bi mizaca sahibim ve çalışmak istemiyorum.. bu yüzden dileniyorum.. tembel olduğum kadar da dürüstüm.. hadi bana para verin.." desem.. kim çıkarır da üç kuruş atar.. onu geç en bayramlık ağzını açıp en gün görmemiş küfüreri etmez misin bana.. galiz galiz.. peki sen bu tipte bi dilenciye para verir misin.. ama türlü hüllelerle aldatsam yüreciğinden ne koparsa bişeyler verirsin.. vermesen de içinde bi eziklik duyarsın.. al işte sana bi çelişki.. gel de anla..

anlamadığım şey örneği 2..
sahip olmadığımız her şeyi istiyoruz.. yanımızda olmayan sevdiklerimizi özlüyoruz.. olmadığımız yerlere gitmek istiyoruz.. görünmediğimiz gibi görünmeyi arzuluyoruz.. ve fakat ola ki bunlardan birini elde ettiğimiz hallerde de ya hemen sıkılıyoruz ya da başka hedeflere göz dikip planladığımız kutlamayı es geçiyoruz.. e bu olan bitenin gayet farkında olmamıza rağmen değiştirebilmek adına elimizden gelen hiç bi şey yok.. çaba var mı desen.. bende o da yok.. sende olmayabilir ama bende var desen.. ona da inanasım yok.. gel de anlat..

anlamadığım şey örneği 3..
aslında yazıya başlarken vereceğim bi kaç örnek daha vardı ama şu an onları hatırlamıyorum.. hah biri de bu unutma hadisesi.. bak şimdi.. ben aynı ben.. kafa aynı kafa.. ortam sıcaklık falan hepsi aynı.. ama daha on dakka önce aklımda olan şey yok.. abi nereye gider bu fikir.. daha demin burdaydı.. fazla uzaklaşmış da olamaz.. unutulan şeylerin gittiği bi ülke bi coğrafya mı var.. ha bi de bazıları geri geliyo.. bazıları gelmiyo.. neye göre oluyo bu.. belki de bu sorunun cevabını da biliyodum ve unuttum.. hadi bakalım.. gel de hatırlat..

anlamadığım şey örneği son..
misal anlamlar yenilince biz de yenilmiş sayılır mıyız.. ya da terkeden midir daha az seven.. ya da incitmekten korkan mıdır sevemeyeceğini bildiği için reddeden.. o değil de kulunun sözüyle haraket eden bi tanrıya dua etmek 32 yaşındaki bir çocuğa nasıl izah edilir.. ya da kabul olmayan dualar için hangi makama dilekçeyle itiraz edilir.. abi bu apartıman gibi gemiler nasıl suyun üstünde duruyo lan.. durmayı geç.. bi de gidiyo namıssızlar.. vayamınakoyasın yeaa.. gel de koyma..

Perşembe, Ekim 28

parmak çocuk..

sınıfta böbürlenerek parmak kaldıran arkadaşını öğretmene işaret edip buna söz hakkı ver gibisinden sevimli mimikler yapan ezik bi çocuk vardır.. tanıdınız di mi bu piçi.. her sınıfta vardır bu modelden.. üç numara tıraşlı kafası yaramazlıklarının sabuka kaydı yarık izleriyle doludur.. aslında hiç bi sorunun cevabını bilmeyen bu piçin arkadaşlarına hava atmak için parmak kaldırıp.. öğretmen baktığında kafasını kaşıyo gibi yapması oldukça sıradandır.. en olmadık zamanlarda parmak kaldırmadan ortaya atlamasıyla aldığı parmak kaldır da konuş uyarıları ona vız gelir.. heceleyerek de olsa bildiğini okur.. Haftada bir vukuuat sebebiyle gelen annesine öğretmenlerin yaptığı zeki ama çalışmıyo.. çalışsa yapacak hergele.. yorumlarının öznesi olmuştur her zaman.. evet tembeldir ama sevimlidir kerata.. bi yolunu bulup o çirkin sıfatı sevdirmesi aslında ne büyük beceridir de kimse pek farkına varmaz o yıllarda..

işbu piç.. parmak kaldıran arkadaşını öğretmene işaret ederken aklından sınavda o arkadaşından alacağı kopyalar mı geçmez.. çalışkan arkadaş kişisi bi kızsa bahçedeki ağacın altında kıstırıp öpmek mi geçmez.. neler gelir de geçer o iki kepçe kulağın arasındaki havası inik veleybol topu ebatlarındaki kafasından..

bi kaç yıl sonra kamışına yürüyen suyun tazyikiyle üç numara tıraş yerini bol jöleli alengirli saçlara bırakır.. işte o yıllarda sütyen takmaya henüz başlayan kızların ilgisini çeker.. kızların efendi adam yerine piç tercihinin 1.60 boyundaki yürüyen ispatıdır.. daha önceleri sınıfın en çalışkanı olan ve ilk paragrafta parmak kaldırırken böbürlenen çocuğa aşık olan kızlar artık bu piçin peşinden ayrılmazlar.. parmak kaldır da konuş uyarıları yerini arkadaşım indir o elini tehditlerine bırakalı bi kaç yıl olmuştur.. parmak çocuk okul çıkışı parkta kendisinden bi kaç yaş büyük benzerleriyle ilk sigarasını yine bu yıllarda içer.. alt komşunun kızıyla öpüşür.. kelebek sallamayı.. bilardo oynamayı öğrenir.. elli küsur arkadaşı.. altı tane sevgilisi.. bir tane kan kardeşi vardır.. dünyanın en mutlu insanıdır..

zaten neden gittiğini babası öğretmenleri ve kendisinin de bilmediği okulundan nihayet ayrılır.. buna bir tek annesi üzülür.. işe girmez çalışmaz.. annesinden aldığı paranın yarısıyla kontür diğer yarısıyla bira alır.. her gün babasıyla kavga eder.. kapıyı çeker çıkar.. gece geç saatte kimse duymasın diye sessizce kapıyı açar.. babası yanında yatan karısına sen yüz veriyosun bu eşşoğlusuna.. yarın bi işe girip çalışacak.. çalışmıyosa siktirsin gitsin.. o kadar.. der.. ama piçin çalışmaya niyeti yoktur.. bi kaç işe girer.. birileriyle kavga edip çıkar.. bi kıza aşık olur.. kız yüz vermez.. arabesk dinler.. daha çok içer daha çok kavga eder.. bi yolunu bulup kızı kendine aşık eder.. vakti gelir bin türlü şamatayla askere gider.. binbir türlü palavrayla geri gelir.. komutanları onu çok sevmiş.. çok rahat askerlik yapmıştır..

annesine sevdiği kızı anlatır.. önce iş bul.. çalışmayana kız vermezler der annesi.. bu yaşına kadar güvenliği sadece tehdit eden piç güvenlik görevlisi olur.. naylon kumaşlı palyanço kıyafetini andıran üniforma ne de çok yakışmıştır ona.. artık bi işi vadır.. sevidiği kızla evlenectir.. yine dünyanın en mutlu insanıdır.. işyerinde telefon çalar.. müdür onu çağırmıştır.. aynada saçını başını düzeltir.. müdürün odasına çıkar..

parmak kaldırırken böbürlenen çocuk ceketini güvenlik görevlisine uzatır..
- bunu hemen kuru temizlemeye götür.. oyalanma sakın toplantıya giricem.. der..

arkadaşını öğretmene işaret edip buna söz ver gibisinden sevimli mimikler yapan çocuk askerden yeni gelmiş olmanın şartlanmışlığıyla..

- emredersiniz komutanım..
der.. çıkar..

o artık dünyanın en mutlu insanı değildir..

Cumartesi, Ekim 23

yassak bilader..

burada politik yansımaları olabilecek tartışmalardan uzak durmaya çalıştım hep.. bana göre değildi.. duyarsızlık değildi bu ama bu yolla tartışmak anlamsız geliyordu.. bu tavrımdan tümüyle vazgeçmedim ama türban tartışmaları canımı çok sıkıyor ve sessiz kalamıyorum.. bi arkadaşımla sohbet ederken onun kafasını siktiğim gibi burada da sizin beyninizi gözüme kestirdim.. bi kereden hiç bişey olmaz deyip olaya girelim..

yıllar süren ve bir türlü çözülemeyen bir sorun olarak türban yasağı öyle dallanıp budaklandı ki artık tartışanların en büyük referansı sahip oldukları kuru inatları olmaya başladı.. saflar her tartışmada biraz daha belirginleşti.. aynı tarafta toplananlar birbirinden güç aldı ve oluşturdukları sinerjiyle diğer taraftan daha çok nefret etti..

oysa ki bu konu tartışılırken temel alınacak daha nesnel referanslar olmalı.. aslında var da.. konu politik bir boyutta değerlendiriliyor çoğunlukla.. siyasi bir sembol olduğu.. iktidar partisinin seçmen tavlamak için bunu kullandığı.. siyasal islamın laiklikle hesaplaşma çabaları.. ve daha pek çok argüman.. diğer bazı tartışmacılar konunun tarihsel boyutuna odaklanıyor.. kılık kıyafet devrimi.. şapka kanunu.. atatürkün temellerini attığı çağdaş laik türkiye modeliyle türbanın uyuşmazlığı.. gericilik.. asurlar sümerler hititler.. dogmatik sembollerin üniversiteye girmemesi gerektiği.. ve daha fazlası.. hukuki boyutta tartışanlar da var doğal olarak.. anayasanın laiklik ilkesi.. mahkeme kararları.. yönetmelikler.. kamusal alan.. hizmet alan.. hizmet veren.. türban.. sıkmabaş.. çene altı.. ve uzar gider..

başka boyutlar da var ama ben daha fazla uzatmak istemiyorum.. yukarıda saydığım ayrıntılara boğulmadan konuyu kendimce doğru bir konuma oturtabildiğim bir boyuttan daha bahsedicem.. insani boyut.. evet.. tartışmaların arasında kaybolup giden ya da daha beteri göz önünde olması istenmeyen bir boyut bu.. insan hakları ve bireyin özgürlüğünden söz ediyorum.. yasağın haklarını gasp ettiği insanların vergi verdikleri.. vatandaşı oldukları devletlerinden bekledikleri yüksek öğrenim alma hakkı.. devlet din dil ırk renk mezhep kıyafet gözetmeksizin her vatandaşına eşit olarak vermekle yükümlü bu hizmeti.. bir vatandaşı için koyduğu ölçütler bir diğeri için olanlardan farklı olamaz.. olmamalı.. kapıya bir görevli dikip sen dur.. sen geç.. demek için dış görünüş yeterli bir ölçüt olmamalı..

konuyu insani boyutuyla ele aldığımda diğer tüm boyutların artık hiç bir önemi kalmıyor gözümde.. benim sıralamamda insan olmak.. çağdaş olmanın.. atatürkçü olmanın.. seküler olmanın.. sağcı veya solcu olmanın hepsinin önünde gelir ve karar vermemde hepsinin toplamından daha çok etki eder.. evet.. ben seçimimi yasaktan değil özgürlükten yana yapıyorum.. ve diğer boyutlardaki ayrıntıların hiçbiri bunu değiştirecek kadar önemli olamaz..

çok saf oduğumu düşünenler olacaktır.. saflıkla paranoya arasında bir seçim yapmam gerekiyorsa.. ben saf olmayı seçiyorum..

Cumartesi, Ekim 16

bal.. düğün.. mermi..

- dayı çay içer misin..

söylersen içerim bidene..

- bilader bize iki çay versene..

sen cağra mı içiyon.. içme yeğenim.. çağra çok fena.. adamın ferini fesini alır.. dey mi.. bence doğru gonuşuyom.. benim dedem vasiyet etti bana.. 114 yaşında öldü.. rakı içerdi ama hiç sigara içmemiş.. yayla havasını çekmiş çigerlerine.. bana da içme torunum dedi.. ben de ağzıma sürmedim.. onun yerine gider en iyi balı alır onu yirim.. dey mi.. bal yirim daha iyi onun yerine.. rakı içerdi ama rahmetli.. rakı iç.. rakı içerken yanında etini balığını yirsin.. rakıdan bi zarar gelmez.. ailen de yer nasiplenir.. rakı adamı yedirir.. ama cağra öle değil.. çek çek höffle.. kime ne faydası var.. cağra iştahını keser.. içme yeğenim..

- doğru diyosun da meret çok tatlı be dayı..

sen de haklısın icabında.. herkesin bi hastalığı var.. bazısı komar oynar.. bazısı içki bazısı da cağra.. bende duğün hastalığı var. duğün oldu mu işi gücü tarlayı tapanı bırakırım.. giderim.. hiç bakmam.. giderim derdimi tasamı unuturum.. yazın yaylada şenlik oldu muyudu ben bi hafta onbeş gün giderim hep.. burda dernek var.. otobis kaldırıyo.. ona binerim giderim.. benimki de duğün hastalığı.. cağra içeceğine duğüne git.. kafan genişler.. rahat edersin.. dey mi..

- düğün sevmiyorum ben..

la duğün sevilmez mi.. cağra içmesen severdin.. ben senin yerinde olsam o cağraya vereceğim paraylan mermi alırım.. yazın yaylaya gidende atarım.. bari sesini dinlerim.. dey mi.. sesini dinlerim.. eccük gencelürüm.. valla cağradan iyidir.. her gün beş kağat veriyon ona.. o paraylan bi çuval mermi alır atarsın.. bence doğru konuşuyom..

- senin çocuklar içmiyo mu..

içmez mi anasını bilmem nettiklerim.. ben onlara da çok anlatıyom ama dinleyen yok.. diyom oğlum bu iyi bişey olsa sizden önce ben koşar alırım hepisini ben içerim.. bırak bunu diyom.. dey mi.. iyi bişey olsa en çok ben içerim.. bunu bırak rakı iç sen.. duğüne git.. silah at.. cağra neymiş.. o paraylan git en iyi balı al onu yi..

- dayı sen ne iş yapıyon..

benim arılarım var.. arıcılık yapıyom.. çok güzel balım var.. hakiki katkısız bal.. gel sana en iyisinden vereyim iki kilo..

- kaç para..

kilosu 40.. ama en iyi bal.. yayla balı..

- dayı çaylar için sağol.. ben kaçayım.. sen de fazla durma bence.. dumanlı burası.. dokunur..

Cumartesi, Ekim 9

sakız..

uzunca bir süredir nerden geldiği ve ne zaman gideceği belli olmayan bir isteksizlik halini yaşıyordum.. öyle ki otonom sinir sistemiyle otomatik pilota bağlı olmasa bi gün nefes almaya üşenicem ya da kalbimin atmasından kafam şişecek ve o dakka biticekti her şey.. bu çok boktan bir ruh hali.. kendi gülmelerimin sahte oluşundan pay biçip aslında herkesin çok mutsuz olduğunu ve fakat bunun farkında olmadıklarını düşünür oldum.. bununla kalmayıp diğerlerini de ayıktırmaya.. onları da mutsuzluk çemberime katılmaya davet ettim.. nerede ya da kiminle olursam olayım gündemim mevzum bu bıkkınlık.. bi süre sonra kendimi etrafa mutsuzluk saçan biri olarak görmeme sebep oldu.. piskolocilerimin bozulduğuna hükmettim.. kendisimi karantinaya kapattım..

karantina sürecim çok verimsiz geçti.. mecbur kalmadıkça evden çıkmadım.. kıyafet değiştirmedim.. tıraş olmadım.. hayatıma bi çorap olsun yeni bişey sokmadım.. kendimi nadasa bıraktım.. bi miktar psikoloji okudum.. çeşit çeşit ruhsal bozukluklardan kediminkini seçmeye karar verdim.. hangisini okusam tıpkı ben.. hangisini okusam hiç ben değil.. pisikoloci bilimine olan saygımı yitirdim..

sonra filim izlemeye başladım.. deli gibi filim izledim.. filimler yaşadığım hayatı bi kenara atıp başkalarının hayatlarıyla oyalanmamı sağlıyordu.. beni ikişer saatliğine hayattan koparan filimler artan dozlarda almaya başladığım uyuştrucum oldu.. sonra durdum.. oldum olası bağımlıktan nefret ederim.. kendimi beğenmişliğimden olsa gerek her hangi bişeye bağlanmak ve bu bağımlılığın irademin önüne geçtiğini görmek canımı sıkar.. gereksiz yere irademi yaşatmak uğruna isteklerimle inatlaşırım.. yine inatlaştım.. ben kazandım..

hani bazen olur.. her zaman gördüğünüz bi şeye bi an gelir çok farklı bi gözle bakarsınız da sanki o şeyi ilk kez görüyormuşsunuz gibi gözünüzü ondan alamazsınız.. bazen şarkılarda da olur bu nane.. onbininci dinleyişimde çok sevdiğim şarkılar olmuştur mesela.. işte bugün bana bundan oldu.. her bi kimsenin her zaman söylediği bişey geldi aklıma.. küçük şeylerle mutlu olmak.. bunu o kadar çok duydum ve hatta belki söyledim ki.. sıradanlığı işlevselliğinin önüne geçmişti.. ama bu gün söylediğimde farklı bişey oldu.. sadece söylemedim. hissettim.. adeta iman ettim.. biat ettim.. tamam abarttım..

hemen denemeye karar verdim.. üzerimi değiştirip dışarı çıktım.. bakkala gidip bir tane şekersiz sakız aldım.. parktaki banka oturdum.. birazdan ağzıma atacağım sakızın hayatımda çiğneyeceğim ilk sakız olacağına kendimi inandırmaya çalıştım.. sakızımı ambalajından çıkardım.. ağzıma attım.. çiğnemeye başladım.. biraz sertti.. ne olduğunu anlayamadım ama hoşlandığım bi tadı ve kokuyu ağzımda hissettim.. çiğnemeye başladım.. dişlerimi sıktığım halde birbirlerine sürtmüyor olmalarına hayret etmeye çalıştım.. ettim.. bir taraftan sakızımı çiğniyor bir taraftan da aptal aptal gülümsüyordum.. sonra çok daha değişik bişey denemeye karar verdim.. sakızı öndeki dişlerime yaslayarak dilimle düzleştirdim.. orta yerinden dışarı doğru bir bombe yaptım.. dilimi geri çekip o boşluktan dışarı üfledim.. sakızın kaçmasını engellemek için dudaklarımla prosese mukayyet oldum.. şişirdim.. şişirdim.. patladı.. güldüm.. mutlu oldum..

kolaymış la..